MEKİN ŞAHİN
Türkiye’nin önemli metropollerinden biri olan Adana; tarım, sanayi ve ticaret kapasitesi kadar, kronikleşen afet riskleriyle de dikkat çekmektedir. Deprem, sel ve orman yangınları gibi afetler; plansız kentleşme, yetersiz altyapı ve kurumsal koordinasyon eksikliği nedeniyle her yıl ağır sonuçlar
doğurmaktadır. Bu makale, Adana’daki afet risklerinin yapısal nedenlerini kentleşme politikaları, göç dinamikleri ve planlama eksiklikleri bağlamında analiz etmekte; çözüm olarak genel ve yerel yönetimlerin eşgüdümlü, kurumsallaşmış bir afet yönetim modeli oluşturması gerektiğini savunmaktadır.
Çukurova’nın Kalbinde Bir Kent
Adana, Çukurova’nın merkezinde yer alan; verimli tarım arazileri, gelişmiş sanayi tesisleri ve ticari potansiyeliyle Türkiye’nin stratejik kentlerinden biridir. Ancak bu ekonomik ve coğrafi avantajlar, kentleşme sürecinde yeterli planlama ve öngörüyle desteklenemediği için kentsel kırılganlığı artırmıştır.
Son yıllarda art arda yaşanan depremler, sel felaketleri ve orman yangınları, Adana’nın afetlere karşı hazırlık kapasitesinin zayıf olduğunu göstermektedir. Afetlerin kendisi doğaldır; fakat felakete dönüşmeleri büyük ölçüde insan kaynaklı planlama hatalarının sonucudur.
Göç, sanayileşme ve çarpık Kentleşme plansızlığı felaketin kapısını aralıyor.
Adana, özellikle 1980 sonrası dönemde hem kendi kırsalından hem de Türkiye’nin doğu ve güneydoğusundaki kentlerden yoğun göç almıştır. Tekstil ve gıda sanayisinde artan üretim kapasitesi, ucuz iş gücüne olan talebi büyütmüş; bu durum plansız yerleşim alanlarının hızla genişlemesine yol açmıştır.
Göç süreci, sosyal konut politikaları ve nazım planlarla desteklenmediği için kent; gecekondulaşma, altyapı yetersizliği ve düzensiz mahalleleşme sorunlarıyla karşı karşıya kalmıştır. Ulaşım ağları, sosyal donatı alanları, eğitim ve sağlık yatırımları nüfus artışına paralel biçimde geliştirilememiştir.
Afetler sanki Adananın kaderi olmuş.
Adana yakın tarihte ciddi depremler yaşamış olmasına rağmen, deprem öncesi hazırlık, deprem anı müdahale ve deprem sonrası iyileştirme süreçlerini bütüncül ele alan kurumsal bir yapı oluşturulamamıştır.
Benzer şekilde, arka arkaya yaşanan orman yangınları da yangın öncesi risk azaltma ve yangın sonrası rehabilitasyon sistemlerinin yeterince güçlendirilmediğini göstermektedir.
İklim değişikliğinin etkilerinin en yoğun hissedildiği kentlerden biri olan Adana’da; yeraltı sularının bilinçsiz kullanımı, düzensiz sanayileşme ve betonlaşma süreci, kuraklık ve sel döngüsünü keskinleştirmiştir. Yağışın az olduğu yıllarda kuraklık, yoğun yağış dönemlerinde ise ani sel felaketleri yaşanmaktadır.
Altyapı ve planlama eksikliği, Adana gecekondu kentinin vaz geçilmez sonucu oldu. Kent merkezinde ve ilçelerde yağmur suyu ve kanalizasyon altyapısı ihtiyaca uygun biçimde planlanmamıştır. Özellikle geçmiş yerel yönetim dönemlerinde yapılan altyapı yatırımları uzun vadeli nüfus projeksiyonlarına dayanmamış; sonuçta kısa süreli yoğun yağışlarda sokaklar dereye, alt geçitler göle dönüşmüştür.
Kent gelişiminin temel belgesi olan nazım imar planının güncel, erişilebilir ve uygulanabilir olmaması; ulaşım planının da bütüncül şekilde oluşturulamamasına yol açmıştır. Planlama eksikliği; kaçak yapılaşma, imar yolsuzlukları, sosyal donatı alanı yetersizliği, eğitim ve sağlık altyapısında eksiklik, sosyal sorunların yoğunlaşması gibi zincirleme sonuçlar doğurmuştur.
Eğitim ve sağlıkta planlama sorunu toplumsal yaşamın olmazsa olmazıdır. Sağlıklı kentleşme, yalnızca fiziksel altyapıyı değil sosyal altyapıyı da kapsar.
Eğitim sisteminde “aile–çevre–okul” üçgeni, bireyin gelişiminde temel eksendir. Ancak plansız mahalleleşme nedeniyle birçok bölgede ihtiyaç duyulan okul sayısı karşılanamamış; öğrenciler kendi mahallelerinin dışında eğitim almak zorunda kalmıştır.
Benzer şekilde sağlık hizmetlerinde de kapasite planlaması sorunludur. Türkiye genelinde inşa edilen şehir hastaneleri modeli, erişim ve kapasite açısından her kentte eşit düzeyde çözüm üretmemektedir.
Kurumsal sorumluluk ve ortak yönetim zorunluluğu; siyaset yüzünden Sümen altı edilemez.
Cumhuriyet yönetim sistemi, genel ve yerel yönetim olmak üzere iki temel idari sac ayağına sahiptir.
Bu yapı, afetler karşısında koordineli ve eşgüdümlü hareket etmeyi zorunlu kılar.
Adana Valiliği ile Adana Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere tüm ilçe belediyeleri; afet öncesi risk azaltma, afet anı müdahale ve afet sonrası iyileştirme süreçlerini kapsayan ortak bir kurumsal yapı oluşturmalıdır.
Belediyecilik, afet anında çizme ve yağmurlukla sahaya çıkıp fotoğraf vermek değil; afet gelmeden planlama yaparak riskleri en aza indirmektir.
Güncellenmiş ve kamuya açık büyük nazım imar planının hazırlanması, Nazım plana bağlı entegre ulaşım master planının oluşturulması, yağmur suyu ve kanalizasyon altyapısının nüfus projeksiyonuna göre yeniden tasarlanması, İl düzeyinde Afet Koordinasyon Merkezi kurulması, eğitim ve sağlık yatırımlarının mahalle ölçeğinde planlanması ve yerel–genel yönetim arasında yasal bağlayıcılığı olan afet iş birliği protokolü yapılması Adana’da kaçınılmaz olmuştur.
Türkiye’nin Başka Adanası Yok!
Adana’nın yaşadığı sorunlar bir günün ürünü değildir; dolayısıyla bir günde çözülemez. Ancak planlama iradesi, kurumsal koordinasyon ve siyasi kararlılık sağlandığında afetler kader olmaktan çıkarılabilir.
Adana’nın bugüne ve yarına yetecek altyapıya, kaosu olmayan bir ulaşım sistemine ve afetlere karşı kurumsallaşmış bir yönetime ihtiyacı vardır. Genel ve yerel yönetimler omuz omuza vermedikçe bu dönüşüm gerçekleşemez.
Unutma ki Türkiye’nin başka Adana’sı yoktur.