Yaşlılığın Kokusu mu, Önyargının Kokusu mu?

Yaşlılığın Kokusu mu, Önyargının Kokusu mu?

ABONE OL
Ekim 25, 2026 05:52
Yaşlılığın Kokusu mu, Önyargının Kokusu mu?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

SELMA ERDAL

Yaşlılığın Kokusu mu, Önyargının Kokusu mu?

Geçenlerde sosyal medyada Dr. Eyyüb Yılmaz’ın “Yaşlı insanlarda duyduğumuz o garip koku nereden geliyor? Yaşlanmayı ve kokuyu durduran hücresel mekanizma!” başlıklı paylaşımını okudum.

Paylaşımda yaşlılık kokusunun ciltteki yağların oksitlenmesinden, proteinlerin şekerleşmesinden ve antioksidan savunmanın zayıflamasından kaynaklandığı anlatılıyor.

Çözüm de öneriliyor:

İşlenmiş şekeri bırakın, antioksidanlarla ve kaliteli canlı yağlarla beslenin, bağırsak floranızı düzenleyin.

Böylece yaşlılık kokusunu tamamen önleyebilirsiniz!

Ne güzel!

Yaşlılığın kokusuna da çare bulundu demek ki!

Ama gerçekten öyle mi?

Merak ettim, konunun bilimsel geçmişine baktım. Meğer yaşla birlikte değişen vücut kokuları yıllardır araştırılıyormuş.

Örneğin 2001 yılında Japon araştırmacı Shinichiro Haze ve arkadaşları, insanlarda yaşa bağlı vücut kokusu değişimlerini incelemişler. Araştırmada 40 yaş ve üzerindeki katılımcılarda 2-nonenal adı verilen kimyasal bir bileşik belirlenmiş.

Bu madde, cilt yüzeyindeki bazı yağ asitlerinin oksitlenmesiyle oluşabiliyormuş.

Demek ki yaşla birlikte vücut kokusunun değişmesinin bilimsel bir açıklaması varmış.

Peki, yaşla birlikte değişen bu koku gerçekten rahatsız edici mi?

Bu sorunun yanıtını arayan başka araştırmacılar da olmuş.

2012 yılında PLOS ONE dergisinde yayımlanan bir çalışmada genç, orta yaşlı ve ileri yaştaki insanların vücut kokuları karşılaştırılmış.

Sonuç mu?

İleri yaştaki insanların kokuları, diğer yaş gruplarının kokularından daha hafif ve daha az rahatsız edici bulunmuş!

Nasıl ama?

Demek ki yaşlılık kokusu sandığımız kadar kötü kokmayabiliyormuş.

Yoksa kötü kokan bizim önyargılarımız mı?

Peki, paylaşımda sözü edilen diğer bilimsel açıklamalar?

Oksidasyon, glikasyon, antioksidan savunmanın çökmesi…

Bunlar yaşlanmayla ilişkili biyolojik süreçlermiş ama aynı şey değillermiş.

Oksidasyon, ciltteki yağların kimyasal değişimine yol açabiliyormuş. Glikasyon ise şekerlerin proteinlere bağlanmasıyla gerçekleşiyormuş.

Ancak glikasyonun doğrudan yaşlılık kokusunu ürettiğini söyleyebilmek için yeterli bilimsel kanıt yokmuş.

Demek ki her bilimsel kavramı aynı torbaya koyunca bilimsel açıklama yapılmış olmuyor.
Gelelim önerilen çözüme.

Sağlıklı beslenelim mi?

Elbette.

Şekeri azaltalım, sebze, meyve, zeytinyağı tüketelim.

Ama bunların sağlığa yararlı olması başka, yaşlılık kokusunu tamamen ortadan kaldırdığının kanıtlanması başka.

Üstelik paylaşımda geçen “canlı yağlar” tanımlaması da bilimsel beslenme terminolojisinde yerleşmiş bir kavram değilmiş.

Yağların doymuşu var, doymamışı var.

Ama canlısı?

Yağlar ne zamandan beri canlı-cansız diye sınıflandırılıyor?

Son yıllarda yaşlanmak neredeyse tedavi edilmesi gereken bir hastalık gibi sunuluyor.

Kırışıklık mı?

Krem sür.

Saç mı beyazladı?

Boya.

Cilt mi sarktı?

Gerdir.

Kokun mu değişti?

Onu da önleyelim!

İnsan yaşlanmayacak sanki.

Yaşlanırsa da yaşlandığı anlaşılmayacak!

Oysa sağlıklı yaşlanmakla yaşlanmayı durdurmak aynı şey değil.

Bilim insanları elbette yaşlanmanın biyolojik nedenlerini araştırmalı, insanların daha uzun ve sağlıklı yaşamalarına katkıda bulunmalı.

Ama bilimsel araştırmaları abartarak kesin çözümler vaat etmek, insanları aydınlatmaktan çok yanıltabiliyor.

Üstelik vücut kokusu yalnızca yaşlılığa bağlı da değil. Hormonlar, bakteriler, ilaçlar ve bazı hastalıklar da kokuyu değiştirebiliyor.

Bence öncelikle üzerinde düşünmemiz gereken soru başka:

Yaşlılığı neden sürekli kusurları giderilmesi gereken bir beden üzerinden tanımlıyoruz?

Genç bedenin teri doğal da yaşlı bedenin kokusu neden kusur?

İnsan yalnızca kırışan derisinden, azalan kaslarından, değişen kokusundan mı oluşuyor?

Yaşamı boyunca biriktirdiği bilgisi, deneyimi, düşünceleri ne olacak?

Bunların kokusu yok diye değerleri de mi yok?

Unutmayalım.

Hepimiz yaşayabildiğimiz kadar yaşlanacağız.

Gençlik geçici.

Yaşlılık ise herkesin ulaşamadığı bir yaşam dönemi.

Bilim bize yaşlanmanın nasıl gerçekleştiğini anlatabilir.

Ama yaşlı insana nasıl davranmamız gerektiğini yalnızca biyokimyadan öğrenemeyiz.

Çünkü bazen asıl kötü koku bedenden değil, yaşa ve yaşlılığa yönelik önyargılardan yükselir.

Selma Erdal; Didim, 24 Ekim 2026

Bilgi Paylaştıkça Çoğalır!

KozanBilgi.Net’te yer alan Yüz Binin üzerinde haber, yazı ve fotoğraflar emeğin ve yerel gazeteciliğin bir ürünüdür.
Ticari amaç olmamak üzere içeriklerimizi KozanBilgi.Net’i kaynak göstererek ve aktif bağlantı vererek sevdiklerinizle veya sitenizde gönül rahatlığıyla paylaşabilirsiniz.

" />
" />

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.