SERKAN CENGİZ

SERKAN CENGİZ

20 Ekim 2026 Salı

SAİMBEYLİ TÜRKTÜR

SAİMBEYLİ TÜRKTÜR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

TÜRKMEN SERKAN CENGİZ

SAİMBEYLİ TÜRKTÜR

Bugün Saimbeyli’min düşman işgalinden kurtuluşunun 106. Yıl dönümüdür. Kutlu olsun! Aziz vatanımızı Fransız ve Ermenilerden temizleyen asil ecdadımızın ruhu şad olsun. Tüm Şehitlerimizi rahmet, minnet ve sevgi ile anıyorum.

Verilen milli mücadeleyle göndere yeniden asılan ay yıldızlı Türk bayrağının simgelediği gibi Saimbeyli bir Türk yurdudur. Tarihi bir kenttir. Saimbeyli’ye gereken önem verilmelidir. Bugün ilçe olan birçok yerleşim alanı bir belde, köy veya mahalleyken Saimbeyli maziye tanıklık etmiş bir memlekettir.

Saimbeyli ne yazık ki köklü tarihine rağmen hak ettiği yeri görememektedir. Zaman içinde idaresi altındaki toprakları azalmış, içinden başka bir ilçe çıkmış, köyleri başka illere ve ilçelere verilmiş, adliyesi kapatılmış, nüfusuna kayıtlı insan sayısı oldukça yüksek olmasına rağmen içinde yaşayan nüfus azaldıkça azalmıştır.

Mavi kelebeği, kırmızı kirazı, temiz havası, buz gibi suları, görkemli yaylaları, kadim kültürü, vakur duruşu ve daha nice özelliğine hayran olunan Saimbeyli’nin bağrında yetişen, kökleri Saimbeyli’ye dayanan nice değerler vardır.

Bünyesindeki bunca zenginliğe rağmen yoksulluk ve hizmetlerden yoksunlukla anılmakta olması tarihin bir cilvesi olsa gerekir.

Bir gün Saimbeyli’nin hak ettiği değeri göreceğini düşünüyorum.

Asil Saimbeyli’nin yüreği güzel her insanına selam eder, aziz memleketimiz Saimbeyli’ye ve hemşehrilerimize selamet dilerim.

 

Türkmen Serkan CENGİZ

Devamını Oku

MİSYON

MİSYON
0

BEĞENDİM

ABONE OL

TÜRKMEN SERKAN CENGİZ

MİSYON

Bazı insanların kendilerine yükledikleri vazifeler vardır. Bunların başında, hayatta var olmasının nedeni olarak iman ettiği inancıyla aidiyet duyduğu topraklara, bağrından çıktığı milletti ileri götürme vazifesidir. Bu anlayış eleştirel düşünce ile başlayacaktır. Bir şeylerin eksik ya da hatalı olduğu kanısı insana bu görevi yükleyecek ve bu durum o kişinin yaşama heyecanı haline gelecektir.

Bu heyecana bilgi kattıkça gaye edinme şuuruna daha da erişecektir ki kan kaybeden bir memleket, yozlaşan bir halk için canı yanacaktır. Eleştirmek ile kalmayacak, araştırmalarla fikir üretecek, somut bir şeyler ortaya koymak için çalışacaktır.

Meydana inenlerin çok azında olan bu misyon, kişinin kendi kendisine yüklediği bir görev olduğu için bahanelerden uzaktır. İşte bu enerjinin olduğu, samimi bir gayretin hayatta yer edinmeye çalıştığı bir zamanda, çevresel ve bireysel koşulların bu şanlı misyonda ilerlemek için uygun olup olmaması asıl mesele olacaktır.

Değerleri için, memleketi için, memleketinin insanları için bahanelerden uzak, nerede bir çözüm varsa koparıp almanın misyonudur bu. Kaynağını, gece gündüz demeden çalışan nasırlı ellerden, masum insanların dualarından, dağlardan inen gürül gürül sulardan, sisteme baş kaldıran Dadaloğlu’nun, Köroğlu’nun türkülerinden alır.
Bu misyonun ateşinin dumanı Toroslarda tüten kara dumandır.

Ne demiştik Özgün Tutku’da?

“İnsanın yaşama sebebi ufukta gördüğü ülküdür. Ülküler, gerçekleşmesi mümkün hayaller yüklüdür.”

Elbette zamanını beklemektedir.

Türkmen Serkan CENGİZ

Devamını Oku

İş Yerlerinde Türkçenin önemi

İş Yerlerinde Türkçenin önemi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

TÜRKMEN SERKAN CENGİZ

İş Yerlerinde Türkçenin önemi

Bu yazımızda son zamanlarda oldukça yaygınlaşan bir duruma, iş yerleri adlarındaki yabancı sözcüklere dikkat çekmek istiyoruz. Bu mesele daha önce büyükşehirlerde yoğun bir haldeyken artık ilçelerde hatta beldelerde de çok sık karşılaşılır olmuştur. En büyük şehirden en küçük kasabaya, köye kadar bütün Türk milletini hassasiyete davet ediyoruz.

Bir işletme, mensubu olduğu halkın ihtiyaçlarını karşılamak ve bundan kazanç sağlamak amacıyla kurulur. Esnaflığın hassasiyetleri olmalıdır. Nasıl zafer günlerinde Türk bayrağı asmak bir hassasiyet ise işlettiğiniz iş yerine Türkçe ad koymak da öyle bir hassasiyettir.

Milletin anlamadığı, kendi özünden kopuk kelimeler ile esnaflık erdemlerini yerine getiremezsiniz. Burada Türkçe olmasından kasıt yüzde yüz Türk kökenli sözcükler olması değildir. Binlerce yıllık medeniyetimizde var olan, Türk milletinin gönlünde var olmuş, hayat bulmuş, benimsediğimiz kelimeleri didik didik etmekten, illa Türkçe kökenlisini bulmaktan bahsetmiyoruz. Ziya Gökalp’ın da dediği gibi Türkçeleşmiş Türkçedir. Türk kültür ve medeniyetine, Türk milletine yabancı olduğu çok açık olan kelimelerin kullanılmasına bir Türkçe hassasiyeti ile itiraz ediyoruz.

Yabancı kelimeler olmadan da daha önce konulmamış, farklı ve özgün isimler koymak mümkündür. Özgün olmak yabancı adları yurdumuza getirmekle değil alışılmamış bağdaştırmalar yapmak ile sağlanabilir. Bir caddenin, bir dükkanın fotoğrafını çektiğinizde oranın Türkiye olduğu belli olmalıdır.

Ne yazık ki şu an bazı sokakların, caddelerin fotoğrafını çektiğinizde onun hangi ülkeye ait olduğunu sorduğunuzda Türkiye yanıtını alamayabilirsiniz.

Unutulmamalıdır ki Türk dili Türk milleti için bir hazinedir. Onu hiçbir özentiliğe kurban etmeyelim.

Türkiye nasıl Türklerin ise, Türkçe de Türklerindir. Dilimize sahip çıkalım.

Saygılarımla.

TÜRKMEN SERKAN CENGİZ

Devamını Oku

UYAN TÜRK MİLLETİ!

UYAN TÜRK MİLLETİ!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

TÜRKMEN SERKAN CENGİZ

UYAN TÜRK MİLLETİ!

Bir şeyin sürekli konuşuluyor olması varlığın kanıtı değildir. Medya yolu ile algı oluşturularak olmayan bir soruna çözüm bulmaktan söz ediliyor. Türkiye’de bir toplumsal küslük yoktur. Dolayısıyla yurt içinde barış sözcüğünün kullanılması yersizdir. Teröristlerin siyasi aktörmüş gibi sunulması, dönem dönem terör örgütleri hakkında söylem değişikliğine gidilmesi Türk milletinin vicdanında kabul görmeyecektir. Görmemelidir. Bu tabloyu önceki dönemden hatırladığımız için siyasi partilerin milli hassasiyetlere aykırı tutumuna elbette şaşırmadık.

Türk milleti sormalıdır. Bizim bunca hakiki derdimiz varken siyasetçiler neden buraya dümen kırıyor?

Neden bunları gündeme getiriyor?

Türk milleti neden birdenbire yeni bir açılım süreci ile karşı karşıya kalıyor?

Neden…?

Bu soruları bir duygu yoğunluğu ile değil bir bilinç ile soruyoruz.

Bu sorulara yanıt olarak dış gelişmeleri işaret edenler olacaktır. Öyleyse sormaya devam ediyoruz.

Bu gelişmeler daha önce yok muydu?

Bu süreç kime yarar?

Terör örgütü pişmanlık belirtti mi?

Talep ve düzenleme sözcükleri ne anlama geliyor?

Ayrıca siyasilerin “yeni anayasada vatandaşlık tanımı gözden geçirilebilir” diyerek ademi merkeziyetçilikten bahsetmesi üniter yapıyı tartışmaya açmak değil midir? Ükemizde milyonlarca yabancı varken kimlik tartışması başlatmanın manası nedir?

Siyasilerin sürekli değişen ve hangi hesaplara uygun belirttikleri belli olmayan söylemlerini her zaman sorgulamalıyız.

Türk milleti sormalı, görmeli ve bütünüyle uyanmalıdır. Eleştirel düşünmek, geçmiş ile bugünü mukayese etmek ve buna göre tavır almak tarihi bir sorumluluktur. Türk milletinin değerli mensupları her meseleye kendisine gösterilmek istendiği gibi değil büyük bir bakış açısıyla, bütünü ele alarak, dünü, günü ve yarını tartarak bakmalıdır. Sadece merkez medyadaki ciddiyetten yoksun yorumlara veya oralardaki tavırlara göre düşünce geliştirilirse toplumun düşüncesi algılar ile belirlenir ve bu durum milletimizin geleceği açısından tehlikelidir.

Bunun yanı sıra Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı, Türk vatandaşlığı tanımı milletimiz nezdinde tartışmaya kapalıdır ve kapalı kalmalıdır. Türk milleti terörün bitmesini isterken bu soruları sorma, endişelerini söyleme ve birbirine uyarıda bulunma hakkına sahiptir.

Allah Türk milletini, Türk yurdunu, Türk devletini korusun.

Serkan CENGİZ

Devamını Oku

DOĞU TÜRKİSTAN VE FİLİSTİN

DOĞU TÜRKİSTAN VE FİLİSTİN
1

BEĞENDİM

ABONE OL

TÜRKMEN SERKAN CENGİZ

DOĞU TÜRKİSTAN VE FİLİSTİN

Bugün dünyada birçok toprakta birçok insan topluluğu emperyalistler tarafından zulme uğramaya devam etmektedir. Dünya kamuoyu içerisindeki otoriteler bütün bunlara ya susmakta ya cılız sesler çıkarmakta ya da olayları kendi politik hesabına göre gündeme almaktadır. Ne dünya liderliğine soyunanlar ne madur olan taraflar ile ortak değerleri bulunanlar ne de batının demokrasi ve insan hakları masalları bu zulümlere ve zalimlere engel olmamıştır.

Ortada vicdani bir durum veya kutsal bir mesele olmasına rağmen dünya siyaseti ya zulme uğrayanı zalimle eşit görmüş ya zalimlerin sözde toprak bütünlüğünü savunarak mazlumu haksız göstermiş ya da manipülatif algılar oluşturarak bu durumları kendi iç siyasetlerine alet etmiştir. Dolayısıyla zulmü zalim ile baş başa bırakmıştır.

Kolektif bir tepki olmadığına göre bireyler bu mezalimlere karşı ne yapabilir? Bu yazımızda bunun üzerine duracağız.

Bilindiği üzere kadim yurdumuz Doğu Türkistan’da Uygur Türkleri Çin zulmüyle karşı karşıyadır. Politik hesapları Çin ile ters düşenler haricinde bu durum pek gündeme getirilmediği gibi Çin’in toprak bütünlüğünü savunmak adı altında Türkleri terörist olarak gösterenler de olmuştur. Dinini, kültürünü yaşayamayan, türlü zulümlere maruz kalan Uygur Türklerinin haklarını ve kadim Türk yurdunun Çin toprağı olmadığını sonuna kadar savunmak zorundayız.

Peki bunu nasıl yapacağız?

Bunu Doğu Türkistan toprağının, Uygur Türklerinin varlığını dillendirerek, gördükleri zulmü duyurarak, bilimsel çalışmalarımızı oradaki Türk varlığı vurgusuyla yaparak ve Çin’e ticari boykot uygulayarak yapacağız. Bunu en azından bireysel olarak yapacağız.

Bir diğer mesele ise dünyanın gözü önünde adi saldırılar gerçekleştirmesine ve türlü suçlar işlemesine rağmen kayda değer bir tepki görmeyen İsrail zulmüdür. İsrail açık bir şekilde Filistin halkına, bebek, çocuk, yaşlı, kadın demeden zorba bir şekilde saldırmaya devam etmektedir. İsrail’in devlet statüsünde olması bebek katili olduğu gerçeğini değiştirmez. Bölücü terör örgütü pkk nasıl bebek katili ise İsrail de bebek katilidir. Bu olanlar bir insanlık suçudur.

Bu konuda özellikle Türk kamuoyunda çeşitli yaklaşımlar oluşmuştur. Filistin meselesinin ve genel anlamda İslam dininin belli çevreler tarafından istismar edilmesinden kaynaklı istismar edenlere değil bizzat istismar edilen varlığa tepki gelişmiştir. Bunun yanı sıra son Osmanlı tarihi bahane edilerek İsrail yönetimine ve Filistin halkına eşit mesafede olduğunu söyleyenler de görülmüştür. Bu söylem hem vicdanen hem de siyasi mantık açısından yanlıştır. Çünkü vicdanen burada dikkat edilmesi gereken zorba bir devletin insanlık dışı saldırıları ve siyaseten dikkat edilmesi gereken nokta ise dünyanın buna sessiz kalmasıdır. Ayrıca bu zorba devletin Türklüğe açtığı savaşla beraber Suriye vb. diğer ülkeleri sürekli karıştırdığını görmemek cehalet göstergesidir. Dolayısıyla sadece Gazze’de olanlar bile tepki için yetecekken bile mevzu sadece Gazze’den, Filistin’den ibaret değildir. İşte tam da bu sebepler ile İsrail ürünleri de en azından bireysel olarak boykot edilmelidir.

Bu ürünlerin özellikle bazılarının hâlâ Türk malı alternatiflerinin olmaması ve bu ürünler için büyük bir reklam furyasının devam etmesi de ayrı dikkat çekici bir durumdur.

Aynı yazıda ele alınan, duyarlılık beklediğimiz bu iki mesele dünya siyasetinde zıt kutuplarda yer almaktadır.

Zıt kutuplarda olduğu düşünülen Çin ve İsrail’in mezalim uygulamalarının her ikisine birden aynı hükümetler tarafından tepki geliştirilmesi tıpkı Kırım ve Kıbrıs davalarımızda olduğu gibi zordur. Çünkü birine politik hesabı gereği karşı çıkan diğerine zulmedendir veya o yapının içerisindedir.

Belki ilerleyen günlerde Filistin Devleti Avrupalı ülkeler tarafından tanınabilir. Bunun Filistin halkına yararı ne derecede olur bilemeyiz.

Sonuç olarak ne iç ne de dış siyasetten bir beklentimiz bu konularda şu an için bulunmamaktadır.

Yüreğimiz kadim yurdumuz Doğu Türkistan’daki masum Uygur Türkleri ile Mescidi Aksa ve Filistin’in masum halkı ile atmaktadır.

Yazıma Rahmetli Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun büyük temennimizi dile getiren şu dizeleri ile son vermek istiyorum.

“Olur bir gün şu yer yüzü,

İnsanlığın hür meydanı”

Serkan CENGİZ

Devamını Oku