" />
Toprak Üretir, Halk Tüketir, Kararı Kim Verir?

Toprak Üretir, Halk Tüketir, Kararı Kim Verir?

ABONE OL
Ekim 23, 2026 10:45
Toprak Üretir, Halk Tüketir, Kararı Kim Verir?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

SELMA ERDAL

Toprak Üretir, Halk Tüketir, Kararı Kim Verir?

Toprak üretiyor. Çiftçi ekiyor, biçiyor, yetiştiriyor.

Ürün tarladan çıkıyor, kentlere taşınıyor, pazarlara, marketlere, sofralara ulaşıyor.

Peki, bütün bu sürecin nasıl işleyeceğine kim karar veriyor?

Toprağı işleyen çiftçi mi?

Sofrasına ekmek koymaya çalışan halk mı?

Yoksa toprağı yatırım aracı, gıdayı ticaret malı, insanı da müşteri olarak görenler mi?

Geçenlerde kent hakkı üzerine bir paylaşım okudum.

Marx’ın Kapital’de ele aldığı, John Bellamy Foster’ın daha sonra geliştirdiği bir kavramdan söz ediliyordu: Metabolik yarılma.

Kulağa biraz tıbbi bir kavram gibi geliyor, değil mi? Oysa konu oldukça anlaşılır bir içerikte… Şöyle ki:

Doğada bir döngü var. Toprak besliyor, bitkiler yetişiyor, insanlar tüketiyor, organik maddeler yeniden toprağa dönüyor.

Derken kapitalist üretim ilişkileri giriyor araya. Kırda üretilen kentte tüketiliyor. Toprağın besin maddeleri taşınıyor ama yeterince geri dönmüyor. Bir tarafta yoksullaşan toprak, diğer tarafta atıklarla dolan kentler ortaya çıkıyor.

Marx, insanla doğa arasındaki bu ilişkinin bozulmasına dikkat çekmişti.

İyi de yalnızca toprakla insan arasındaki ilişki mi bozuluyor?

Bence başka bir yarılma daha var.

Üretenle karar veren arasındaki yarılma!

Çiftçi üretiyor ama üretimin ekonomik koşullarını kim belirliyor?

Kentli tüketiyor ama gıdanın fiyatının nasıl oluştuğunu, aradaki kazancın kimlere dağıldığını ne kadar biliyor?

Türkiye’de bir de ithalat (dış alım) sorunsalı var.

Üretici maliyetlerin altında eziliyor, ürününü satmakta zorlanıyor. Sonra bir karar alınıyor, ithalatın önü açılıyor, gümrük vergileri düşürülüyor.

Gerekçe hazır:

Piyasayı düzenlemek!

Peki, düzenlenen kimin piyasası?

Çiftçinin mi, tüketicinin mi, ithalatçının mı?

Anımsayın, 2005-2006 yıllarındaki kuş gribi salgınını…

Köylerde binlerce kümes hayvanı itlaf edildi. Küçük üreticiler geçim kaynaklarını kaybetti.

Kuş gribi gerçekti, salgınla savaşım gerekliydi. Ama aynı dönemde Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın oğlunun yumurta sektöründeki faaliyetleri, şirketinin yararlandığı vergi düzenlemeleri kamuoyunda tartışılıyordu.

Bir tarafta hayvanları itlaf edilen üreticiler, diğer tarafta ekonomik düzenlemelerden yararlanan şirketler…

Bu olaylar arasında kasıtlı bir bağlantı bulunduğu ayrıca kanıtlanmalıdır. Ancak kamu gücüyle sağlanan ekonomik avantajların kimlere yaradığı sorusu ortada duruyor.

Şimdi Marx’tan çıkıp Henri Lefebvre’ye gelelim.

Lefebvre’nin kent hakkı dediği kavram, yalnızca kentte yaşamak, belediye hizmetlerinden yararlanmak değil; kentin geleceğinin belirlenmesinde de söz sahibi olmak anlamına geliyor.

Bu durumda kentin ne yiyeceğine, çevresindeki tarım alanlarının nasıl kullanılacağına, gıdanın nereden sağlanacağına ilişkin kararlarda kentlinin de sözü olmalı, değil mi?

Olmalı, olmalı da… Ama kentliye kim verecek o söz hakkını?

Hani demokrasi dediğimiz düzende halk egemendi?

Bir de kent konseylerimiz var; 5393 sayılı Belediye Yasası’nın 76. maddesiyle düzenlenmişler.

Katılımcılık, sürdürülebilir kalkınma, saydamlık, hesap verebilirlik… Ne güzel kavramlar!

Peki, kent konseylerinde oluşturulan görüşlere ne oluyor?

Belediye meclisinin ilk toplantısında gündeme alınıp değerlendiriliyor.

Dikkat edin! Yasada karara bağlanması değil, değerlendirilmesi öngörülüyor.

Bir başka deyişle halk konuşabilir, görüş bildirebilir, tutanaklara geçebilir.

Sonra?

Kararı yine belediye meclisi verir.

Elbette seçilmiş meclisin karar yetkisi vardır. Kent konseyleri de danışma organlarıdır. Ama danışma yoluyla katılımın gerçekten etkili olup olmadığı başka bir sorudur (yoksa sorun mudur?).

Üstelik kent konseylerine bakıyorum; meslek örgütleri orada, sivil toplum kuruluşları orada, siyasetçiler ve kamu görevlileri orada…

Tamam da sıradan yurttaş nerede?

Tarlasında çalışan çiftçi nerede?

Pazarda iki kilo domatesin ederini düşünüp kaygılanan emekli nerede?

Halkın karar masasında ne kadar etkili olduğunu tartışıyoruz. İyi de halk o masaya oturtuluyor mu?

İşte gıda egemenliği tartışmasının gelip dayandığı yer de burası.

Gıda güvenliği, herkesin yeterli ve sağlıklı gıdaya ulaşabilmesini temel alıyor.

Gıda egemenliği ise başka bir soru soruyor:

Gıdanın nasıl üretileceğine, nasıl dağıtılacağına kim karar veriyor?

Çünkü halkın yalnızca karnını doyurmasıyla kendi sofrasının geleceğinde söz sahibi olması aynı anlama gelmiyor.

Belediye ucuz ekmek verebilir, kooperatif kurabilir, halk marketi açabilir. İyi de yapabilir. Ama hizmet almak başka, karar vermek başka.

Başlangıçta Marx’ın metabolik yarılmasından söz etmiştik.

Toprak yoksullaşıyor, kentler atık biriktiriyor. Ama görünen o ki yalnızca doğayla aramızda bir yarılma yok.

Bir de siyasal yarılma var ki işte bu bağlamda da üreten başka, karar veren başka… Tüketen başka, fiyatı belirleyen başka… Kazanan başka, bedel ödeyen başka…

Ve şimdi bize toprağın, emeğin, yaşamın birlikte yeniden üretilmesi gerektiği söyleniyor. Tamam ama bu yeniden üretimin kararını kim verecek?

Toprak üretiyor. Çiftçi çalışıyor. Halk tüketiyor. Birileri karar veriyor.
Halk egemense eğer, neden bu karar masasında halk yok?

Selma Erdal; Didim, 22 Ekim 2026

Bilgi Paylaştıkça Çoğalır!

KozanBilgi.Net’te yer alan Yüz Binin üzerinde haber, yazı ve fotoğraflar emeğin ve yerel gazeteciliğin bir ürünüdür.
Ticari amaç olmamak üzere içeriklerimizi KozanBilgi.Net’i kaynak göstererek ve aktif bağlantı vererek sevdiklerinizle veya sitenizde gönül rahatlığıyla paylaşabilirsiniz.

" />
" />

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.