" />

Beyyine Suresi 1 – 3: Resul Okumuş. Arınmış Tevrat ve İncil Sayfaları Nerede?

Beyyine Suresi 1 – 3: Resul Okumuş. Arınmış Tevrat ve İncil Sayfaları Nerede?

ABONE OL
Aralık 4, 2025 13:32
Beyyine Suresi 1 – 3: Resul Okumuş. Arınmış Tevrat ve İncil Sayfaları Nerede?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İBRAHİM FAİK BAYAV

Beyyine Suresi 1 – 3: Resul Okumuş. Arınmış Tevrat ve İncil Sayfaları Nerede?

Beyyine Suresi Mushaf içinde 98’nci sure olarak kaydedilmiş. Bu surede, toplum bireyleri ya da toplumlar, ‘kafir ve ‘müşrik’ olarak bir kategoride… ‘mümin’ ve ‘salih’ olarak diğer kategoride tanımlanmışlar. Sosyal düzen veya düzensizlik, bu iki kategoride yaşam süren insanların faaliyetiyle -olumlu veya olumsuz- şekillenmektedir.

Sure’nin ilk ayetinde bulunan ‘hatta’ edatını tüm mealciler ‘bile’ anlamında Türkçeye çevirdiklerinde, hem ehl-i kitap hem müşrik gurupları, toptan cehennem ehli olarak gösterilmiş oluyorlar.  Böyle anlamlandırma  toplum düzeni için verilen mesaja aykırı. ‘Hatta’ edatını ‘kadar’ anlamında Türkçeye çevirdiklerinde, surenin anlatımından, ehl-i kitap ve müşrikler içinden bazılarının, düzenli yaşama girdikleri anlaşılacak. Kelimeleri irdeleyelim:

Beyyine Suresi birinci ayet:

”Lem yekün ellezine keferu min ehli’l-kitabi ve el-müşrikine münfekkine hatta teetiyehüm el-beyyinetü”.

Bu ayet cümlesinin anlamı, ‘hatta’ edatı ‘kadar’ anlamında olduğunda, ‘kafir’ ve ‘müşrik’ olarak tanımlanan insanların kendilerine BEYYİNE getirilinceye kadar MÜNFEKKİ olmadıklarını belirtiyor. Anlaşılıyor ki, ehl-i kitap ve müşrik olarak tanımlanan bazı kişiler, Hz. Muhammed ile gelen beyyine  karşısında, yaşamlarını değiştirip münfekki olmuşlar.

Bu yazıda, ‘münfekki’ مُنْفَكّى sözcüğünü -mümin ve müşrik terimleri gibi- terim olarak aynen kullanmak zorundayız. Çünkü bu terim ile davranışı özel kişiler tanımlanıyor. Büyük Türkçe sözlükte ‘münfek’ sözcüğüne ‘ayrılmış’ şeklinde anlam verilmiş. Türkçe sözlük, neyin, nereden, nasıl ayrıldığını herhangi bir bir örnekle göstermiyor. Ayeti irdelediğimizde neyin nasıl ayrıldığını anlayacağız.

Arapça-Türkçe lügatte belirtildiğine göre, ‘Münfekki’, bildiği, öğrendiği, zihnine yerleştirdiği bilgiden ve usulden vazgeçen ve kendini o bilgilerden ayıran kimse demek imiş. ‘Münfekki’ sıfatını alma ‘infikak’ fiilinin görülmesiyle oluyor. Yani ‘beyyine’ adı verilen gerçeğin kişinin önüne getirilmesiyle… Kelimeleri ayrı ayrı irdeleyelim:

a) ”Hatta teetiyehüm beyyine”. حَتّى تَاْتِيَهُمْ Bu kelime, beyyine adı verilen (gerçek olan şey) kendilerine getirilinceye kadar, demektir.

Ne olmuştur o ana kadar?..

b) ”Lem yekün… münfekkine” لَمْيَكنْ … مُنْفَكّينَ ifadesiyle belirtilen olmuştur. Yani, (beyyine ile karşılaşıncaya kadar) ‘münfekki’ olmadılar, eski bildiklerinden ve inançlarından ayrılamadılar.

Ayet, o kimseleri ”Min ehli’l-kitab” مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ şeklinde tanımlıyor. O kimseler EHL-İ KİTAP ve MÜŞRİK tanımındaki insanların tamamı değil. ‘Min’ edatı, sadece, BEYYİNE ile tanışanları… belki BEYYİNE ile tanışanların önemli bir grubunu işaret ediyor.

Beyyine suresi ikinci ayet:

Resulün min allahi yetlu suhufen mutahhareten”.  Mealciler bu ifadeyi, ”Allah’ın resulü temiz sahifeleri okur” şeklinde Türkçeye çevirmişler. Temiz sahifeler ifadesinin nasıl bir temiz sahife olduğunun bilinmesi gerekiyor. ‘Mutahhareten’ kelimesini irdeleyelim.

‘Tahere’ طَهَرَ fiili, kişiye, bir şeyleri bir şeyden uzaklaştırma hareketini yaptırıyor. Mesela, elbiseye bulaşmış kiri yıkayıp uzaklaştırmak gibi.

‘Mutahhareten’ مُطَهَّرَةً kelimesi ‘tathir’ fiilinden türemiş meful isimdir. Mutahhareten sözcüğü kullanıldığında, bir şeylerin yanlış veya bozuk şeylerden arındırılmışlığı anlaşılır.  Zaten bir kaç mealci, ‘mutahhareten’ kelimesine ‘arındırılmış’ anlamını vermişler.

Soru şu: Sahifeler ne gibi şeylerden arındırılmış ve temiz olmuştur?..

Hani, Müslüman ulema, Tevrat ve İncil için ”tahrif edilmişler” diye söylüyorlar ya!.. işte o sahifeler tahrif sözlerden arındırılmış ve temiz olmuştur. Allah’ın resulü, insanlara papaz ve hahamların uydurma lafları karışmamış, Tevrat ve İncil’den sahifeleri ehl-i kitap olan bazı Hıristiyanlara ve Yahudilere ve bir kısım müşriklere okuyormuş.

Yetlu’ يَتْلُوا fiiline dikkat edilmesi gerekiyor… Bu fiil kelime Hazreti Muhammed’in OKUMA davranışını gösteriyor.

Ulema taifesi, Hazreti Muhammed’in okuma yazma bilmediğini, Bu sebeple gelen vahiylerin sonradan KUR’AN olmasını MU’CİZE olarak tanımlıyorlar.

Kur’an elbette mu’cizedir. Okuma yazma bilmeyen zat, ayette ‘yetlu’ fiiliyle ilişkilendiriliyorsa, ya ’tilavet’ kelimesi, anlamadığımız bir anlam içerir… Ya da ‘resul’ terimi Hz. Muhammed’in dışında birini ima eder. Çünkü Sure’de Muhammed adı zikredilmiyor. Biz, zikredilen ‘resul’ sözcüğünü Hazreti Muhammed olarak anlıyoruz.

Beyyine Suresi üçüncü ayet: ”Fi ha kütübün kayyimetün”. Yani, Resulün okuduğu o sahifelerde tam ve düzenli yazılar var.

Şu anlaşılır: Uydurulmuş sözlerden arındırılmış tam ve gerçek Tevrat ve İncil sahifeleri Hazreti Muhammed’in elindedir.

Burada Bizim Diyanet’e ve ulemaya sorulması gerekiyor: O gün Hazreti Muhammed’in elinde olan uyduruk sözlerden arındırılmış Tevrat ve İncil sayfaları, bugün nerede?

İbrahim Faik Bayav
(03.12.2025 09:15)

www.kozanbilgi.net internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotografların her türlü telif hakkı KozanBilgi.Net'e aittir. İçerikleri kaynak göstererek alabilirsiniz.



Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.