İslam dini; bireyin can, mal, akıl ve din emniyetinin yanı sıra ırz, namus ve haysiyetini de dokunulmaz kabul etmiştir. İnsanların şeref ve itibarını zedeleyen, toplumsal güveni sarsan en büyük ahlaki çöküntülerden biri ise hiç şüphesiz iftira (bühtan) atmaktır.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sahih hadis-i şeriflerinde, özellikle iffetli ve temiz insanlara atılan iftirayı en büyük günahlar arasında saymış, bu eylemi hem dünyevi cezalarla hem de ahiretteki ağır yaptırımlarla sınırlandırmıştır.
Nur Suresi’nde yer alan ayet-i kerimeler, toplum içinde başkalarının namus ve şerefine yönelik asılsız iddialarda bulunanlara verilecek dünyevi ve uhrevi cezaları net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Nûr Suresi 4-5. Ayetler: “Namuslu kadınlara zina isnat edip de, sonra [bu durumu ispat için] dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun; ebediyen onların şahitliğini kabul etmeyin. Onlar fasıkların ta kendileridir. Ama bundan sonra, tövbe edip düzelenler bundan istisnadır. Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.”
Ayet-i kerimeden anlaşılacağı üzere, iddiasını dört adil şahitle ispatlayamayan iftiracıya üç temel yaptırım uygulanır:
Bedenî Ceza: Seksen değnek vurulması.
Hukuki Hak Mahrumiyeti: Şahitliğinin ömür boyu reddedilmesi.
Manevi Düşüş: Dinî açıdan “fâsık” (yoldan çıkmış) olarak nitelendirilmesi.
Nûr Suresi 23-25. Ayetler: “Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Onlar için çok büyük bir azap vardır. O gün kendi dilleri, elleri ve ayakları yapmış olduklarına şahitlik edecektir. O gün Allah onlara hak ettikleri cezaları eksiksiz verecek ve onlar Allah’ın apaçık gerçek olduğunu anlayacaklardır.”
İftira atan kimseden kul hakkı kalkmadığı sürece, ahiret gününde insanın kendi organları bile bu haksızlığa şahitlik edecek ve ilahi adalet tecelli edecektir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), toplumu helak eden büyük günahları sıralarken iftirayı baş köşeye koymuş ve mağdurun hakkı ödenmedikçe ilahi cezanın tecelli edeceğini bildirmiştir.
Buhari ve Müslim’de geçen rivayete göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“İnsanı mahveden (helak eden) yedi şeyden kaçının!”
Sahabiler: “Ey Allah’ın Elçisi, bunlar nelerdir?” diye sorduklarında, Peygamberimiz şöyle buyurdu:
Allah’a ortak koşmak (Şirk),
Sihir / büyü yapmak,
Allah’ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmek,
Yetim malı yemek,
Faiz yemek,
Düşmana hücum anında savaştan kaçmak,
Namuslu, kendi halinde olan mümin kadınlara zina iftirası yapmaktır.
(Kaynak: Bûharî, Tıb 48; Müslim, İman 38)
Ebu Davud’da geçen bir diğer hadis-i şerifte iftira atmanın kul hakkı boyutuna dikkat çekilmektedir:
“Bir kimse, bir mümin hakkında olmayan bir şey söylerse (iftira ederse), iftiraya uğrayan kimse onu affedinceye kadar, Allahü teâlâ onu Cehenneme (cezaya) sokar.” (Ebu Davud)
İftira, hem atanı helak eden hem de iftiraya uğrayan insanı ağır bir imtihandan geçiren hassas bir süreçtir.
| Taraf | Sorumluluk ve Yaklaşım |
| İftiraya Uğrayan Kimse | Sabır göstermeli, hakkını ilahi adalete emanet etmeli ve masumiyetini hukuki yollarla savunmalıdır. Mağdurun duası ile Allah arasında perde yoktur. |
| Toplum ve Dinleyenler | Duyduğu dedikodu ve iftiraları araştırmadan yaymamalı, hüsnüzan beslemeli ve “Bu apaçık bir iftiradır” diyerek masumun yanında durmalıdır. |
| İftira Eden Kimse | Derhal tövbe etmeli, attığı iftirayı düzeltip açıklayarak iftiraya uğrayan kişiden helallik almalıdır. |
İftira; bireysel bir dedikodu değil, toplumsal dokuyu ve aile kurumunu zedeleyen ağır bir kul hakkı ve büyük bir günahtır. Kur’an ve Sünnet ışığında, bir müminin diliyle veya yazısıyla kesin bilgiye dayanmayan iddialarda bulunması, iffetli insanlara çamur atması dünyada hukuki, ahirette ise şiddetli bir azap sebebidir.