MEKİN ŞAHİN
Bir ülke de devrim olması için önce şartların olgunlaşması sonra da olgunlaşma üzerinde başlatılan mücadelenin iktidarla sonuçlanması gereklidir. Bu süreçlerin sosyolojik tanımı objektif ve subjektif başlıkları içerir. Başlıkların alt konumlarında ki yetersizlik sonucu daima etkiler. Devrim olmaz, yeni biriktidar kurulamaz.
Kim ne derse desin 31 Mart 2024 tarihi 21. yüzyılda Türkiye açısından yeni bir sürece kürek çekecektir. Çünkü bu seçim tüm dengelerin yerini değiştirdi. Yerine oturması kısa zaman da mümkün olmayacak.
Türkiye de yeni süreci anlamak; seçim öncesinin analizin de Türkiye’nin fotoğraflanmasına bakmaktan geçer. Neden sonuç ikilemi içinde niçinlere yanıtta bulabiliriz.
Sol 2023 cumhurbaşkanlığı seçimlerin de neden başarısız?
Türkiye de tam 46 yıl oldu ki; siyaset kendi zemininde ve kendi zamanında yapılmıyor. Hapsedilmiş ve kendine verilen görevi bir aktris rol kesiciliği içinde yerine getiriyor. Sonucu önceden biçimlenen ve bilinen senaryolarla sadece halkı, kendi sorunlarına çare aramasın aymazlığına taşıyarak kandırıyorlar.
O nedenle tüm senaryoların da sınıfsal çıkışları yok sayıyorlar.
Gündem daima yüzeysel, güncel ve kısa sürede unutulan fiillerden öteye gitmemektedir. Çare sunulmadan ortaya çıkarak kaybolan gündemlerle de; dünyayı kontrol edenlerin derin güçleri niyetlerini teker, teker gerçekleştiriyor.
Bu güçlerin uzun ve kısa hedeflerin de Türkiye hangi labirente sokuldu?
Ekonomide ve siyasette dış bağımlı Türkiye!
Devlet kapitalizminin kurduğu tüm üretim ünitelerinin yok edilmesi! Dış bağımlı tarım, Dış bağımlı sanayi.
Türkiye’yi tam bağımsız üretime götüren yolların tümüyle imha edilmesi Anadolu kültürünü parçalamak; kırılan fayans parçalarının yeniden bir araya getirilme koşulların tam anlamıyla yok edilmesi!
Kooperatif algısını yok edilmesi
İşçi ve memur örgütlenmesinin kısırlaştırılması ve güçsüz bırakılması
STK’ların kendi özlük haklarını dahi savunmaktan vaz geçer edilmesi
Etnik farkı, inanç çeşnisini asıl sorunların önüne taşınması ve karşıtlıkların bir birine düşman edilmesi
Tarımın direği köylünün örgütsüz ve çaresiz ve desteksiz bırakılması
Eğitim ve sağlık başlı başına sorunlar yumağı
VEEE bu kadar görevi yerine getiren işbirlikçi, her şeyde dünden daha güçlü hale dönüşmesi!
Demokratik hukuk devleti yerine; hukuksuz yönetim tarzına geçiş! Anadolu yaşamını kapsayan anayasanın, hiçbir koşulda yapılmaması. Yargı bağımsızlığının sona erdirilmesi.
Polis gücünün çok etkin yapıldığı yönetimsel işleyişle korku devleti algısının bireylerin dokularına yerleştirilmesi.
Vurgunun, rüşvetin ve talanın devlet yöneticileri arasın da yaygın kılınması…
Seçim öncesi Türkiye fotoğraflarının kaba başlıkları yukarıdaki küresellik içinde ve tam 24 yıl; hükümeti yöneten AK, verilen görevi getirmektedir. Labirent öylesine çok odalı ki; yöntemsiz, ilkesiz, çözümsüz ve hedefsiz odalara yol almak mümkün değil. Koşuşturma sadece zaman kaybı, sadece kaosu körüklemektedir.
Sol bu fotoğrafı karşısına almadan, sadece koşuşturduğu için başarısız. Türkiye de sol hedef seçmenini seçmekten kaçıyor, kitle partisi mantığını sınıf algısı önüne geçirerek, Makyavel faydacılık içinde her şeyi anafor ruhla içine çekiyor.
Sürekli olmadı, bir kez daha diyerek; anaforun da atma ve çekme fiiline devam ediyor. Sonuç; güven vermeyen Sol’un her geçen gün kendisine destek verecek halk tarafından dışlanmasına dönüşüyor.
Sol halk içinde ve kendi cephesin de örgüt olmayı da bu nedenle başaramıyor…
Solun iktidar olacağı objektif koşullar var. Ama solu iktidara taşıyacak sübjektivizmi yok.
Kısaca; ateş var, su var, çay var ama çayı demleyecek çaydanlık yok. Olduğu söylenen çaydanlıksa delik deşik. Koyduğun su ateşi söndürüyor. Ateşsiz de çay demlenemiyor…
Şimdi sol zamanı ama zamanı iktidara çevirme örgütlü önderliği yok!
Başta CHP olmak üzere, tüm sol partilerin neden iktidar olamadığına; kendi içinde ki güncellikleri bir yana atarak bu pencereden değerlendirmeliyiz.
Bir Fotoğraf üzerinde ki yazı da ” Zaman her şeyi affeder, evet; ama ben zaman değilim.” cümlesi var.
Bu cümle toplumsal düzenleme için de yer alan insanı ne de güzel ifade ediyor.
Türkiye’de sistem kurulurken özgürleşmeyi seçti. İnsan özgür. Türkiye bağımsız. Tüm kurumlar insan geleceğini güçlendirmeye güdümlü. Kardeşliğin iç güdüsel döngüselliği için de ülke de ve dünya da barışın korkusuzca yaşatılması.
Kuruluş felsefesi 1940 itibariyle Türkiye devletinde ki etkinliğini kaybetmeye başladı. 1950 sonrasında ise devlet etkinliğinden tümüyle dışlandı.
Kuruluş felsefesini koruyan ne bir örgüte ne de benzer örgütlenme yapacak önderlere izin verildi. Her yeniden diriliş kan ve ölümle sonlandı. 12 Eylül’ün vurduğu darbe öylesine güçlü oldu ki, dirilişleri yok etmekle kalmadılar; cumhuriyetin özgür yurttaşlık kapsamını da darma dağınık etti.
Sosyalistler ve sosyal demokratlar protonlarına kadar parçalandı. Ve o gün bugün halk üzerinde cazibe yaratamadı.
Gelecek daima insanın hizmetinde olacak. Evrenler yerin de sabit değil. Evrenler değişir ve gelişir.
Zamansa bu sürecin tek ilacıdır. Ancak insan ömrü zaman kadar sınırı geniş değil. Çok az zamanı kapsar. Beklemeye tahammülü çabuk biter.
İnsan zaman olmadığı için, kısa dönemde beklentilerine ve özlemlerine kavuşmayı bekler. Bunun yolu kendini yaşatan örgütlü önderliktir…
CHP, halkta örgütlü ve önderlik yapma becerisi içinde mi?
Sorunun yanıtı, parti örgütü nedir? çözümün de ki kıyasla mümkündür. Şu ya da bu kişilerin girmesi, çıkması; temsiliyet verilip verilmemesine bakmakla yanıtlanamaz. Onlar tümü itibariyle sonuçtur.
Örgüt nedir?
Belirli bir amaç ya da amaç grubuna yönelik, birbiriyle bağlantılı eylemlerin gerçekleştirilmesi için bireylerin önceden benimsediği ve savunduğu çözümleri, yaşama yerleştirmek adına; görev ve sorumluluk alarak ve bir koordine için de tamamlayıcı ve süreklilik gösteren toplumsal yapılanmadır.
Ve aşağıdan yukarıya kurumsal dönüşümle varlaşır… Bu tanıma göre; parti ideolojisine inanan kişi var.
Hedef sınıf var. Hedef sınıfa ait çözümlemeler var. Bu çözümlere inanan, savunan ve ortak dile sahip üye ve yönetsel kadro sahipliği var. Bu bütünselliğe denk gelen ve örtüşen çalışma tarzı var. Kesintisiz ve yenileşen, geliştirilen çözüm ve çalışma var. Tüm örgüt gücüyle hedef sınıf için de kurumsal örgütü var. Kadrolar da bu sınıfa sıkı sıkıya bağlılık için de olması var.
Tanımdan ve tanımın analizinden anlaşılacağı üzere canlı, yaşayan bir mekanizmadır siyasi örgüt.
Kişilere, kişilerin kaprislerine ve kişilerin keyfi iradesine bağlı değildir… İnanan ve inancı uğruna her şeyini ortaya koyan insanların militanlaştığı yapısallıktır siyasi örgüt.
CHP için sorumuzun yanıtı tüm çıplaklıkla ortaya çıkıyor.
1992 yılın da yeniden açılan CHP, 1920 yıllarda kurulan CHP değildir. 1920 aşağıdan yukarı, kurtuluş mücadelesi için de var olan, Anadolu halkı içinde sahiplenilen örgütlü partidir.
1992 yılın da yeniden açılan CHP; yukardan aşağı, bir gurubun eklendik manifestosuyla kuruluşu ilan edilen ve halkın ciddi biçim de sahiplenmediği ve örgütlü parti değildir. Partinin ne hedef sınıfı ne de ortak çözüme dayanan ortak dili var. Her yeni süreç, kişilerin özel inisiyatifine bağlı biçim almaktadır.
Üye iradesi hiçbir aşama da etken değil. Sınıfsallık değil, feodal ilişki etken. Yukarıda ki tanım analizinin çoğuna sahip değil. Diğer sol ve sosyalist örgütler de parti örgütlenmesi adına CHP’den daha sığ ve geridir…
Örgüt yapısını siyasal örgüte kavuşturmayan, kendi içinde demokratik merkeziyetçiliği bireyleştiren, ”sözde siyasi partinin” halk desteği bir sınıra kadar olur. Onu iktidar eylemez…
Dikkatinizi bir noktaya çekmekte fayda var.
CHP’nin sorunu partileşme sürecine son noktayı koymamasıdır. Öz eleştiri sürecini işletecekse; kendi gerçeğine hiç çekinmeden parmak basarak, sonuçlarına uygun çözümü derhal yerine getirme sürecine girmelidir…
Kısaca: Şimdi sol zamanı ama, solu iktidara taşıyacak önder örgüte duyulan ihtiyaçsa oldukça fazla.