Doğal afetler sadece depremi yaşayanları değil, tüm ulusu derinden sarsar. Özellikle afet bölgesinde yaşayanlar için durum çok daha zordur. Çünkü insanların fiziksel ve sosyal destek aldığı çevre neredeyse tamamen zarar görür.
Evimizi, akrabalarımızı ve arkadaşlarımızı kaybetmenin acısı çok büyüktür. Bu kayıpların üzerine zorlu yaşam koşulları da eklenince yaşadığımız stres katlanarak artar. Örneğin kötü hava şartları, barınma sorunları ve artçı depremler stresi tetikler.
Ancak unutmamalıyız ki çocuklar da bu süreçten en az bizim kadar etkilenir. Bu yazımızda çocuklarda deprem psikolojisi konusunu ve onlara nasıl destek olabileceğimizi inceleyeceğiz.
Çocuklar da yetişkinler gibi depremden büyük korku duyarlar. Fakat onlar, depremi bizim gibi kontrol dışı gelişen doğal bir olay olarak algılamakta zorlanırlar.
Üstelik çocuklar, kendilerini koruyan yetişkinlerin çaresiz kaldığını görünce daha çok endişelenirler. Yaş gruplarına göre depremin anlamı şu şekildedir:
Okul Öncesi Dönem: Bu dönemdeki çocuklar depremi, kendi yaptıkları kötü bir davranışın sonucu sanırlar. Yani ailelerinin onaylamadığı bir düşünce yüzünden bu felaketin başlarına geldiğini düşünürler.
Okul Çağı: Doğa olaylarını kavrayabilirler. Ancak yaşadıkları bu büyük felaketi geçmişteki bir hataları yüzünden kendilerine verilen bir ceza olarak görebilirler.
Ergenlik Dönemi: Depremi algılama şekilleri yetişkinlere benzer. Fakat bu felaketin kendi başlarına gelmiş olmasından dolayı yoğun bir öfke duyabilirler.
Her çocuğun depreme verdiği psikolojik tepki birbirinden farklıdır. Bazı çocuklar hemen davranış değişikliği gösterirken, bazıları ise aylar sonra sorunlar yaşayabilir.
Çocukların depremden etkilenme derecesini belirleyen en önemli faktörler şunlardır:
Çocuk depremden doğrudan zarar görmese bile ailesinin korkularından çok etkilenir. Özellikle okul öncesi çocuklar, anne ve babasının çaresizliğini gördüğünde güven kaybı yaşar. Bu yüzden önce kendinizi, sonra çocuğunuzu sakinleştirmelisiniz.
Çocuğun şahit olduğu hasar ne kadar büyükse, psikolojik etkisi de o kadar derin olur. Özellikle aile fertlerinin kaybı veya yaralanması başa çıkmayı zorlaştırır. Hatta depremi doğrudan yaşamayan çocuklar bile televizyondaki görüntülerden olumsuz etkilenebilir.
Çocukların zihni yetişkinlere göre çok daha esnektir. Bu esneklik onları olumsuz etkilere daha açık hale getirir. Cinsiyet bazında bakıldığında ise kız çocukları genellikle içe kapanırken, erkek çocukları daha hiperaktif ve hareketli olabilir.
Depremden önce boşanma, aile içi şiddet veya ciddi sağlık sorunları yaşamış olan çocuklar bu süreçten daha çok yara alır. Ancak geçmişte stresli durumları başarıyla atlatmış büyük çocukların deprem travmasını daha kolay atlatması da mümkündür.
Çocukların yaşadığı zorluklar sadece sarsıntı anıyla sınırlı kalmaz. Günlük hayatı zorlaştıran şu dolaylı nedenler de çocuklarda deprem psikolojisi üzerinde olumsuz rol oynar:
Günlük Yaşantının Bozulması: Düzenli okul hayatının aksaması ve çadır veya konteyner gibi kalabalık ortamlarda yaşamak stresi artırır.
Aileden Ayrılık: Herhangi bir sebeple anne veya babadan ayrı kalmak çocukta ek bir kaygı yaratır.
Aile İçi İlişkilerin Bozulması: Rollerin değişmesi, yetişkinlerde alkol kullanımının veya şiddetin artması iyileşme sürecini çok geciktirir.
Sosyal Destek Eksikliği: Arkadaş çevresinden uzaklaşmak ve anne-babanın ilgisinin azalması çocuğun toparlanmasını zorlaştırır.
Depremden sonra çocuğunuzda şu psikolojik ve fiziksel değişimleri gözlemleyebilirsiniz:
Gürültüden, ani seslerden, siren veya kepçe seslerinden aşırı korkma,
Deprem öncesine göre çok daha kolay ağlama, küsme ve kırılma,
Normalde sakin bir çocukken saldırganlaşma veya tam tersi içe kapanma,
Tek başına uyumaktan korkma ve sürekli anne-babanın yanında kalmak isteme,
Parmak emme ve altını ıslatma gibi daha küçük yaş davranışlarına geri dönme,
Mide bulantısı, karın ağrısı ve baş ağrısı gibi fiziksel şikayetler,
Bebeklik oyuncağı gibi önemsiz görünen bir eşyanın kaybına aşırı üzülme.
Deprem travması, gençlerin ve çocukların kişiliklerinde uzun vadede şu yedi farklı değişime yol açabilir:
Suçluluk Duygusu: Sevdiklerini kurtaramadığı veya kendisi hayatta kaldığı için yoğun suçluluk hissetme.
İnsanlara Yakınlaşma: Yalnız kalma korkusuyla insanlara karşı eskisinden daha yakın ve anlayışlı davranma.
İnsanlardan Uzaklaşma: Depresyon sebebiyle eski sosyal ilişkilerden tamamen kopma ve yalnızlığı seçme.
Bağımlılıkta Artış: Özellikle anneye aşırı bağımlı hale gelme ve yanından ayrılamama.
Erken Olgunlaşma: Bazı gençlerin hızla olgunlaşarak büyük sorumluluklar üstlenmesi (bu durum bazen yeni sorunlar doğurabilir).
İnanca Yönelme: Sıkıntılardan kaçmak için dini görevleri yerine getirmede ani bir artış görülmesi.
Öfke ve Saldırganlık (Agresyon): Öfkeyi kendine yönlendirip kendine zarar vermeyi düşünme veya dışa yansıtıp sürekli kavga çıkarma eğilimi.
Araştırmalar gösteriyor ki ailesinden yakın ilgi ve destek gören çocuklar bu süreci çok daha kolay atlatıyor. Ancak çocuğunuza yardım edebilmeniz için öncelikle sizin psikolojik olarak güçlü olmanız gerekir.
Eğer kendinizi çocuğunuzla sağlıklı bir şekilde ilgilenecek kadar iyi hissetmiyorsanız, profesyonel psikolojik yardım almaktan asla çekinmeyin. Bu iyileşme sürecinin zaman alacağını bilin ve her zaman geleceğe yönelik olumlu bir tutum sergilemeye çalışın.