" />

Okullarda şiddet sarmalı…

Okullarda şiddet sarmalı…

ABONE OL
Nisan 24, 2026 06:55
Okullarda şiddet sarmalı…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

OKTAY EROL

Okullarda şiddet sarmalı…

Okullar birer eğitim yuvasıdır. Anne/ babalar saçının teline zarar gelmesini istemedikleri, anahtar deliğinden gelecek soğuktan korudukları, iyi bir gelecekleri olmasını istedikleri çocuklarını küçücük yaşlarında okullara gönderir. Orada abeceyi öğrenmenin dışında sosyalleşmesi sağlanır, tanımadıkları yüzlerle karşılaşır/ pastasını paylaşır, birlikte oyunlar oynarken bir yandan da deneyimlenir… Düşer, kolunu/ dizini kanatır, istemeden de olsa birinin zarar görmesine neden olabilir. Birinin elinden tutar koşar, düşmüşse kaldırır, beslenme çantasında getirdiklerinin bazısını yanındakilere verir. Bilmediğini sorar, bildiğini söyler… Bunlar “insan olmanın” bilinmesi gereken erdemleridir; okulda öğrenilir…

Okulda size “nasıl düşman olunacağı” değil, “birlikte/ birbirinizi anlayarak” nasıl yaşanacağını, bunun gerekliliğini anlatırlar! Okulda size kimse “komşunuzun camını kırın” demez, kimse “arkadaşınla kavgalı ol” demez, “aranızdaki anlaşmazlığı kabartın” demez… Ne denir bilir misiniz?  “Arkadaşınla iyi geçinmelisin, herhangi bir anlaşmazlığınız varsa oturun konuşun, kaba güce başvurmayın, birbirinizin sevin” der. Onun için de eğitim yuvaları önemlidir.

***

Bu erdemlerle değerler üzerine kurulur okul ortamı… Ne yazık ki yaşamın zorluklarından, toplumsal sarsıntılardan, ekonomik darlıklardan kendine düşenden çoğunu üzerine alır okullar… Salt okullar mı? Sağlık ocakları, hastaneler, mahalle bakkalı, kapı komşu, birlikte yola çıkılan iş arkadaşı, biraz daha ileri gidelim; aynı ev içinde bile etkileri görülür! Yaşamını ağır geçim zorluklarla sürdüren çalışan ailelerin çocukları; yaşamın sert yüzüyle, haksızlıkla daha oyun çağında tanışır. Evde süregelen dar boğaz, yetersiz beslenme, yarın kaygısı; çocuğun iç dünyasında dizginlenemez bir öfkeye dönüşür. Akranlarının sahip olduğu olanaklara erişemeyen, eksikliklerini her adımda yaşayan çocuklar; bu ezilmişlik duygusunu bir savunma biçimi olarak kaba güce dönüştürür.

Ekonomik yetersizlikler aile içindeki bağı kopardığında, çocuk şiddeti bir sorun çözme yolu sanarak okuluna olağanmış gibi taşır. Okulun sunduğu güzel duygular; karnı aç, geleceği karanlık bir çocuk için ne anlama gelir ki? Adaletsizliğin oluşturduğu bu derin yara, sınıflara kural tanımazlık, zorbalık olarak kolayca yansır. Yoksulluk, eğitim yuvalarını kuşatan şiddet sarmalının en büyük tetikleyicisi duruma kolayca gelebilir…

***

Bu birikmiş öfke ile kuşatılmışlık duygusu, sonunda sokağı, çeşitli yaşam alanlarını olduğu gibi eğitim yuvalarını da birer çatışma alanına dönüştürüyor… Daha ikinci günü; Siverek’teki saldırının acısı yürekleri terk etmedi daha, Kahramanmaraş’tan gelen haberle yeniden sarsıldık. Bir okulda silahlı saldırıda bir öğretmen ile üç öğrenci yaşamını yitirdi. Olayın sonunda saldırganın da yaşamını yitirmesi, bu karanlık sarmalın ulaştığı korkunç boyutu gözler önüne seriyor olmalı. Paylaşmayı, dayanışmayı, birbirini anlamayı öğretmesi gereken okullarda yaşanan bu!

Küçücük yaşta sevgi ile güvenle tanışması gereken çocukların, bugün okul koridorlarında ölümle burun buruna geliyor olması bir yanlışın kanıtı olmalı! Siverek’ten Kahramanmaraş’a uzanan bu kanlı yol, aslında toplumsal dokumuzdaki derin yırtılmanın/ çürümenin de bir sonucudur. Bir öğretmenin ders anlatırken, bir öğrencinin sırasındayken kurşunların hedefi olması; bireysel bir suç olmanın çok ötesinde, toplumsal bir çığlıktır.

***

Peki, suçlu kim? Tetiği çeken çocuk mu, yoksa o tetiğe uzanan eli görmezden gelen, üstelik o silahı dolaylı yollardan oraya koyan sistem mi? Suçu bir çocuğun üzerine yıkıp çekilmek, gerçekçi bir yaklaşım olmaz! Toplumun önde gelenleri, eğitimin başındakiler, bu yurdu çeyrek yüzyıldır yöneten “iktidar” sokaklardaki kutuplaşmayı, dildeki sertliği, adaletsizliği her gün yeniden üretirken, çocukların bundan etkilenmeyeceğini düşünmek yanılgı olurdu kanımca… Şiddet içimizden, özümüzden doğmadı; tersine, toplumsal barışın zayıflatıldığı, ötekileştirmenin bir yöntem durumuna getirildiği, ekonomik uçurumların derinleştiği bir ortamda ülkemize sızdı. Toplumun her katmanını kuşattı.

Ne yapmalı? Sorunun yanıtı, gençleri suçlamak yerine sistemi sorgulamasından geçer. İlk adım olarak; okullar güvenlik duvarlarıyla değil, sevgi ile adaletle örülmeli. Kentin her yanını Mobese kameralarıyla donattınız; ne olduğunu görüyorsunuz! Uzman sosyologlar, rehberlik birimleri ile el birliği içinde çalışmalı; ailelerin üzerindeki ekonomik yük giderilmeli. Silaha erişim zorlaştırılmalı, şiddeti özendiren dile son verilmelidir. Haydi başlayın!

www.kozanbilgi.net internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotografların her türlü telif hakkı KozanBilgi.Net'e aittir. İçerikleri kaynak göstererek alabilirsiniz.



Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.