TÜRKEŞ MANGA
KozanBilgi.Net İmtiyaz Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni
Hayatta bazı acılar vardır; kelimelerle anlatılamayan, zamanla hafiflemeyen, sadece öğrenilen… Anne ve babayı kaybetmek, bu acıların en sessiz ama en ağır olanıdır. Bu yazı, bir evladın iç dünyasında yankılanan, bazen fısıltıyla bazen çığlıkla konuşan bir yasın izlerini taşır. Çünkü bu kayıp, sadece insanın sevdiklerini değil; çocukluğunu, sığınağını, tamamlanmış hissettiği anları da beraberinde götürür.
Babam sessizdi. Hiçbir zaman “seni seviyorum” demedi belki ama bir şeyi tamir ederken yanına çağırması, yürürken koluma dokunması yeterdi. Güvende hissederdim. Şimdi sokaklar daha kalabalık, ama daha yalnızım. Çünkü arkamda dağ gibi duran adam artık yok. Hayatla birebir karşı karşıyayım; darbelere karşı kendimi korumam gereken günlerde onun nasihatleri kulaklarımda yankılanıyor. Ama artık cevap verecek biri yok.
Babam, bana güçlü olmayı öğretmişti. Ama keşke zayıfken onun yanında olabilsem biraz daha… Şimdi güçlü olmam gerektikçe daha çok onu özlüyorum. Onun yokluğu, sadece bir insanın değil; bana destek veren, omuz olan bütün taşların çekilmesi gibi.
Sabahları onun sesiyle uyanmamak, masada eksik kalan çatal kaşık kadar dokunur insanın ruhuna. Annem hep bir ses, bir nefes, bir huzurdu. Elimi tutmasa bile yanımda olduğunu bilirdim. Şimdi, odanın bir köşesinde unutulmuş bir eşya gibi duruyorum bazen. Onun yokluğu sadece fiziksel değil; hayatın ritmini bozan bir sessizlik gibi. Yastığı hala onun kokusunu taşıyorsa, insan uyumaya korkar. Çünkü rüyalar bile bazen o kadar gerçek olur ki, uyanınca yaşanan ikinci bir ölüm gibi gelir.
Anne sevgisi eczanelerde satılmaz. Onun sıcaklığı, hiçbir battaniyeyle ısıtılamaz. Şimdi ne zaman hasta olsam, onun telaşını, panik hâlini, bir kaşık çorba ile iyileştirme umudunu ararım çevremde. Yok. Çünkü annem yok. Ama hâlâ bir yerlerde yaşıyor gibi… belki dualarımda, belki içimdeki çocukta.
İnsan zamanla alışır derler. Hayır. İnsan zamanla susar. Çünkü anlatmak yorar, dinleyenler anlayamaz. Ama bir bakarsın, eski bir fotoğraf eline düşer; bir koku geçer burnundan… ve bir anda yine çocuk olursun. Bir yerlerde hâlâ onları ararsın, belki dua ederken, belki bir mezar taşına dokunurken…
Anne ve babanın kaybı, dünyadaki en evrensel yalnızlık biçimidir. Bazen yaşarken bile ölü gibi hissedersin. Kalabalıklar içinde boğulur, en mutlu anlarında içindeki boşluğa çarparsın. Ama bu boşluk; sevginin kalıcılığına bir kanıttır aslında. Çünkü ancak bu kadar çok sevilenler, gidince bu kadar çok yer açar içimizde.
Bu acı, paylaşıldıkça hafiflemese de; anlaşılmaya başlar. Onları yaşatmak, sadece anmakla değil, dokunduğumuz satırlarda kalmalarını sağlamakla olur.
“Kalbimin İki Yıldızı”
Kalbimde iki yıldız parlar geceleri,
Birisi sıcak, birisi sessiz ve derin.
Biri anne gibi sarar sarmalar beni,
Diğeri baba gibi dimdik tutar bedenimi.
Anne, bir gül gibi açar baharımı,
Bir kelimesiyle aydınlatır karanlığımı.
Ellerinde saklı cennet kokusu,
Gözlerinde umut, sözlerinde duygusu.
Baba, gölgesinde dinlenir yorgun günlerim,
Omzunda taşır tüm kırık düşlerimi.
Bir bakışıyla güven örer içime,
Sessizce sever ama hep derinle.
İkisi bir arada oldum ben,
Bir yönüm sevgi, bir yanım dirençle beslenen.
Anne bana merhameti öğretti,
Baba cesareti kalbime ekti.
Bir gülüşleriyle iyileşti çocukluğum,
Bir sustuklarında büyüdü sorumluluğum.
Anne ve baba… bir yaşamın özü,
Onlar varsa dünya bir başka güzel, bir başka düz.