MEKİN ŞAHİN
Kamboçya da iç savaşta; devleti yönetenler 12 yaşına gelen erkek çocukları zorla ailelerinden alarak çoğunu kafalarının arkasına sıktıkları kurşunla öldürdüler. İç savaşta ölenlerin sayısı 75.000. Kaybolan insan sayısı 8.000. Ülke dışına çıkan insan sayısı tespit edilemedi. Küçük bir ülkede yaşanan dram.
Oyunun adı iç savaş.
Savaşlar insanlık tarihinde, insan düşmanı bir eylemdir.
Savunulamaz! Alkışlanamaz ve milli duygunun beslenmesine kaynak yapılamaz. Savaş çare tükendiğinde; kanserli hastaya uygulanan kemoterapi gibi baş vurulacak yöntemdir. Diplomasinin sona erdiği, ülkenin top yekûn ilhak edildiğinde baş vurulacak yöntemdir. Hele hele başka ülkeleri ilhak ederek, o ülkelerin kaynaklarını talan edenlerin savaş yanlısı olmak, insanlık suçudur.
ABD ve ittifakları bu suçu 20. yüzyıldan itibaren işliyor.
Ama bir türlü yargılanmıyor. İşin içinden çıkıyor ve neredeyse demokrasi ihraç eden kutsal ülke haline geliyor. Sonunda o ülkeyi; ABD ve ittifakları, iş birliği içinde yönetiyor. ABD ve ittifakları diktatör dostudur. İşleri bittiğinde düşünmeden diktatör dostlarını hiç düşünmeden satarlar…
Örnekleri çok!
Türkiye kapitalist sistemle yönetilen, ulusal kurtuluş savaşıyla kurulmuş bir devlettir. Savaşın çirkin yüzüyle çok karşılaştığından, savaşı ret eder ve içte, dışta barışı savunur. Ancak 1950 sonrası emperyalist dünyanın yörüngesine girdiği andan itibaren; ret ettiği her çirkinliği yaşadı. Savaşların parçası konumuna getirildi.
Özellikle 1980 sonrası, 100.000’ne yakın yurttaşımız PKK ile çatışmada kaybettik.
Irak batağına çekildik.
Arap baharının parçası olduk.
Suriye’de fiilen savaşa girdik.
Bizim düşmanımız halk değildir. Düşmanımız, ülkemizin kaynaklarını gasp etmek isteyen ve bizi kullanmak isteyen sömürgecilerdir. ABD ve ittifaklarıdır.
ABD ve ittifaklarıyla diplomatik çözüm bulamazsın. Bulunmazda. Yapacağımız tek şey onlara uzak kalmak. Gerektiğinde savaşmaktır.
Çünkü haklıyız!
Ancak durum ne olursa olsun savaş, insanlık için gelecek vermeyen bir eylemdir…
Ülkeler ve halklar ne çektiyse, ülkelerini yöneten diktatörlerden çekti. Diktatörün tek hedefi kendi iktidarıdır. Demokratik hukuk devletinin hedefinde, halkın özgürlüğü, huzurlu, mutlu ve kardeşçe yaşam var.
Ülkeme ve halkına kıymayın efendiler!
Yaşanan çok şeyi hatırlamayız. Zaman tünelin de kaybolan tarih, geleceğin alt yapısını olgunlaştırırken; doğru ve yanlış solan eski fotoğraf görüntüsüyle daima yanı başınızda olur. Ama nedense yanı başımıza dönerek o görüntülere bakmayız. Korkarız, çekiniriz, gerçekleri anımsatmasını istemeyiz.
Bir gün biri çıkar, önümüze yanı başımızda ki fotoğrafı kor. Şaşkın, yeni uykudan uyanma yüzsüzlüğü için de o fotoğraflara hayran hayran bakarız. Bu aymazlığa, bu sorumsuzluğa, bu vurdum duymazlığa son vermek zorundasınız. Çünkü; zamanın efendisi sizlersiniz…
Sizler insansınız!
Dünyanın süjesi, değişeni, değiştireni sizlersiniz.
Adana, Karaoğlan adının dalga dalga yayıldığı Kent’ti. Seçimlerde halk Karaoğlan’a coşar, sandıktan Karaoğlan’ın CHP’si çıkardı.
Nedeni sır değil. Karaoğlan, halkın mücadelesiyle; halkın iktidarını yaratacak söylemleri, halka projelerle sunmuştu. Tarım üreticileri köylüyü kollektif halk sektörüyle buluşturdu. Tarım birlikleri, Karaoğlan’la altın çağını yaşadı. Çukurova halkı, köylüsü Çukobirlik’te kendi gücünü gördü.
Tarlada üretilen pamuk ipliğe döndü. Türkiye’nin en kaliteli bezi oldu. Kumaş oldu. Yağ oldu. Küspe oldu.
Köylü ADAKOBİRLİK’te örgütlendi ve kendi hakkını bu örgütlenme içinde arayan üretici oldu. Köylü kooperatifle, ürettiği ham maddenin mala çevrilmesi sonucu; daha çok kar elde etti. Karaoğlan’la hayata geçen şey; SÖYLEMLE EYLEM örtüştü.
Çukurova’da köylü, Karaoğlan’la değişti!
Yıl 1989, 12 Eylül 1980 sonrası ilk ciddi yerel seçim. Cunta baskısının insan iliklerine girdiği uzun zamandan sonra; halkın yerel dinamiklerinin elini taşın altına koyduğu seçim oldu. Baskıya, zulme ve depolitizasyona isyan eden yerel dinamikler omuz omuza, geceyi gündüze katarak sokak sokak, ev ev gezerek; Türkiye de çok ciddi başarı elde edildi.
Yıl 1994. Yerel seçimler başladı.
SHP kendi içinde ayrışmanın, bireysel kaygıların ve belediyelerde başarısız yönetimlerin; İSKİ yolsuzluğunun, farklı kullanılması nedeniyle karşılığını aldı. Seçimlerde başarısızlık çok ileri boyutlara taştı. İstanbul, Ankara, Adana seçimlerde kaybedildi. Adana da Tufanbeyli dışında kazanılan belediye
kalmadı.
Neden, 1989 da verilen mesajlar yerine gelmedi. Demokrasi algısı kayboldu. Oy kaygısı içinde Kürt milletvekilleri dışlandı. Söylemle eylem örtüşmedi!
CHP, dışa dönük çalışma yerine sürekli örgütlerde egemen olma çabasını, kısır söylemlerle siyasetin kurgusu haline getirdi.
Halktan destek aramaktan vazgeçti.
Basın holdinglerinden ve iş dünyasından alacağı destekle hükümet olma yolunu seçti. Bu yöntem CHP tabanına pek uygun değildi. Sola inanan yoksul ve emekçi halka uygun değildi.
Sonuç: 1999 genel ve yerel seçimlerde CHP baraj altında kaldı. Çok güvendiği Basın holdingleri ve iş dünyası CHP’ye sırtını döndü. Sürekli CHP ve genel Başkan Baykal aleyhine yapılan propaganda, bu sonucu yaratırken; uzunca süredir halk içinde örgütlü olan DSP, halktan aldığı destekle birinci parti
oldu…
Sonuç: Söylemle eylemi ters olan CHP’nin kendi tabanı ve halktan kopmasıyla seçim barajı altına düşmesi kaçınılmaz oldu.
İşçiden, köylüden, esnaftan, emekten, gençlikten ve tam bağımsızlıktan vazgeçen her sol örgüt kendi kendini yer bitirir ve amip gibi sürekli parçalanır.
İşte yanı başımızda duran CHP tarihinden örneklerden birkaçı!
Ders alınacak görüntüler.
Dünya eski dünya değil, Türkiye’de bildiğiniz Türkiye değil. Önümüzde öyle sorunlar var ki, neredeyse Kaf dağına uzanıyor.
2028 Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler sadece Türkiye için değil, Ortadoğu ve balkan halkları için de önemi büyük bir seçimdir.
Karar sizin…
Ya değişeksiniz!
Ya da değiştirileceksiniz!
Eylem ve söylem bir olmalı, diri olmalı ve hedefe yürümeli. Ülkeme kıymayın efendiler!