" />

Başarı-sız-lık

Başarı-sız-lık

ABONE OL
Temmuz 28, 2026 16:48
Başarı-sız-lık
0

BEĞENDİM

ABONE OL

SELMA ERDAL

Başarı-sız-lık

Milletlerarası voleybol karşılaşmalarında kupalar kazanan, dünya sıralamasının tepesine çıkan voleybolcu kızlarımız; daha Dünya Kupası’nın kapısından giremeden elenen ayak-topçular kadar değer gördüler mi?

Elbette ki hayır.

Ayak-topçular yenilir; günlerce konuşulur ve onlar “Dünya Kupası’ndan ilk elenenler şampiyonu” olmalarına karşın havaalanlarında karşılanır, televizyon programlarında saatlerce tartışılırlar.
Oysa voleybolcu kızlarımız kazanır, hep kazanır ama bir süre alkışlanır, sonra gündemden sessizce indirilir.
Acaba neden?

Yoksa bu ülkede başarının da cinsiyeti mi vardır?

Ya da daha önemlisi, her sportif başarı siyaset açısından aynı ölçüde kullanışlı değil midir?

Spor, yalnızca insan bedeninin gücünü, yeteneğini ve dayanıklılığını sergilediği insanlara özgü bir yarış alanı değildir. Dünya genelinde oldukça etkili uluslararası propaganda aracıdır. Bayraklar dalgalanır, marşlar söylenir, ulusal kıvanç göklere çıkartılır.

Ancak sporun bir başka işlevi daha vardır: Toplumların buharını almak…

Bir başka deyişle, düdüklü tencerenin kapağını patlatmadan içeride biriken gazı dışarıya bırakmak…

Geçim sıkıntısına öfkelenmesi gereken halk, hakeme öfkelenir.

Adaletsizliği sorgulayacak yurttaş, teknik direktörü tartışır.

İşsizliğin, yoksulluğun, yaşam pahalılığının hesabını sorması gereken kitleler; rakip takımın attığı golün ofsayt olup olmadığını günlerce konuşur.

Böylelikle toplumsal öfke yok edilmez; yalnızca yönü değiştirilir.

Latin Amerikalı diktatörler futbolun bu özelliğini yıllar önce keşfetmişlerdi. Halkın siyasal alana yönelmesini önlemek, gündelik sıkıntıları unutturmak ve ulusal heyecanlar üretmek için futbol oldukça kullanışlıydı.

Portekiz’de Salazar rejimiyle özdeşleştirilen 3F anlayışı boşuna ortaya çıkmamıştı:

Futbol, Fado ve Fatima…

Futbol kitleleri heyecanlandıracak, Fado hüzünlendirecek, Fatima ise tevekküle çağıracaktı.

Halk hem coşacak hem ağlayacak hem de yazgısına boyun eğecekti.

Ne kullanışlı formül değil mi?

Üstelik kullanma tarihi sonsuza dek geçerli gibi…

Türkiye’de de 12 Eylül sonrasında siyasetten uzaklaştırılan toplumun önüne yeni eğlence alanları konuldu. Önce zor ve baskı yoluyla başlayan apolitikleştirme; Özal yıllarında tüketim kültürü, magazin ve futbol aracılığıyla günlük yaşamın olağan biçimine dönüştürüldü.

Düşünme, tüket. Sorgulama, seyret. İtiraz etme, takım tut. Yurttaş olma, taraftar ol. Çünkü taraftarın öfkesi yönlendirilebilir; yurttaşın sorusu ise tehlikelidir.

Futbolun iktidarlar açısından değerli oluşunun nedeni yalnızca milyonlarca insan tarafından sevilmesi değildir. Futbol; “biz” ve “onlar” ayrımını kolayca üretir. Zafer, yenilgi, saldırı, savunma, savaş ve intikam diliyle beslenir.

Bir futbol karşılaşması, kısa sürede ulusal konuya dönüştürülebilir. Gazeteler ilk sayfalarından başlık atar:
Ölüm kalım maçı… Sahada savaşacağız. Rakibi ezeceğiz. Tarih yazacağız.
Sonuç yenilgi olunca da “önümüzdeki maçlara bakacağız” diyerek bu kez de umut dağıtırlar.
Topun peşinden koşan yirmi iki kişi, bir anda halkın yazgısını belirleyen savaş alanındaki askerler gibi sunulur.

Oysa voleybol ya da basketbol aynı ölçüde kullanışlı değildir. Bu sporlar tarihsel olarak daha çok okul, salon ve kulüp kültürü içinde gelişmiştir. Futbol kadar geniş bir mahalle, kahvehane, bahis ve taraftarlık ağı oluşturamamıştır.
Ancak voleybolun siyaset açısından başka bir sorunu daha vardır; çünkü başrolde kadınlar bulunmaktadır. Üstelik bu kadınlar güçlüdür. Başarılıdır. Kendi ayakları üzerinde durmaktadır. Dünyaya meydan okumaktadır.
Erkeklerin yönettiği bir ülkede, kadınların uluslararası alanda ülkenin en başarılı sporcuları konumuna gelmesi “erkek egemen toplumda” herkesin kolayca içine sindirebileceği bir görüntü müdür?

Kazandıklarında “bizim kızlarımız” denir. Buna karşın; saçları, giysileri, yaşam biçimleri ya da kişisel tercihleri konuşulduğunda bir anda “ötekiler” yaftasıyla dışlanırlar. Bir başka anlatımla başarıları alkışlanır ama özgüvenli bireysellikleri taşlanır. Madalyaları sevilir ama özgürlük değerlerine sövülür.
Çünkü kadın sporcuların başarısı yalnızca sportif değildir. Bu durum; kadınların güçsüz, korunmaya gereksinim duyan ve erkeğin arkasında durması gereken varlıklar olduğu anlayışını da yerle bir eder.
Oysa futbol çok daha güvenli bir erkeklik alanıdır. Tribünleri erkekler doldurur. Yorumcular erkektir. Yöneticiler erkektir. Bağıran, çağıran, küfreden, öfkelenip daha sonra rahatlayan yine erkektir. Bu nedenle futbol yalnızca bir spor dalı değil; erkek egemen kültürün haftalık kutsal ayinidir.
Her şeyin ötesinde futbol; büyük bir ekonomik düzenin odağındadır. Yayın hakları, reklamlar, bahis şirketleri, transferler, formalar ve sponsorluklar milyarlarca liralık bir çarkı döndürür. Bu çarkın dönmesi için başarı bile gerekli değildir. Futbolda yenilgi de satılır, kriz de satılır, kavga da satılır. Başarısızlık bile günlerce televizyon programlarında konuşularak kazanca dönüştürülür.
Belki de bu nedenle ayak-topçularımızın başarısızlığı sıradan bir başarısızlık değildir.

O öyle bir bir başarı-sız-lıktır ki burada başarının yokluğu bile başarıymış gibi sunulur.

Voleybolcu kızlarımız kupa kaldırır; birkaç gün sonra unutulur.

Ayak-topçular elenir; haftalarca gündemde kalır.

Demek ki bu ülkede önemli olan yalnızca kazanmak değildir.

Önemli olan, kimin kazandığı ve bu kazancın iktidara, sermayeye, medyaya ve erkek egemen kültüre ne kadar katkıda bulunduğudur

Sonuç olarak voleybolcu kızlarımız maç kazanıyor. Ayak-topçularımız ise gündem…
Ve görünen o ki bu ülkede gündem olmak, dünya şampiyonu olmaktan daha değerlidir. Çünkü gündemde kalabilmek için başarılı bir kadın olmaktansa, sıradan ve başarı-sız bir erkek olmak bile yeterlidir.
Siyasal iktidar futbolu kullanıyor, sermaye futbolu satıyor, erkek egemen kültür ise başarısız erkeği bile başarılı kadından daha görünür ve daha değerli buluyor.
Ve kadınlar “erkek egemen toplumu” eleştirdiğindeyse, erkeklerin canı nedense çok ama çok sıkılıyor.

Selma Erdal; Didim, 28 Temmuz 2026

www.kozanbilgi.net internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotografların her türlü telif hakkı KozanBilgi.Net'e aittir. İçerikleri kaynak göstererek alabilirsiniz.



Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.