“Türkçenin özgürleşme yolculuğu”na ek…

“Türkçenin özgürleşme yolculuğu”na ek…

ABONE OL
Ekim 25, 2026 09:35
“Türkçenin özgürleşme yolculuğu”na ek…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

OKTAY EROL

“Türkçenin özgürleşme yolculuğu”na ek…

Şu soruyu “dil”den ayrı düşünmüyorum; “sanat/ sanat için midir, halk için midir?” Bu soru ile karşılaştığımda, “hep” Yılmaz Güney’in bir ödül töreninde konuştuğu “halkın sanatçısı, halkın savaşçıdır” sözü gelir aklıma; sanatın “halk için” olduğunu düşünürüm… İstediğince “yapıtının” için estetikle döşe, renklerden başka renkler türeterek donat; eğer içinde “halk” yoksa/ “insan” yoksa/ “yaşam” yoksa kimden taşımasını isteyeceksiniz? Halk ozanlarının aradan yüzyıllar geçmesine karşın hem dizelerinden hem öykülerinden alıntılar yapılmasına karşın, “ağdalı Osmanlıca” ile bezenmiş şiirlerden kaç dizeyi halkın dilinde bulabilirsiniz?

En son bizim kuşak şiiri sevdi kanımca… Nazım’ı zor da olsa okuduk… Ahmet Arif’i, Hasan Hüseyin Korkmazgil’i… “Seviyorum seni/ ekmeği tuza banıp yer gibi/ geceleyin ateşler içinde uyanarak”, “terk etmedi sevdan beni/ aç kaldım, susuz kaldım/ hayın, karanlıktı gece/ can garip, can suskun/ can paramparça…”, “ekmeği bol eyledik/ acıyı bal eyledik/ sıratı yol eyledik/ geldik bugüne” dizelerini… Biliyor musunuz okurken, hem de yazdık; söz ozanlarını öykünerek… Şiir, yaşamın tutunacak dalıydı/ diliydi/ umuduydu bizim kuşağın… Neden yazmayı bıraktığı sormayın; Oktay Akbal’a sorulmuş aynı soru, “şiire saygımdan bıraktım” demiş inanın!

***

Şunu sorabiliriz; dil/ dil için midir, halk için midir? Tek başına “dili” istediğinizde renklendirin, içine dünyanın tüm dillerinden sözcükler katarak tümceler kurun; halkın yaşamına katkısı olmadıkça bir anlamı olmayacaktır! “Halk”, kendi anladığı “dili”, yaşamında var olan nesnelerden/ ögelerden yola çıkarak oluşturacaktır. “Türkçenin özgürleşme yolculuğu”nda bunu anlattım. Halka ne denli baskı uygularsanız uygulayın, ne denli ezbere dayalı “sesleri” verirseniz verin; kendinden olanı yaşatacak, kendinin yaşattığını taşıyacaktır…

Karacaoğlan’ın, Yunus Emre’nin ya da Atatürk’ün Geometri kitabında açtığı çığırın özü de budur: Dili sarayın tekelinden kurtarıp halkın vicdanına, aklına/ günlük yaşamında kazımak… “Dili” yalnızca bir konuşma aracı düşünmeyelim isterseniz, bir ulusun bağımsızlık/ düşünce alanı olduğunu da aklımızın bir köşesine kazıyalım… “Dil” yaşarsa sanat yaşar; şiir yaşarsa insanın sesi, umudu, belleği yaşar. “Dilin” taşıyıcısı, koruyucusu da halktır…

***

Tüm bunları neden anlattım ki? “Türkçenin özgürleşme yolculuğu”nda yazılanları anımsayın… Halkın konuştuğu dille sarayın dili arasındaki uzaklığı, insanın kendi dilinde öğrenmesinin, düşünmesinin, kendini anlatmasının önemini vurgularken, bugün “nerede” olunduğuna da bakmak gerek! Örneğin hem “iktidarın”, hem de “muhalefetin” birbiriyle yarışır biçimde “dil devriminin” gereklerinden uzaklaştığını söylemek öyle zor olmaz; çünkü birlikte yapıyorlar!  “İktidarın” bağıra/ çağıra dillendirdiği “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” söylemine, ne de “Kurtuluş Savaşı” yerine “Milli Mücadele” sözüne kaç gün tepki gösterilebildi düşünün…

“İktidarı” anladık; Osmanlı’yı şahlandıracaklarını söyleyenin, Osmanlıcayı da yaşatmak isteyeceği öngörülebilir. Ancak Atatürk ilkelerinin koruyuculuğunu söyleyip, Türkçeyi bozulmasına ses çıkarmamak, üstelik “bozana” destek vermek de düşünülemez! Örneğin “eğitim/ öğretim” demeye ne oldu da “maarif” denildi, ya da “Kurtuluş Savaşı” demek varken neden “Milli Mücadele” denilmeye gerek duyuldu? Bunun gibi onlarca “sözcük” çıkarabilir, her birine “muhalefetin” de katkı yaptığını kanıtlayabilirim…

***

Özgür Özel’in dili de, Ekrem İmamoğlu’nun dili de, diğer sözcülerinin dili de “yarım yüzyıl” önce Ecevit’in kullandığı “dilin” gerisinde… Biliyorsunuz çok konuşulan bir İmamoğlu’nun savunmaları bugünlerde dijital ortamda yayınlandı. Başlığı da “Millet Şahidimdir…” Ecevit olsaydı, bağıra çağıra “Halk Tanığımdır” derdi! Şunu yabana atmayalım; benzetme biraz alışıldık olacak ama, halk arasında sıkça yinelenen “arka teker ön tekeri izler” bunu unutmayalım…

Bakın ne oldu… “Önde” gidenler, “iktidar” kadar “dile” zarar verince, yerel yönetimler de “onların” yolunu izlemeyi ödev bildiler… Adana Anakent Belediyesi’nin birkaç billboardda gördüğüm afişini ilk gördüğümde şaşırmadım dersem yalan olur! Afişte “hür birey, hür düşünce, hür gelecek” sözleri yazıyordu… Dil devrimi sonrasında türetilen, halkın büyük bir katmanının benimsediği, şiirlerde/ şarkılarda kullanılan “özgür” demeye ne oldu de “hür” demek gerekti? Kafamın içinde iki olasılık var; ikisi de bende saklı kalsın, ikisi de “dili” yaralar çünkü…

Bilgi Paylaştıkça Çoğalır!

KozanBilgi.Net’te yer alan Yüz Binin üzerinde haber, yazı ve fotoğraflar emeğin ve yerel gazeteciliğin bir ürünüdür.
Ticari amaç olmamak üzere içeriklerimizi KozanBilgi.Net’i kaynak göstererek ve aktif bağlantı vererek sevdiklerinizle veya sitenizde gönül rahatlığıyla paylaşabilirsiniz.

" />
" />

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.