OKTAY EROL
Yabancı anaparadarın elini/ kolunu sallayarak gelmesinin de, “dışsatım arttı” denilerek iç pazardaki kavurucu alım gücü sorununun görmezden gelinmesinin de, emek harcamadan/ üretmeden/ katma değer oluşturmadan kazanç sağlanmasının da, sonu “ucu açık” bırakılan özelleştirmelerin de toplumda kaygıları artırdığını düşünüyorum. “Kaygı” deyip geçmeyin; geçim sıkıntısı, gelecek korkusu, giderek ağırlaşan yaşam koşulları insan ilişkilerini de örseliyor. Sokakta, okul avlusunda, evlerde yaşanan şiddeti yalnızca bireysel nedenlerle açıklayabilir miyiz?
Yurttaşın büyük bölümünde açlık/ yokluk artık sıradanlaşmış, eskisi gibi düşünülmezleşmişse sonunun nereye varacağını düşünün artık… Medyada artık her tür olaylara yer veriliyor! Müge Anlı’ya konuk olanların anlattıklarının birçoğu yenilir/ içilir gibi değil! Topluma iyi bakın; daha dün şaşkınlıkla izlediği olayların ortasında artık “kendine” de yer bulabiliyor! Bir çıkmazın ortasındayız; çürümüş ilişkiler, güven duygusu bilinmezliklere itelenmiş, kimin/ nasıl olduğu belirsiz biçimde ekonomisi büyümüş, çalışanın/ günyüzü görmeyenin/ emeğini ortaya koyanın yükü büyümüş… “Kaygılar” diyorum…
***
Ülkede ekonomi “dip” yaptığında “değerler” gözden geçirilmez de “dışarı” koşulur; günümüzde yaşananlar ortada… “Yabancı anaparadara kapımız sonuna dek açık” söylevleri verilir. Bunca “yalvar/ yakar” toplantılar düzenlenir, çağırdıkları yerde beklenir; niye? Çünkü “yabancı anaparadara” nasıl kazanacaklarını, kendilerine hangi olanakları sunacaklarını, hangi ayrıcalıklar verileceğini enine/ boyuna anlatırlar! Burada söz konusu olan bu yurdun yurttaşı, bu yurdun çalışan gücüdür… Çalışanın emeğinin karşılığının açlık sınırının altında kaldığını, emekçinin başka bir kazancı olmadığından buralarda çalışmak zorunda olduğunu falan…
Sanki “yabancı anaparadar” yalnız bunlara bakıyor; hayır! Çalışanın hakları kadar, kendi haklarına da bakarlar… Tamam, buraya “yatırım” yapılsın da, kazancı hoşnut etmeyince ne yapacak? İstediğinde yatırımını devredeceği bir alıcı güvencesi verilecek mi? Gerçi günümüzde artık “yatırım” denilince “borsa” da dile getiriliyor biliyorsunuz… Bu da anlatılıyor; firmalardan sözcülere brifing verdiriliyor, geçmiş yılla bu yıl arasındaki büyü grafiklerle anlatılıyor. Kısa sürede ne denli kazançlı olacakları, istediklerinde ellerindeki cep telefonu üzerinden ne denli kolay “borsayı” terk edebilecekleri dile getiriliyor! Sorayım; siz hiç “batan” yabancı anaparadar duydunuz mu; olmaz, çünkü ayrılacak zamanı bilirler! Kaygıdan söz ediyoruz değil mi; alın size kaygı…
***
Ne oluyor biliyor musunuz? Bu yurdun “en büyük” değeri yurttaşıdır! İşin içinden bu yurdun yurttaşını çıkardığınızda ortada “toz bulutundan” başka bir şey bulamazsınız! Asıl “kaygı”, yurttaşın yazgısına terk edildiği, ne yiyip/ içtiği bilinmediği, yaşanan şu kış günlerinde nasıl barındığı/ nasıl ısındığı/ nasıl doyduğunun bir yana atıldığıdır! Dışsatımcıların en büyük rakamlara ulaştıklarını, geçen yıla göre büyüdüklerini duymayan var mı? Biliyor musunuz, fındık/ fıstık/ taze sebze satışı göz yaşartıyormuş… Bunlar bu yurdun topraklarında, geçtiğiniz yolun kıyılarında yetişen ürünler, ancak birçoğunun tadını yurttaş unuttu… İç pazarda tüketimin “alım gücünden” dolayı düşmesi kimseyi kaygılandırmıyor nedense…
Her şey “daha çok” kazanmak için… “Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar; önce saygınlıklarını, sonra özgürlüklerini, daha sonra da bağımsızlıklarını/ geleceklerini yitirmeye tutsaktırlar…” Evet, Atatürk bunları söylemişti yüzyıl kadar önce… Üreterek, bu yurdun değerlerini öne çıkararak değil de, para satarak/ bu yurdun tüm değerlerini özelleştirerek, büyümek… Büyümek dediğiniz bu mu? Ya yurttaşın alım gücü, ya emeğinin karşılığı, ya kendi yurdunda insanca yaşama hakkı… Bakın “kaygı” durduk yerde gelmiyor, gelmesi için her şey yapılıyor!
***
“Büyüme” denilince, “erinç” denilince bir avuç doymazı düşünemem; yurdun büyük bölümünün bunu yaşamasını isterim… Bugün yaşanan yolsuzluk iddialarına, fonda/ borsada dönen dolaplara bakın; bu işlerin sorumluları, emeğiyle/ üreterek yaşamını sürdüren, bu yurdun değerlerini korumaya çalışan insanlar değildir!
Düşünsenize; üreten ürettiğini alamıyor, çalışan emeğinin karşılığını bulamıyor, kendi topraklarında yetişen ürünlere ulaşamıyor… Ancak yabancı anaparadar kazanıyor, dışsatımcı büyüyor, foncular kasalarını dolduruyor… Peki yurttaşın açlık, yoksulluk, güvencesizlik, gelecek kaygısı ne olacak; hiç önemi yok mu?
" />
" />
GÜNDEM
25 Ekim 2026