İslam dininde hayâ, yalnızca insanlardan utanmak değil; kişinin Yaratan’a ve kendine karşı duyduğu derin hürmet, edep ve sorumluluk bilincidir. Hz. Peygamber (s.a.v.), hayâyı imanın en temel yapı taşlarından biri olarak nitelendirmiş ve Müslüman şahsiyetinin merkezine yerleştirmiştir.
Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm), hayânın toplumsal ve bireysel hayat üzerindeki kuşatıcı etkisini pek çok hadisinde dile getirmiştir:
İslam’ın Öz Temeli: “Her bir dinin kendine has bir ahlâkı vardır. İslâm’ın ahlâkı hayâdır.” (Zeyd b. Talha, Enes b. Malik ve İbn Abbas r.a.)
İmanın Şubesi: “İmân altmış bu kadar şu’bedir. Hayâ da îmânın bir şu’besidir.” (Ebû Hüreyre r.a. – Buhârî, İman 16)
Cennet Vesilesi: “Hayâ imandandır. İman sahibi ise cennettedir. Hayasızlık ve çirkin söz eziyettir; eziyet eden de cehennemdedir.” (Ebû Bekre r.a.)
Sadece Hayır Getirir: “Hayâ ancak hayır getirir.” (İmrân b. Husayn r.a. – Buhârî, Edep 77)
Güzelleştirici Güç: “Edebsizlik ve çirkin söz girdiği şeyi çirkinleştirir. Hayâ ise girdiği şeyi güzelleştirir.” (Hz. Enes r.a.)
İbn Mas’ûd (r.a.) rivayet ettiği hadis-i şerifte, Peygamber Efendimizin hayâ kavramına getirdiği geniş ufku şöyle aktarmaktadır:
Resûlullah (s.a.v.): “Allah’tan hakkıyla hayâ edin!” buyurdu. Biz: “Ey Allah’ın Resûlü, elhamdülillah biz hayâ ediyoruz” dedik. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
“Söylemek istediğim sizin anladığınız basit utanma değildir. Allah’tan hakkıyla hayâ etmek; başı ve onun taşıdıklarını (zihni, gözü, kulağı), batnı (karın/mide) ve onun ihtiva ettiklerini haramdan muhafaza etmen, ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim ahireti dilerse dünya hayatının ziynetini terk etmeli, ahireti bu hayata tercih etmelidir. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah’tan hakkıyla hayâ etmiş olur.”
Kütüb-i Sitte ve Sahih-i Buhârî’de yer alan rivayetler, Peygamber Efendimizin ve peygamberlerin hayatındaki hayâ örneklerini net bir şekilde ortaya koyar:
Ebû Saîd-i Hudrî (r.a.) şöyle demiştir: “Resûlullah (s.a.v.), hayâ bakımından kendi köşesinde oturan, çeyiz odasındaki bâkir bir genç kızdan daha utangaçtı.”
Abdullah b. Ömer (r.a.) anlatıyor: Resûlullah (s.a.v.), kardeşini fazla utangaç olduğu gerekçesiyle vazgeçirmeye çalışan bir Ensârî’nin yanından geçti. Ona şöyle buyurdu: “Ona ilişme! Şüphesiz hayâ imandandır.” (Buhârî, İman 16)
Ebû Vâkıd-ı Leysî (r.a.) naklediyor: Mescitte oturulurken gelen üç kişiden biri mecliste boşluk bulup oturdu, diğeri sıkıntı vermekten çekinip halkanın arkasına sindi, üçüncüsü ise arkasını dönüp gitti. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:
Birincisi Allah’a sığındı, Allah da onu barındırdı.
İkincisi (cemaate rahatsızlık vermekten) utandı, Allah da onun bu hayâsını karşılıksız bırakmadı.
Üçüncüsü ise yüz çevirdi, Allah da ondan yüz çevirdi.
Ebû Hüreyre’den (r.a.) nakledilen rivayete göre, İsrailoğulları açıkta yıkanırken Hz. Musa (a.s.) yüksek hayâsından ötürü tek başına yıkanırdı. Dedikodular üzerine yaşanan mucizevi olayda, elbisesini taşıyan taşın peşinden giden Hz. Musa’nın bedeninde hiçbir kusur olmadığı görülmüş ve iffeti gözler önüne serilmiştir.