" />
“İyi toplum” denildiğinde…

“İyi toplum” denildiğinde…

ABONE OL
Ekim 6, 2026 14:51
“İyi toplum” denildiğinde…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

OKTAY EROL

“İyi toplum” denildiğinde…

Öyle bir kirlendik ki; haksız kazanç sağlayana, seçmenin istencini yok sayana, çalarak varsıllaşana, aç bırakıp “ekmekle” doymaya zorlayanlara öyle ödüller verdik ki… Yaşadığınız kentte kime bakarsanız bakın, mutlaka bir “haksızlık” bulaştırarak tanımlayacağınız öyle çoklarını listeye ekleyeceksiniz ki? Emekçisiniz, emeklisiniz, açlık sınırı altında aylıkla ay sonunu getiriyorsunuz, kış aylarının soğuğu için hazırlık da yapamadınız… Ama olsun, “çıkmadık canda umut vardır” diyerek yaşama sarılırken, bir yandan da sizi bu zorlukların içine sürükleyenlere sessizsiniz, yetmedi gördüğünüz yerde yaranmak için gülümsersiniz, yetmedi ödüllendirirsiniz…

Bir yerde okumuştum; iyi bir toplum nasıl oluşturulur, diye soruyordu! İyi bir toplum derken en yalın anlamıyla, insanın yalnızca kendi iyiliğini değil, toplumdaki diğer insanların yaşamını da önemsemesi anlaşılmalı kanımca… Çocukların güven içinde büyüyebildiği, yaşlıların yalnız bırakılmadığı, emekçinin alın terinin karşılığını aldığı, yoksulun hor görülmediği, güçsüzün güçlü karşısında ezilmediği bir toplumdan söz ediyoruz. Adaletin yalnızca mahkeme kapısında aranmadığı; evde, okulda, işyerinde, sokakta yaşatıldığı bir toplum… İyi toplum, herkesin aynı düşündüğü toplum da değildir. Farklı düşüncelerin düşmanlık nedeni yapılmadığı, insanın düşüncesinden dolayı dışlanmadığı, hakkını aradığı için cezalandırılmadığı toplumdur.

***

Peki, böyle bir toplum nasıl oluşturulur? “Önce insan kendisine bakmalı” denir biliyorsunuz… Ama nasıl? Çocuğunun geleceğinden korkan, eşinin işini yitirmekten çekinen, kendi ekmeğini düşünmek zorunda bırakılan, yarın başına ne geleceğini bilmeden yaşayan insandan mı? Korkunun egemen olduğu yerde insandan cesaret beklemek ne kadar gerçekçidir? İnsanlar çocuklarıyla, eşleriyle, işleriyle, ekmekleriyle baskılanırken hangi “ben”den söz ediyoruz? Gecesi güven içinde olmayanın gündüzü nasıl özgür olabilir?

Demek ki iyi toplum, önce insandan özveri bekleyerek kurulmaz. Önce korkuyu ortadan kaldıracak bir düzene gereksinim var… İnsanın ekmeğinin tehdit konusu olmadığı, çocuğunun geleceğinin kimsenin iki dudağının arasına bırakılmadığı, düşüncesini söylediği için bedel ödemediği, hakkını aradığı için yalnız kalmadığı bir düzen… Ancak böyle bir yerde insan gerçekten kendisine bakabilir. Çünkü özgür olmayan insanın ahlakını sorgulamadan önce, onu özgür bırakmayan düzeni sorgulamak gerekir.

***

Peki, korkunun olmadığı bir toplum kurulduğunda ne olacak? Her şey kendiliğinden düzelecek mi? Elbette hayır! Çünkü “iyi toplum” yalnızca korkunun olmadığı değil, “hakkın” gözetildiği, “liyakate” uyulan toplumdur. Bir insanın kazancı, başka bir insanın yoksulluğu pahasına büyümemelidir. Birinin sofrası büyürken binlercesinin sofrası küçülüyorsa, ortada toplumsal bir başarıdan söz edilemez. Bakacağımız yer yalnızca insanların birbirine davranışı olmamalı. Üretilen değerin nasıl bölüşüldüğüne de bakmalıyız. Toprağından verim elde etmek için çalışanla, fabrikada üretim yapanla, işyerini sabahın erken saatinde açanla, çocuklarını okula yetiştirmek için koşanla, yıllarca çalışıp emekli olanla aynı toplumun parçası olduğumuzu unutmamalıyız.

Bakmayın siz “yoksulluğun” açlıkla sınanışına, yoksulluk yalnızca “yoksulun” sorunu değildir. İşsizlik yalnızca “işsiz” kalan kişinin derdi değildir. Bir çocuğun iyi eğitim alamaması yalnızca o çocuğun geleceğini eksiltmez. “Toplum” dediğimiz şey tam da buradadır aslında: Birimizin yarasının, hepimizin yarası olduğunu anlayabildiğimiz yer… İyi toplum, “bana ne” sözünün utanç verici duruma geldiği toplumdur.

***

Aynı pazarda filemizin küçüldüğünü görüp susuyorsak, çocuğumuzla komşunun çocuğu arasındaki gelecek uçurumuna bakıp yalnız kendi çocuğumuzu kurtarmaya çalışıyorsak, gençlerin en verimli dönemlerinde “geleceklerini” ondan/ bundan diye ayırırsak, emekçileri/ emeklileri/ çalışanları yaşamın zorluklarında yazgısına terk edersek ortada yalnızca geçim sıkıntısı yoktur. Birlikte yaşama duygumuzu da yitirmişiz demektir.

Oysa “toplum” dediğimiz şey, aynı sokaklarda yaşamaktan daha çoğudur… Komşunun ışığı sönünce kendi evinin aydınlığını eksik bulabilmektir. İşçinin alın terine, emeklinin sofrasına, çocuğun düşüne sahip çıkabilmektir. Kimsenin aç kalmadığı, kimsenin korkuyla susmadığı bir yaşamı birlikte kurma isteğidir. Belki bugün bize düşen, büyük sözler söylemek değil; yanımızdakinin elini bırakmamaktır. Çünkü bir toplum, en güçsüzünü yalnız bıraktığı gün yoksullaşır.

Bilgi Paylaştıkça Çoğalır!

KozanBilgi.Net’te yer alan Yüz Binin üzerinde haber, yazı ve fotoğraflar emeğin ve yerel gazeteciliğin bir ürünüdür.
Ticari amaç olmamak üzere içeriklerimizi KozanBilgi.Net’i kaynak göstererek ve aktif bağlantı vererek sevdiklerinizle veya sitenizde gönül rahatlığıyla paylaşabilirsiniz.

" />
" />

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.