İBRAHİM FAİK BAYAV
Cuma Suresi’nin 6’ncı ayeti, Hazreti Muhammed’e ”kul / söyle” diyerek başlıyor. Hazreti Muhammed kimlere söyleyecekti?.. ”Ellezine hadü” tanımı yapılan kişilere söyleyecekti. O da söylemiş.
Türkiye’deki tüm mealler ve tefsirler, ‘Ellezine hadü’ اَلَّذينَ هَادُوا tanımını Yahudi milleti anlamında Türkçeye çeviriyorlar. Bu tanım tüm Yahudi milleti için değil, Medine içinde belli bir grup için olmalıdır. Çünkü önceki ayette, bazı hadiler üzerlerinde taşıdıkları Tevrat’ı taşımaktan vazgeçince eşeğe benzetilmişti. Tevrat kitabını tüm Yahudiler üzerlerinde taşıyamazdı. Öyle ise kimdi ‘Ellezine hadü’ tanımı yapılanlar? Ayeti okuyalım:
Cuma Suresi altıncı ayet: ”Ya eyyühellezine hadü!.. İn zeamtüm enneküm evliyaü lillahi min düni’n-nasi fe temennü el-mevte. İn küntüm sadıkıin”.
Bu ayette diyor ki; ”Eğer kendinizi diğer insanlardan üstün biliyor, kendinizi Allah’nın seçilmiş kulları sanıyorsanız… mevti temenni ediniz”. Ayet ‘Mevti temenni ediniz’ derken, bizim anladığımız ve bildiğimiz ölümden mi bahsediyor? Hayır.
Cuma Suresi, Medine’de Hazreti Muhammed’e inmiş. İniş, Medine’nin İslam devletinin kuruluşundan sonra olduğu anlaşılıyor. Fakat bu ayet ile, bir gerçek ifşa ediliyor:
Hazreti Muhammed’in ”Ya eyyühellezine hadü” hitabındaki ‘Hadü’ هَادُوا meslek belirten ‘hidayeten’ masdarının davranış bildiren sözcüğüdür. ‘Ellezine hadü’, Tevrat kitabından okuyarak ve anlatarak, topluma yol ve usul gösterme görevini kendilerine meslek edinmiş kimseler demektir. ”Söyle” emrini alan Hazreti Muhammed, işte, tanımlanan bu kişilere söyleyecektir.
Ayet ifadesinden anlaşıldığına göre, hadiler (Yahudiler değil), kendilerini toplum üzerinde, Allah için seçilmiş insanlar sanıyorlarmış. (Belki de Medinedeki toplum öyle algılamıştı) Eğer öyle ise, hadilerin MEVT’i temenni etmeleri… yani sükûnet içinde toplumun saadetini düşünmeleri gerekiyordu. Evliya olabilmek, kendini topluma adamayı gerektirirdi. (Bu ayette geçen ‘mevt’, yaşamın bitişini belirten ‘ölüm’ demek değildir)
Mealciler ‘mevt’ terimini ‘ölüm’ anlamında Türkçeye çevirince, ayetin verdiği mesaj bozuluyor.
‘Mevt’, اَلْمَوْتَ Arapça Türkçe lügatte, ‘sakin olmak’ anlamında gösteriliyor. Bu, hareketliliğin durduğu anlamındadır. Canlı bedende kalbin durmasıyla hareketlilik sona erdiği için, ona ‘ölü’ hükmü verilmiş oluyor.
Ayette ‘ellezine hadü’ tanımı yapılan kişilere ”mevti temenni ediniz” çağrısı, kendinizi, diğer insanlara üstün gösterecek davranışı artık bırakınız, demek oluyor. Hazreti Muhammed’in hitap ettiği Medine’nin hadileri, çağrıya uysalar, Allah’ın seçilmiş kulları olamasalar da, Allah’ın seveceği kullar olabilirlerdi denebilir. Olabilirler miydi gerçekten?.. Sonraki ayete bakalım:
Cuma Suresi yedinci ayet: ”Ve la yetemennevnehü ebeden”...
Bu ayet ifadesi, hadilerin, mevti… yani sakin olmayı temenni etmeyeceklerini belirtiyor. Hem de hiç bir zaman.
Dikkate alınacak soru şu: Ayetteki ”la yetemennevnehü ebeden” ifadesindeki ‘ebeden’ (hiç bir zaman) vurgusu, her zamanda ve her coğrafyada, Tevrat kitabından okumayı ve anlatmayı meslek edinmiş tüm kişileri kapsamına alır mı?
Medine’de Hazreti Muhammed’in muhatap aldığı hadilerin mevti (sakinliği) temenni etmemelerinin sebebi; ”Bi ma kaddemet eydihim” بِمَا قَدَّمَتْ اَيْديهِمْ ifadesiyle belirtilen olay idi. O olay o zamandaki hadileri ‘zalim’ sıfatıyla andıracak olay idi. Yani, Tevrat’ta yazılı sosyal hükmü, dünyalık elde etmek için tahrif etmeleri idi. İlerideki her zamanda ve her coğrafyada bulunan Tevrat anlatıcıları, bu ayette belirtilen şarta uyup uymadıklarına göre hüküm alabilirler.
”Vallahü alimün bi’z-zalimine” ifadesi, Allah’ın, o zamanın Medine’sindeki dünyalık elde etmek için gerçeği ‘tahrif’ eden zalimlerin kimler olduunu bildiğini belirtiyor. Öyleyse Allah, 21’nci Yüzyılda, saltanat sürmek için, kuralları ve yazılı hükümleri tahrif eden kişileri de, hak ihlali yapan zalimleri de biliyordur. Sonuç ne olacaktır?.. lginç olacaktır, diyebiliriz. Sonraki ayete bakalım:
Cuma Suresi sekizinci ayet: BİRİNCİ KELİME: ”Kul inne’l-mevte ellezi tefirrune minhü. Fe innehü mülakıküm”.
Ayetin verdiği mesaj şu: Mevt öyle bir şeydir ki, onu kabul etmeseniz bile onunla karşı karşıya geleceksiniz. Yani, sakinleştirileceksiniz… Yani, hırslı davranıştan vaz geçirileceksiniz. Yani, İstemeseniz de buna mecbur kalacaksınız. Tahmin: Bu olaya belki, dünyalıklarının üzerinde eya içinde ‘telef’ başlaması sebep olacaktır.
İKİNCİ KELİME: ”Sümme türeddüne ila alimü’l-ğaybi ve’ş-şehadeti”. Yani, sonra, görüneni ve görünmeyeni bilen Zat’a doğru yönünüzü döndürürsünüz.
ÜÇÜNCÜ KELİME: ”Fe yünebbiüküm bi ma küntüm teamelün”. Yani, her ne yapmış iseniz, size haber iletilir.
‘Tenbie’ fiil masdarı, ‘bildirme’ hareketini yaptırıyor. O zaman ‘ellezine hadü’ tanımı yapılanlar, yaptıkları ve yapacakları hakkında, bir şekilde bilgilendirilmiş oluyorlar.
‘Yünebbiü’ يُنَبِّئُ fiili geniş zamanı belirtir. Öyleyse ‘ellezine hadü’ tanımı yapılanların, neleri yapmaları ve neleri yapmamaları hakkında bilgilendirilmeleri Hazreti Muhammed ile olmuştur.
İbrahim Faik Bayav
(13.0.2026 09:05)
hade: HEVDEN TEHVADEN (he-elif-dal) (1615, 1616)
Dalaletten uzaklaşmak. Hidayete gelmek.
Yumuşakça konuşmak.
YEHUD: İsrailoğulları
hade: HEYDEN – HADEN (he-elif-dal) (1621)
Hareket ettirmek. Islah etmek.
Yanlışı izale etmek.
ان زعمتم انّكم اولياء للّه دون الناس
Eğer kendinizi diğer insanlardan üstün, Tanrı’nın seçilmi؛ kulları olarak ilan ederseniz
zeame: (ze-ayın-mim) (695, 696)
Sanmak. Doğru olduğunu sanmak.
Bir kavme emir veya sultan olmak.
Kefil olmak.
mate: (mim, elif.te) (1468)
Sakin olmak.
İ؛lemez olmak.
Yer tenha olmak.
MEVT: ضlüm. Hayatın yok olu؛u. Hayatsızlık.