MEKİN ŞAHİN
Uyuşturucu sorunu, Türkiye’de yalnızca suç istatistikleriyle ölçülebilecek bir mesele değildir. Bu sorun; devlet kapasitesi, toplumsal çözülme, küresel güç ilişkileri ve siyasal irade düzeyiyle doğrudan bağlantılıdır. Türkiye’nin jeopolitik konumu, onu yalnızca transit ülke değil; aynı zamanda müdahale edilmesi gereken stratejik bir eşik hâline getirmektedir.
Uyuşturucu ticaretinin Türkiye’de kalıcı bir tehdit hâline gelmesinin temel nedeni, küresel uyuşturucu ağlarının ülkeyi yalnızca bir geçiş güzergâhı olarak değil; lojistik, finansal ve dağıtım merkezi olarak da değerlendirmeye başlamasıdır. Bu dönüşüm, klasik güvenlik anlayışının yetersiz kaldığı bir noktaya işaret etmektedir.
Uyuşturucu ticareti, devlet otoritesinin zayıfladığı ya da denetimin gevşediği alanlarda hızla kök salmaktadır. Bu alanlar yalnızca fiziksel coğrafyalar değildir; aynı zamanda hukuki, ekonomik ve toplumsal boşlukları da kapsamaktadır.
Devletin sosyal politikalarının zayıfladığı, genç nüfusu koruyacak mekanizmaların işlemediği, eğitim ve istihdam kanallarının daraldığı her alanda uyuşturucu, bir alternatif geçim ve kaçış yolu olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu noktada uyuşturucu ticareti ile organize suç örgütleri arasındaki sınır hızla silikleşmekte; bazı yapılarda bu sınır tamamen ortadan kalkmaktadır. Terör örgütlerinin uyuşturucu ticaretine dâhil olması ise bu süreci daha karmaşık ve tehlikeli bir hâle getirmektedir.
Türkiye’de uyuşturucu–terör ilişkisi, klasik “finansman” tanımının ötesindedir. Bu ilişki terör örgütlerinin alan hâkimiyeti kurma çabaları, yerel halk üzerinde ekonomik bağımlılık yaratma stratejileri, devlet dışı otorite alanları oluşturma girişimleri ile iç içe geçmiştir.
Uyuşturucu gelirleri, yalnızca silah ve lojistik değil; aynı zamanda propaganda, eleman devşirme ve yerel destek satın alma aracı olarak da kullanılmaktadır. Bu durum, uyuşturucu ile mücadelenin neden yalnızca kolluk gücüyle başarıya ulaşamayacağını açıkça göstermektedir.
Uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmasında bireysel tercihler kadar toplumsal koşullar da belirleyicidir.
Türkiye’de özellikle genç nüfus, çok katmanlı bir baskı altındadır. Gelecek belirsizliği, eğitim–istihdam uyumsuzluğu, kent yoksulluğu, kimlik ve aidiyet krizleri.
Bu koşullar, uyuşturucuyu yalnızca bir madde değil; psikolojik bir sığınak hâline getirmektedir.
Uyuşturucu bağımlılığı bu yönüyle yalnızca bireyi değil; aileyi, mahalleyi ve toplumsal dokuyu da çözen bir etki yaratmaktadır. Bu çözülme, suç örgütleri ve terör yapıları için verimli bir zemin oluşturmaktadır.
Uyuşturucu ticareti, küreselleşmenin karanlık yüzlerinden biridir. Sermaye hareketlerinin serbestleşmesi, sınırların geçirgenleşmesi ve denetim mekanizmalarının parçalanması; uyuşturucu ekonomisinin küresel ölçekte büyümesini hızlandırmıştır.
Bu bağlamda üretim genellikle yoksul ve istikrarsız bölgelerde, tüketim ise gelişmiş ülkelerde yoğunlaşmaktadır. Bu asimetrik yapı, uyuşturucu ticaretini aynı zamanda küresel eşitsizliğin bir sonucu hâline getirmektedir.
Türkiye, bu sistemde hem üretici–tüketici hatlarının kesişim noktasında hem de küresel güç mücadelelerinin baskısı altında yer almaktadır.
Uyuşturucu ile mücadelede başarı, yalnızca yakalama ve cezalandırma oranlarıyla ölçülemez. Gerçek başarı; uyuşturucunun toplumsal meşruiyet alanını yok etmekten geçer.
Salt güvenlikçi yaklaşımlar, kısa vadeli sonuçlar üretse de uzun vadede sorunu çözmemektedir. Çünkü uyuşturucu ticareti, baskı altına alındıkça biçim değiştirmekte ve yeni yollar bulmaktadır.
Uyuşturucu ile mücadelede halk, pasif bir izleyici değil; aktif bir özne hâline getirilmelidir. Mahalle, okul, aile ve yerel örgütlenmeler bu mücadelenin temel dayanaklarıdır.
Eğitim, istihdam ve sosyal destek mekanizmaları güçlendirilmeden uyuşturucu ile mücadele kalıcı olamaz. Sosyal devlet, bu noktada güvenlik politikalarının tamamlayıcısı değil; ön koşuludur.
Uyuşturucu ticareti ve bağımlılığı, Türkiye’nin yalnızca bugünü değil; geleceğini de tehdit eden bir sorundur. Bu sorun, güvenlik, siyaset, ekonomi ve toplumsal değerler alanında eş zamanlı bir mücadele gerektirmektedir.
Uyuşturucu ile mücadele yalnızca bir güvenlik politikası olarak ele alınamaz. Bu mücadele devleti, kamu kurumlarını, yerel yönetimleri, sivil toplumu, halkı birlikte kapsayan bütüncül bir strateji gerektirir.
Etkili bir mücadele için siyasi kararlılık, güçlü yasal düzenlemeler, toplumsal bilinçlendirme, kurumlar arası koordinasyon zorunludur.
Önleyici politikaların güçlendirilmesi, eğitim, aile ve gençlik politikaları merkeze alınmalıdır. Toplum temelli mücadelede halk, yalnızca hedef değil; mücadelede aktif özne hâline getirilmelidir.
Uluslararası iş birliği, Türkiye’nin transit ülke konumu, bölgesel ve küresel koordinasyonu zorunlu kılmaktadır.
Uyuşturucu mücadelesinde terör ve kara para birlikte ele alınmalıdır. Yoksulluk, dışlanma ve umutsuzlukla mücadele edilmeden uyuşturucu sorunu çözülemez.
Uyuşturucu ticareti, Türkiye açısından yalnızca bir güvenlik sorunu değil; toplumsal bütünlüğü, gençliği ve ulusal güvenliği tehdit eden çok boyutlu bir problemdir. Bu sorunla mücadele, polisiye tedbirlerin ötesinde; siyasal irade, toplumsal dayanışma ve bütüncül devlet politikaları gerektirmektedir. Uyuşturucu ile mücadelede başarı, ancak devlet ve toplumun ortak kararlılığı ile mümkündür.
Bu bağlamda uyuşturucuya karşı mücadele, aynı zamanda toplumsal bir var olma mücadelesidir.
Uyuşturucu ticareti ve bağımlılığı, Türkiye’nin yalnızca bugünü değil; geleceğini de tehdit eden bir sorundur. Bu sorun, güvenlik, siyaset, ekonomi ve toplumsal değerler alanında eş zamanlı bir mücadele gerektirmektedir.
Son günlerde sanatçı ve ünlüler üzerinden yürütülen uyuşturucu ve fuhuş soruşturmaları, çürümenin ve çözülmenin hangi noktalara ulaştığının göstergesidir. Toplumsal meşruiyet zemini alanında yıllarca korkusuzca yapılan uyuşturucu ticaretine; bataklıkta ki farklı renklerde ki sinekleri yok etmekle engel olamazsınız. Bu tür işleyiş ve mücadele uyuşturucu ticareti yapanların yapma yöntemine yeni biçim bulmasını sağlar. Hükümet düzeyinde güvenlik, ekonomik ve sosyal yaşamın insanca huzura taşıyan politikaların tavizsiz uygulanmasıyla engellenir. Türkiye gümrük denetimini ciddi biçimde sağlamakla kalmamalı, uluslararası mücadeleyi; uyuşturucu üreten ve satışına destek veren ülkeleri de bu mücadelenin parçası yapmalıdır.
Uyuşturucu Türkiye için ciddi biçimde tehlikedir!