Zaman, durmaksızın akan ve içindeki her şeyi değiştiren izafi bir kavramdır. Bu akış içerisinde çocuklar büyüyor, yaşlılar aramızdan ayrılıyor. Hayat sahnesi her gün yeni baştan kurulurken, bizlere düşen en büyük sorumluluk; filizlenen yeni nesilleri geleceğe en iyi şekilde hazırlamaktır.
Çünkü her meslek insanın mutluluğu için çalışır; ancak öğretmenlik ve çocuk eğitimi ve sevgi üzerine kurulu olan o büyük inşa süreci, hepsinden ayrılır. İnsanı şekillendiren, geleceği tasarlayan bu sürecin temelinde ne yatmaktadır?
Mühendisler cansız metalleri birleştirip teknolojiler üretir, doktorlar biyolojik sağlığımızı korur, mimarlar sıcak yuvalar inşa eder. Öğretmenlik ise çok daha farklı bir yerdedir. İnsanoğlu, doğuştan geliştirilebilir muazzam bir potansiyele sahip olsa da bu yetenekleri tek başına işleyecek bilgi birikimine sahip değildir.
İşte öğretmen; insanlığın yüzyıllar boyunca biriktirdiği bilgiyi aktaran ve o ham yeteneği işleyen bir sanatkardır. O sadece bir eğitmen, bir öğretici ya da terbiyeci değildir; belki de bunların hepsinin, tüm güzelliklerin toplamıdır.
Öğretmenlik, Yaradan’ın özenerek yarattığı en kutlu varlık olan insan yavrusunun geliştirilebilir yanlarını tamamlayan kutsal bir ihtisas alanıdır.
Çocuklarımız evlerimizin neşesi, geleceğimizin teminatı, taze fidanlarımız ve sevgi kaynağımızdır. Dolayısıyla, çocuk eğitimi her şeyden önce çocuğu sevmekle başlar.
Zihinlerini Güzellikle Doyurun: Sevgi ürünü olan bir varlık, ancak sevgi dolu bir iklimde sağlıklı büyüyebilir. Çocukların dünyasında kin, nefret ve öfke yer almamalıdır. Akılları; sevgiyle, doğrulukla, dostlukla ve estetik değerlerle doyurulmalıdır.
Peygamberi Bir Metot: Yüce dinimiz İslam; bilime, okumaya ve öğrenmeye en büyük değeri vermiştir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), namaz kılarken bile torunlarını omzuna alır, onların kalbini kırmadan, sevgiyle büyümesine bizzat modellik ederdi. O, “Ben bir öğretmen olarak gönderildim” diyerek bu mesleğin kutsiyetini taçlandırmıştır.
Tarih bize açıkça göstermiştir ki; bilimden, okuldan, kitaptan ve en önemlisi sevgiden uzaklaşan toplumlar yok olmaya mahkumdur. Okul denilen o büyük irfan yuvaları, geleceğin toplumunu şekillendiren en önemli fabrikalardır. Bu fabrikaların biricik girdisi ise gözümüzün nuru öğrencilerimizdir.
Şairin o eşsiz dizelerinde özlemini duyduğu dünya, çocuk eğitimine sevgiyle yaklaşarak kurulabilir:
Kavgayı ağacın bir yaprağına yazmak isterdik, Sonbahar gelsin, yaprak kurusun diye… Öfkeyi bir bulutun üzerine yazmak isterdik, Yağmur yağsın, bulut yok olsun diye… Nefreti karlar üzerine yazmak isterdik, Güneş açsın, karlar erisin diye… Ve dostluğu, Ve sevgiyi, Yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdik, Onlarla büyüsün, dünyayı sarsın diye…
Çocuklarımızın eğitimini asla ihmal etmemeli, onlara sadece bilgi değil; merhamet, adalet ve sevgi aşılamalıyız. Ancak bu sayede yarının büyük çınarları dünyayı sevgiyle sarabilir ve bizler onlara gerçekten mutlu olacakları bir dünya miras bırakabiliriz.