SERKAN CENGİZ

SERKAN CENGİZ

27 Ağustos 2025 Çarşamba

UYAN TÜRK MİLLETİ!

UYAN TÜRK MİLLETİ!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

TÜRKMEN SERKAN CENGİZ

UYAN TÜRK MİLLETİ!

Bir şeyin sürekli konuşuluyor olması varlığın kanıtı değildir. Medya yolu ile algı oluşturularak olmayan bir soruna çözüm bulmaktan söz ediliyor. Türkiye’de bir toplumsal küslük yoktur. Dolayısıyla yurt içinde barış sözcüğünün kullanılması yersizdir. Teröristlerin siyasi aktörmüş gibi sunulması, dönem dönem terör örgütleri hakkında söylem değişikliğine gidilmesi Türk milletinin vicdanında kabul görmeyecektir. Görmemelidir. Bu tabloyu önceki dönemden hatırladığımız için siyasi partilerin milli hassasiyetlere aykırı tutumuna elbette şaşırmadık.

Türk milleti sormalıdır. Bizim bunca hakiki derdimiz varken siyasetçiler neden buraya dümen kırıyor?

Neden bunları gündeme getiriyor?

Türk milleti neden birdenbire yeni bir açılım süreci ile karşı karşıya kalıyor?

Neden…?

Bu soruları bir duygu yoğunluğu ile değil bir bilinç ile soruyoruz.

Bu sorulara yanıt olarak dış gelişmeleri işaret edenler olacaktır. Öyleyse sormaya devam ediyoruz.

Bu gelişmeler daha önce yok muydu?

Bu süreç kime yarar?

Terör örgütü pişmanlık belirtti mi?

Talep ve düzenleme sözcükleri ne anlama geliyor?

Ayrıca siyasilerin “yeni anayasada vatandaşlık tanımı gözden geçirilebilir” diyerek ademi merkeziyetçilikten bahsetmesi üniter yapıyı tartışmaya açmak değil midir? Ükemizde milyonlarca yabancı varken kimlik tartışması başlatmanın manası nedir?

Siyasilerin sürekli değişen ve hangi hesaplara uygun belirttikleri belli olmayan söylemlerini her zaman sorgulamalıyız.

Türk milleti sormalı, görmeli ve bütünüyle uyanmalıdır. Eleştirel düşünmek, geçmiş ile bugünü mukayese etmek ve buna göre tavır almak tarihi bir sorumluluktur. Türk milletinin değerli mensupları her meseleye kendisine gösterilmek istendiği gibi değil büyük bir bakış açısıyla, bütünü ele alarak, dünü, günü ve yarını tartarak bakmalıdır. Sadece merkez medyadaki ciddiyetten yoksun yorumlara veya oralardaki tavırlara göre düşünce geliştirilirse toplumun düşüncesi algılar ile belirlenir ve bu durum milletimizin geleceği açısından tehlikelidir.

Bunun yanı sıra Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı, Türk vatandaşlığı tanımı milletimiz nezdinde tartışmaya kapalıdır ve kapalı kalmalıdır. Türk milleti terörün bitmesini isterken bu soruları sorma, endişelerini söyleme ve birbirine uyarıda bulunma hakkına sahiptir.

Allah Türk milletini, Türk yurdunu, Türk devletini korusun.

Serkan CENGİZ

Devamını Oku

DOĞU TÜRKİSTAN VE FİLİSTİN

DOĞU TÜRKİSTAN VE FİLİSTİN
1

BEĞENDİM

ABONE OL

TÜRKMEN SERKAN CENGİZ

DOĞU TÜRKİSTAN VE FİLİSTİN

Bugün dünyada birçok toprakta birçok insan topluluğu emperyalistler tarafından zulme uğramaya devam etmektedir. Dünya kamuoyu içerisindeki otoriteler bütün bunlara ya susmakta ya cılız sesler çıkarmakta ya da olayları kendi politik hesabına göre gündeme almaktadır. Ne dünya liderliğine soyunanlar ne madur olan taraflar ile ortak değerleri bulunanlar ne de batının demokrasi ve insan hakları masalları bu zulümlere ve zalimlere engel olmamıştır.

Ortada vicdani bir durum veya kutsal bir mesele olmasına rağmen dünya siyaseti ya zulme uğrayanı zalimle eşit görmüş ya zalimlerin sözde toprak bütünlüğünü savunarak mazlumu haksız göstermiş ya da manipülatif algılar oluşturarak bu durumları kendi iç siyasetlerine alet etmiştir. Dolayısıyla zulmü zalim ile baş başa bırakmıştır.

Kolektif bir tepki olmadığına göre bireyler bu mezalimlere karşı ne yapabilir? Bu yazımızda bunun üzerine duracağız.

Bilindiği üzere kadim yurdumuz Doğu Türkistan’da Uygur Türkleri Çin zulmüyle karşı karşıyadır. Politik hesapları Çin ile ters düşenler haricinde bu durum pek gündeme getirilmediği gibi Çin’in toprak bütünlüğünü savunmak adı altında Türkleri terörist olarak gösterenler de olmuştur. Dinini, kültürünü yaşayamayan, türlü zulümlere maruz kalan Uygur Türklerinin haklarını ve kadim Türk yurdunun Çin toprağı olmadığını sonuna kadar savunmak zorundayız.

Peki bunu nasıl yapacağız?

Bunu Doğu Türkistan toprağının, Uygur Türklerinin varlığını dillendirerek, gördükleri zulmü duyurarak, bilimsel çalışmalarımızı oradaki Türk varlığı vurgusuyla yaparak ve Çin’e ticari boykot uygulayarak yapacağız. Bunu en azından bireysel olarak yapacağız.

Bir diğer mesele ise dünyanın gözü önünde adi saldırılar gerçekleştirmesine ve türlü suçlar işlemesine rağmen kayda değer bir tepki görmeyen İsrail zulmüdür. İsrail açık bir şekilde Filistin halkına, bebek, çocuk, yaşlı, kadın demeden zorba bir şekilde saldırmaya devam etmektedir. İsrail’in devlet statüsünde olması bebek katili olduğu gerçeğini değiştirmez. Bölücü terör örgütü pkk nasıl bebek katili ise İsrail de bebek katilidir. Bu olanlar bir insanlık suçudur.

Bu konuda özellikle Türk kamuoyunda çeşitli yaklaşımlar oluşmuştur. Filistin meselesinin ve genel anlamda İslam dininin belli çevreler tarafından istismar edilmesinden kaynaklı istismar edenlere değil bizzat istismar edilen varlığa tepki gelişmiştir. Bunun yanı sıra son Osmanlı tarihi bahane edilerek İsrail yönetimine ve Filistin halkına eşit mesafede olduğunu söyleyenler de görülmüştür. Bu söylem hem vicdanen hem de siyasi mantık açısından yanlıştır. Çünkü vicdanen burada dikkat edilmesi gereken zorba bir devletin insanlık dışı saldırıları ve siyaseten dikkat edilmesi gereken nokta ise dünyanın buna sessiz kalmasıdır. Ayrıca bu zorba devletin Türklüğe açtığı savaşla beraber Suriye vb. diğer ülkeleri sürekli karıştırdığını görmemek cehalet göstergesidir. Dolayısıyla sadece Gazze’de olanlar bile tepki için yetecekken bile mevzu sadece Gazze’den, Filistin’den ibaret değildir. İşte tam da bu sebepler ile İsrail ürünleri de en azından bireysel olarak boykot edilmelidir.

Bu ürünlerin özellikle bazılarının hâlâ Türk malı alternatiflerinin olmaması ve bu ürünler için büyük bir reklam furyasının devam etmesi de ayrı dikkat çekici bir durumdur.

Aynı yazıda ele alınan, duyarlılık beklediğimiz bu iki mesele dünya siyasetinde zıt kutuplarda yer almaktadır.

Zıt kutuplarda olduğu düşünülen Çin ve İsrail’in mezalim uygulamalarının her ikisine birden aynı hükümetler tarafından tepki geliştirilmesi tıpkı Kırım ve Kıbrıs davalarımızda olduğu gibi zordur. Çünkü birine politik hesabı gereği karşı çıkan diğerine zulmedendir veya o yapının içerisindedir.

Belki ilerleyen günlerde Filistin Devleti Avrupalı ülkeler tarafından tanınabilir. Bunun Filistin halkına yararı ne derecede olur bilemeyiz.

Sonuç olarak ne iç ne de dış siyasetten bir beklentimiz bu konularda şu an için bulunmamaktadır.

Yüreğimiz kadim yurdumuz Doğu Türkistan’daki masum Uygur Türkleri ile Mescidi Aksa ve Filistin’in masum halkı ile atmaktadır.

Yazıma Rahmetli Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun büyük temennimizi dile getiren şu dizeleri ile son vermek istiyorum.

“Olur bir gün şu yer yüzü,

İnsanlığın hür meydanı”

Serkan CENGİZ

Devamını Oku

MALAZGİRT’TEN SONSUZA DEK..!

MALAZGİRT’TEN SONSUZA DEK..!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

TÜRKMEN SERKAN CENGİZ

MALAZGİRT’TEN SONSUZA DEK..!

Bir tarihi gün düşünün aynı yurdu size iki kez versin. Yazgının cilvesine bakın ki 26 Ağustos 1071 tarihinde Sultan Alparslan öncülüğünde aldığımız aziz Anadolu topraklarını, 26 Ağustos 1922 tarihinde Başbuğ Atatürk öncülüğünde başlatılan Büyük Taarruz ile kurtardık. Güneşin doğduğu yerden güneşin battığı yerlere doğru at üstünde, üstümüzde bayraklar, dillerimizde cenk türküleri, yüreğimizde Türk destanları, ellerimizde ışıldayan kılıçlarla geldiğimiz günlerin sonunda bize koskoca bir vatan veren 26 Ağustos, en zayıf düştüğümüz an da harekete geçmemizle bize aynı vatanı yeniden verdi.

Anadolu’yu Türk milletine ebedi vatan yapan Malazgirt Zaferi ile Anadolu Türk’ündür dediğimiz kurtuluş mücadelemizin aynı günlere denk gelmesi kadim Türk milletinin bir uğuru olsa gerek. Bu kutlu zaferlerin yıl dönümü olması sebebiyle kaleme aldığımız bu yazıda bir kez daha hatırlatmak isteriz ki Anadolu bizimdir, Türklerindir. Geldik, yurt tuttuk, gitmedik, Allah’ın izni ile gitmeyeceğiz. Bu zaferlerin düşmanları çoktur, ortağı yoktur.

Asil Türk milletinin 26 Ağustos Malazgirt Zaferi ve 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutlarken dünya Türklüğüne kut getirmelerini diliyor, asil atalarımızı, aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi rahmet ve minnet ile anıyorum.

Bu vesile ile yıllar önce yazdığım aşağıdaki şiiri sizler ile paylaşmaktan kıvanç duyuyorum.

Allah’a şükür, Anadolu Türk’ündür.

Yıl bin yetmiş bir, bir arının,

Kendi çiçeğini bulduğu tarih!

Bir tuğ ile öpüşen toprağın,

Sancağımı, bayrak bildiği tarih!

Yurtlara sığmayan, destanlar yazan Türk’ün,

Şanlı bağrını gerdiği tarih!

Çift başlı kartala benzer ırkın,

Alparslan’la Anadolu’ya girdiği tarih!

Medeniyetin beşiğinin, kendini sahibine açtığı,

Destancılığın sırrına erdiği tarih!

Dökülen kanlarla, ruhların göklere uçtuğu,

Şehitlerin tenini, yere serdiği tarih!

Türk bayrağının, son kez gelerek,

Bin yıllık topraklarımın, tamamen namlandığı tarih!

Ataları anıp, tarihten övünç alarak,

Cengiz’in maziden ilhamlandığı tarih…

Türkmen Serkan CENGİZ

Devamını Oku

Turkuaz Fikir

Turkuaz Fikir
0

BEĞENDİM

ABONE OL

TÜRKMEN SERKAN CENGİZ

Turkuaz Fikir
Bana, neyin var diyorlar
Bir turkuaz fikrim var…
Bu fikirle, gökyüzüne koca bir bayrak kalkar

Bu bayrak ki can atar, çağ açar
Bu bayrak ki namus, şeref, ar

Ak alnımın, Turkuaz fikrimin al bayrağı…
Yeter! Başlasın artık Türk çağı!

Bu bayrağın gölgesini özleyenler var
Bu bayrağın yolunu gözleyenler var

İşte şimdi beklerken bizi Kerkük, Tebriz, Uygur, Tatar
Yüreğimiz tüm Türk illeri için atar!
Serkan CENGİZ

Devamını Oku

FİKİR

FİKİR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

TÜRKMEN SERKAN CENGİZ

İnsan doğar, yaşar ve ölür. Doğmak ve ölmek arasındaki yaşam adlı hikaye bazen sıradan bazen sıra dışı geçer. Sıradan ve sıra dışı olması yaşamı iyi ya da kötü yapmaz. Her ikisinin de içeriğe göre akıbeti değişir. İnsan yaşamında yaratılıştan kaynaklı ihtiyaçlar vardır. Bunların kimisi somutken kimisi soyuttur. O soyut olanlardan en önemlisi inançtır. Bir diğeri ise inançtan kaynaklanan fikirdir.

Bugün dünya üzerinde çeşitli fikirler, fikir akımları vardır. Bunun yanı sıra bir fikre sahip olamamış insan da çoktur. Meselenin en ilginç yanı budur. Bunca fikir varken fikirsiz insanların olması çok ilginçtir. Oysa insan düşünen bir varlık olarak yaratılmış ve yeryüzüne idareci kılınmıştır. Peki neden bunca insan düşünmekten, düşünüp fikir edinmekten yoksun? İnsan, önceden var olan fikir akımlarını benimsemediği için fikirsiz mi kalmalıdır? Hayır. Eğer sorun var olanları benimsememek ise, içindeki kıvılcıma dayanarak, bütün kalıpları itip özgün fikri ortaya koymak gerekir…

Peki asıl sorun nedir? Sorun insanın sorumluluk almak istememesidir. Sorun, dünyada bunca tepki konulması gereken olay ve durum olurken tavırsız kalan insanın yalnızca gündelik yaşamın monoton ihtiyaçlarını karşılamak istemesidir. Sorun “ben tek başıma neyi halledebilirim” demektir. Sorun, insanın beğenip sevdiği fikri, sözde temsil edenlerin samimiyetsizliği dolayısı ile o sözde temsilcilerden soğurken fikrin kendisini de terk etmektir. Sorun dünyada bunca yas, bunca haksızlık, bunca namertlik varken bu matem havasında suya sabuna dokunmadan kendi hayatının keyfini çıkarmanın ta kendisidir.

Sorun, çabanın, emeğin, alın terinin sadece ferdiyetçilik için kullanılmasıdır. İnsan beden, ruh, akıl ve yürekten ibarettir. İşte fikir o ruhun ihtiyacıdır. Fikir yürek ister. Yürek ve ruh olmaz ise beden cesettir. Akıl çaresizdir. Peki bunca soruna çözüm nedir? Çözüm, bu matem havasında sadece canını, yarınını düşünmeden yası dindirecek yasayı diriltmeye çalışmaktır. Bunca kara bulutun arasında masmavi göğü aramaktır. Fikirler nereden başlarsa başlasın varacağı yer toplumun huzuru olmalıdır. İnsanın temel ihtiyaçları arasında yemek yemek, uyumak nasıl varsa fikir edinmek de olmalıdır. Ancak şahsi menfaat ya da hazcılık güderek var olan bir fikre uyum sağlamak asla fikir olarak değerlendirilmemelidir.

Namuslu bir fikir haksız güçlünün değil haklı güçsüzün yanında olmalıdır. Asıl fikir, mezalim bir bey karşısında Köroğlu olabilmektir. Fikir, bu değişmez kurallar çerçevesinde tasarlanmalı, insanoğlu fikir sahibi olmalıdır. Yoksa hayat ortalama yetmiş yıl kendin için yaşayacağın bir hapishane olmaz mı?

Devamını Oku