" />

Sessizlik, Siyasetin En Gürültülü Cevabı mı?

Sessizlik, Siyasetin En Gürültülü Cevabı mı?

ABONE OL
Kasım 1, 2025 10:12
Sessizlik, Siyasetin En Gürültülü Cevabı mı?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

MEKİN ŞAHİN

Sessizlik, Siyasetin En Gürültülü Cevabı mı?

Türkiye siyasetinde son yıllarda alışılmışın dışında iddialar, artık sosyal medyanın gündelik malzemesi haline geldi. Ancak bu kez tartışmaların odağında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel var.

Sosyal medyada dolaşan iddialara göre Özel’in, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’i yeniden aday göstermek için 20 milyon dolar aldığı öne sürüldü. İddia, ispatlanmamış olsa da yankısı büyük oldu.

Asıl dikkat çekici olan ise, partinin ve liderin bu iddialara karşı suskunluğu oldu. Ne CHP’nin hukuk bürosundan bir açıklama geldi, ne de savcılığa açık bir suç duyurusu yapıldı. Türkiye’de bir muhalefet liderine bu denli ağır bir suçlama yöneltilirken sessiz kalınması, doğal olarak kamuoyunda “neden tepki verilmiyor?” sorusunu büyüttü.

Demokratik siyaset, sadece dürüst olmakla değil, dürüstlüğü koruma refleksi göstermekle de mümkündür. İftira olduğu düşünülüyorsa, yargı yolu hemen işletilmeliydi. Çünkü sessizlik, siyasette
bazen en gürültülü cevaptır.

Kamu vicdanı, “doğru değilse neden yargıya gidilmedi?” diye sormakta haklıdır.

Özgür Özel’in ve CHP yönetiminin bu tür iddialar karşısında sessiz kalması, partinin iç kamuoyunda da “acaba?” duygusunu körüklemektedir. CHP, tarihi boyunca etik siyasetin simgesi olmayı hedefleyen bir parti olmuştur. Ancak bugün, bu tür iddialara karşı sessizlik, parti değerleriyle çelişen bir görüntü yaratmaktadır.

Siyasette itibar kadar, itiraz da önemlidir.

Bir iddia karşısında hukuk yoluna başvurmak, yalnızca şahsı değil, temsil edilen kurumu da korur. Eğer iddialar tamamen asılsızsa, CHP’nin bu konuda yargıya başvurarak topluma net bir mesaj vermesi kaçınılmazdır. Aksi halde bu sessizlik, “suskun onay” gibi algılanma riskini taşımaktadır.

Siyasal iddiaların niteliği, özellikle seçim süreçlerinde algı yönetimi aracı haline gelebilir. Ancak iddialar, kamu güvenini zedeleme potansiyeline sahip olduğunda, ilgili siyasal aktörün hızlı ve kararlı tepki vermesi beklenir. Sessizlik, demokratik sistemlerde genellikle bir “kriz iletişimi zafiyeti” olarak yorumlanır.

Sessizlik stratejisi ve etkileri göz önüne alındığında, CHP yönetiminin bu tür iddialar karşısında sessiz kalmasının üç olası nedeni olabilir.

1.İddiaları ciddiye almama stratejisi. Partinin, temelsiz bulduğu bu söylentileri gündem dışı taşımayı istemesi.

2.Hukuki risk yönetimi; konuyu yargıya taşımadan önce delil ve kaynak analizi yapılması.

3. İç siyasal dengeleri gözlemek. Parti içi güç mücadeleleri ve aday belirleme süreçlerindeki hassas dengelerin korunmak istenmesi.

Ancak bu stratejik sessizlik, kamuoyu algısında “suskunluk suçluluk göstergesidir” biçiminde okunabilmektedir. Özellikle Cumhuriyet tarihi boyunca “temiz siyaset” söylemini benimseyen bir
partinin lideri açısından bu durum, kurumsal güven erozyonuna yol açabilir.

4. Yargısal başvuru eksikliğini görmezden gelme. Siyasal etik açısından, iftira niteliğindeki iddialara karşı yargı yoluna başvurmak hem kişisel itibarı hem de kurumsal saygınlığı korumanın temel aracıdır.

Bu durumda CHP yönetiminin savcılığa başvurmaması, kamuoyunda “iddialar doğru mu?” sorusunu canlı tutmaktadır.

Sonuç: Demokratik sistemlerde şeffaflık, yalnızca doğruyu yapmakla değil, doğru yapıldığını topluma göstermekle mümkündür. CHP yönetimi açısından bu süreç, sadece bir iddia değil, bir kurumsal itibar testi niteliğindedir. Eğer söz konusu iddialar tamamen asılsızsa, parti yönetiminin bu konuda derhal yargıya başvurması ve kamuoyunu bilgilendirmesi gerekir. Aksi takdirde, bu tür iddialar partinin hem iç bütünlüğünü hem de halk nezdindeki güvenilirliğini uzun vadede zedeleyebilir.

Tarihi yaratanlar, kendi talihini yaratmaz. Gerçeğin bilinmemesi için kişinin egosu gerçekleri boğar.

O nedenle suç ve barış birlikte anılır. Emeğin yüce olduğuna bir inanılsa, yer yüzü cennet olur. Ama her insan her şeyden önce kendi evini cennete dönüştürmeli!

Cumhuriyet kanlı direniş savaşı sonrası kuruldu. Anadolu yeniden dirilirken ihanet ve haini hiç eksik olmadı. Cumhuriyet kurulduktan sonrada bitmedi. Cumhuriyet hedefleri sürekli saptırıldı. Halka ve ülkeye hizmet yerine kendi cennetini ihanetle yaratanlar çoğaldı. Bu nedenle 30 Ağustos zaferini başlatan “ya istiklal ya ölüm” şiarını bir zaman dilimine sıkıştırmadan tam bağımsızlığa şiar yapmalıyız. İşte o vakit tarihi yaratanların saflarında huzurla barış içinde kardeşçe yaşayan ülkenin yurttaşları oluruz. Yolumuz emperyalizme, şovenizme, faşizme ve sömürgeciliğe karşıtlığı olan yol.

Bu yolda başımız dik anlımız açık yürümek bir vazifedir. Örnek liderler kimin neden saldırdığını bilir ve öngörüsüyle saldırıyı boşa çıkarır.

Daha önceki makalemde CHP dünyasında paradoks ilişkilerden bahsetmiştim. Bir yanda sokakları ayağa kaldıran CHP, diğer yanda yolsuzluk ve usulsüzlüğün tavan yaptığı iddialarla gündemin ana karakteri bir CHP. Halk bu paradoksla CHP ve önderlere güveni yerine tam oturmuyor. Saygı ve saygı var. Ama kaygıda var. Bir yanda Kişi ve toplumun hak arama, koruma ve inanç özgürlüğünü ölümüne savunan CHP, kendi içinde en ufak eleştiriye tahammülü olmayan bir CHP. Bu tezat ya da makalenin girişinde ifade ettiğim konularla ilgili tezatlık Türk halkında umudun kırılmasına neden oluyor.

Çok uzun zaman oldu. Karanlık dünyanın dökme suyunda boğuluyoruz. İçine sokulduğumuz labirentten çıkış umudu olan CHP ve CHP genel başkanı ve yönetimleri karanlık dünyaya karşı dirilişi
adalet üzerinde inşa ederek cehennemi toprağın altına gömmelidir.

Cumhuriyet kuruluşuyla Anadolu’da özgürleşen halklar, insanca yaşama adına omuz omuza oldular…

Verilen mücadelenin önderleri bu günleri o tarihlerde dile getirmiş ve tam bağımsız Türkiye talebini günümüzün değişmez talebi yaparken; ahlaklı ve ilkeli olmayı her şeyin üzerine koymuştur.
Bizler Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran bir anlayışın çok geniş aile fertleriyiz. Kendi içimizde ki gelecekle ilgili çözümlerimiz de farklılık olabilir. Bu fark bizleri daha sağlıklı çözüme götürür. Ülkemizi ve halkımızı huzur ve barışa taşırken önderliğe dil olur. Bu farktan dolayı birbirimizi kırmaya, ötelemeye veya belden aşağı vurmaya hakkımız olamaz. Kendi aramızda yarışabiliriz, bu yarış düşmanlık yarışı değil iki dostun, iki yol arkadaşının, aynı ailenin iki bireyi arasındaki sportif yarıştır. Örgütleri kim yönetirse yönetsin; o örgüte, o örgütü yönetene de sahip çıkmak ya da destek sunmak bizim görevimizdir…

Adaletli olmayı, yoksula ve çaresize kol kanat germeyi; namussuza ve şerefsizlere karşı durmayı, CHP ailesinin büyüklerinden öğrendik. Bu gelenek tüm CHP’ne inananlarda var. Biz Türkiye’nin her parçasında haşır neşir bir aileyiz. Daima bir şey üretiriz. Yarattığımız her şeyin de ülkemize ve ülkemiz insanlarına fayda olsun diye üretiriz. Sevmediğimiz tek şey; düşmanın kahpesi ve yanı başımız da yer alarak sinsice paçamızın gizlice satılmasıdır. Kişisel çıkarlar adına kanımızı, canımızı verdiğimiz mücadelemizi ve partimizi kullanmasıdır!

Sessizlik, siyasetin en gürültülü cevabı mı?

Bizim partinin ‘’merası’’ ne güzel. Her şey renk renk, bir tarafta deli çay, bir tarafta kızıl kaya. Kuşların farklı sesleri, oyun oynayan çocukların sesiyle birlikte yankılanıyor gök yüzünde.

Gök yüzünde yıldızlar alaca karanlıkta pırıl pırıl. Halkın yarılan yüreğine atılan tohumla yaşam ivmesi yeni müjde vermeye hazırlanıyor.

Ölüm yok! Öldürmek yok! Üretmek ve yaşatmak var. Benim ülkem ne güzel, büyük önderlerin fotoğraflarında ki gözlerinde işaretle yaşatmayı öğretiyor.

Ve ‘’Taşa tohum ekilmez!’’ Diye haykırıyor.

www.kozanbilgi.net internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotografların her türlü telif hakkı KozanBilgi.Net'e aittir. İçerikleri kaynak göstererek alabilirsiniz.



Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.