ZAHİDE UÇAR

ZAHİDE UÇAR

27 Ağustos 2026 Perşembe

UTANIYORUM!

UTANIYORUM!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ZAHİDE UÇAR

UTANIYORUM!

Gazilerimiz günlerdir ANKARA’da haklarını arıyor. Adalet isteyen eylemlerine önce Güven Parkta başladılar. Muhatap bulamadılar. Muhatap bulamamakla kalmadılar, SABAHA KARŞI POLİSİ ÜSTLERİNE SALDILAR. Bu vatan için verdikleri kolların, bacakların protez olanları kenarda, köşede kaldı. Poşetlere doldurdular. Utanmadılar! Ben utandım.

Bu arada cani Şemdin Sakık, pardon; ‘ kumpas davaların kıymetli gizli tanığı’nın silahsız 33 Mehmetçiğimize sıktığı yüzlerce mermiden sağ kalan gazimizi bu hak arayışı, adalet(!) talebi sürecinde kaybettik. Hakkı Türk Milletinin üzerinde kaldı.

MSB’lığı önünde açıklama yapmak istediler, polis müdahalesi ile karşılaştılar. Polisi gazilerimizin üzerine salmaya utanmayanlar,  Türk Askerine yenilen küresel aparat narko terör örgütünün katillerine basın açıklaması için yol veriyor.

Milli(!) Savunma Bakanı Hulisi Efendi’nin bir açıklamasını okudum. Doğru ise korkunç!!. Gazilerimize “marjinal grup” demiş. Bu durumda; PKK’nın ilk eylemlerini ve verdiğimiz ilk şehidimizin ölüm yıldönümünü PKK çaputlarıyla, havai fişeklerle kutlamaları normal. “Pişman değiliz, suç işlemedik ki pişman olalım” diyen Mavi Çarşı katilinin il il dolaşıp konuşma yapması normal.

Biz bu rezilliklerin ilkini Habur’da PKK davul zurnayla karşılanırken gördük. Ayaklarına götürülen seyyar mahkemelerde, pişman değiliz diyen PKK’lıların “siz bilmezsiniz, aslında pişmanlar” deyip bırakan çadır mahkemelerini gördük. Basın denilen paçavraların kiralık kalemlerinin linç ettiği kahramanlık madalyası olan ve belinden aşağısı felç olan Abdülkerim Kırca’nın; PKK bizden kıymetli oldu” deyip  kendi kafasına sıktığını gördük. O GÜN O MERMİ ÖNCE Genelkurmay Başkanı olamayan zatı, sonra seyreden bizleri mahkum etmişti. Ali Tatar, aile namuslarına iftira edildi. Rahmetli Türk Halkını uyandırmak için kafasına sıktı. Tepki mi? Tepki olsaydı bugün bu halde olur muyduk?

Bay Hulisi, gazilerimize marjinal demiş öyle mi?. Kendisine anlatalım;

Dünyada güzel bir şey varsa, marjinal denilen, sürüden ayrılmış, düşünen beyinlerin ürünüdür. Bu kafaya göre, 393 yıl önce “dünya yuvarlak” diyen Galileo marjinal… Engizisyon’da yargılandı. Hazarfen Ahmet Çelebi marjinal. Hatta Çanakkale Savaşında top mermilerini sırtlayıp kundağına yerleştirerek Krallığa ait zırhlının batmasına neden olan Seyit Onbaşı da marjinal. Simya’dan modern Kimya’ya geçişte önemli bir bilim insanı olan LaLavoisier’de marjinal. İdamına karar veren yargıç ne demişti? Cumhuriyetin bilginlere ve kimyacılara ihtiyacı yoktur. Anlaşılan o ki, Bakan(!) Efendi’nin de askerlere ihtiyacı yok. Çünkü gazilerine yapılanı gören asker, kim için mücadelede edeceğini sorgulamaya başlar, risk almaz.

Bay Akar;

Dünyada bütün kazanımlar marjinal, sürüden ayrılan cesur insanların verdiği mücadele ve çalışmanın ürünüdür. Ve o marjinal insanlar üretir, bedel öder, SÜRÜLER FAYDALANIR. Yalnız o marjinal insanlar boynuna ip taktırıp, kafasına bastırtmaz.

Türk askeri yedi düvelin beslediği bu cani örgütü hep yendi. Bu şekilde amacına ulaşamayacağını anlayan “İsrail+ABD+İngiltere” siyon üçlüsü, perde arkasından verdikleri savaşı kazanamayacaklarını anlayınca, siyaseti kontrol atına alarak hedefe varmak istiyor. Türk Milletini Sevr benzeri bir anlaşmaya razı etmek istiyor. T.C. Devleti’nin tapusuna çökmek, tapuya ortak olmak istiyor. Çerçeve yasanın aslı budur. Çerçeve yasaya “evet” diyenler, T.C. Devletinin tapusuna ortak alınmasına EVET DEMİŞTİR. Aklı başında her T.C. Vatandaşı için; “çerçeve yasaya evet diyenler” Sevr ihanet anlaşmasını imzalayanlarla eşit durumdadır!

Türk Milleti olarak bir olmazsak, gazilerimize sahip çıkmazsak, bu ülke için savaşacak asker de bulamayız.

Gazi İdris Tuğunmuş hakkında şöyle bir bilgi var: “2500 kg patlayıcı ile patlatıldıktan sonra üzerine 7 kurşun sıkılarak öldürülmeye çalışılan fakat ölmeyen GAZİ… Vücudundaki 5 litre kanın tamamını nerede ise toprağa akıttı. “

İdris Tuğunmuş’u 2500 kg patlayıcı öldüremedi ama bir sabah operasyonu ile kendi devletinden gördüğü muamele diri diri gömdü. Gazimiz ameliyat oldu. “Ankara’ya kırgınım” diye bir mesaj atarak Bingöl’e geri döndü. Bingöl… PKK’nın azgınlıkları… Bu gazimiz gibileri kim koruyacak? Korucuları kim koruyacak?

Evet Ankara! Ali Tatar, Abdülkerim Kırca’nın kanı üzerimizde iken, bir de bu gazilerimizin ahı üzerimize kaldı. PKK’lı katiller katillerine şehit töreni yapıyor, biz gazilerimize sahip çıkmıyorsak, bu ülke bize gerçekten hak değildir! UTANIYORUM!

Ankara halkı Güven Parka, Kurtuluş Parkına yürümeliydi. Her şeyden önce bu bir borçtur. Üzerinize ölü toprağı mı serpildi? Yoksa yaşıyor gibi yapan KADAVRALAR MISINIZ?

CİA’nın pençesindeki ilk açılım… Ne buyurmuştu AKP’nin bazı vekilleri… “Ordu’ya Balyoz ve benzeri kumpaslar yapılmasaydı, bu açılımı yapamazdık” demişlerdi değil mi? O kumpasları Kılçıktaroğlu’da “hak ettiler” diyerek perde gerisinden desteklemişti. CİA’nın Türkiye uzmanı Henri Barkey açıklamasında;

“Amerika Türk Ordusu’nu  AKP eliyle kafesledi” dedi. AKP’den bir itiraz geldi mi? Ben duymadım, okumadım.

Gazilerimize yapılan muameleyi,  T.C. Devleti’nin tapusuna ÇÖKME çalışmasından ayrı düşünmüyorum. Psikolojik operasyon, yıkım operasyonu olarak anlıyorum.

Ve vicdanların iflas ettiği, açık ihanetin siyaset sayıldığı, siyonist aklın “devlet aklı” diyerek aklandığı bir ülkede, kalbimin tam ortasından hançerlenmiş gibiyim. Nefes alamıyorum.

 

Zahide UÇAR (26 Ağustos 2026)

Devamını Oku

ATATÜRK’Ü ÖLDÜRMEK

ATATÜRK’Ü ÖLDÜRMEK
1

BEĞENDİM

ABONE OL

ZAHİDE UÇAR

ATATÜRK’Ü ÖLDÜRMEK

Bugün 19 Mayıs, Gençlik ve Spor Bayramı. Bayram kutlamalarını görmeden bu yazıyı yazmak istemedim.

AKP gelmeden milli bayramlarımız devlet kurumlarınca kutlanır, halk iştirak ederdi. AKP geldi, milli bayramlarımıza yasak koydu. Bu sefer halk milli bayramlarına sahip çıktı. Hiç unutmadığım bir bayram kutlaması var; Türk bayraklarıyla meydanlara çıkan insanların üzerine tomalarla su sıkıldı.
Bir milletin milli bayramlarını kim yasaklar? İşgal güçleri yasaklar, T.C. Devletini yıkıp başka bir şeye dönüştüren kişiler yasaklar. İkinci şık o zaman gerçekleşmediğine göre, doğru olan ilk yorumdur.
Anadolu’da Kurtuluş Savaşı Müzelerinden “Kurtuluş Savaşı” yazısı kaldırıldı. Amaç ne olabilir? Hafıza silme olabilir mi?
Atatürk adı her yerden kaldırılmaya başlandı. Bu örtülü eylem(operasyon)lerden cesaret alan uyuyan hücreler uyandırıldı. Cumhuriyet, Kurtuluş Savaşı, devrimler hakkında yalan üreterek Atatürk ve kurduğu devlete sistemli bir şekilde saldırmaya başladılar. Saldıranlar cezasızlıkla “bir anlamda” destekleniyordu.
20 Yıldır Atatürk ve kurduğu devlete sistemli bir saldırı var. T.C. Devleti Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın ölümü(öldürülmesi) sonrasında zaten ray değiştirmişti. O ray değiştiriş;
Kurtuluş Savaşında dış düşmanla birlikte yenilen iç düşmanın çocuklarına Cumhuriyet yıkıcılığı için çalışma iklimi yarattı ve o torunlar ülkenin kılcal damarlarına yerleşti. Sonunda beynini de ele geçirdi.
Cumhuriyetten geriye kalan ne varsa çökertildi. Cumhuriyet dönemi varlıkları, fabrikaları, kuruluşları yok edildi. Sadece yok edilmedi, aynı zamanda yağmalandı.
Köyler ve küçük kasabalar hafızadır. Yakın tarihtir. Oralarda insanlar birbirini tanır. Hangi konuda daralsa kime gideceğini bilir. İnsanlar sürekli bir arada yaşadığı için yeni nesil önceki kuşaklardan geçmişte yaşananları öğrenir.
Bir nebze de olsa töreler köy ve kasabalarda yaşatılırdı. Hafızayı yok edip, insanları birbirine yabancılaştırmak için olsa gerek; köyler yok ediliyor. Kasabalar mahalle yapıldı. Kasabalar, nahiyeler mahalle yapılınca, resmi kurumlar da kalkıyor. Milli bayramları kutlayacak kurumlar kalmıyor. Halk hafızasını kaybediyor. Ne güzel değil mi(!)?
Eğitim mankurt yetiştirmek için her şeyi yapıyor. Atatürk Cumhuriyeti köylünün çocuğunu okuttu. Siyasal İslamcılar bırakın köy çocuğunu okutmayı, büyük şehirlerde okulların içini boşalttı. Kendi çocukları yabancı okullarda okuyor. Bütün sömürge ülkelerde bu yöntem uygulanır. Kendi çocukları iyi okullarda okur ki ülke yönetiminde söz sahibi olsun. Diğerleri yetersiz olsun ki, yurt dışı imkanı olmasın. Mesleğinde yetersiz olan bir kişiye makam verirseniz, o kişiye her istediğinizi yaptırabilirsiniz. Her alanda köleleştirme projesi… “Sahte diplomaya neden göz yumuluyor sanıyorsunuz?”
Konu uzun, biz asıl konuya gelelim;
20 Yıldır Atatürk’ü öldürmek için çalışan SİYASAL İslamcılar, her milli bayramda, her 10 Kasım’da Atatürk’ün daha da büyüyerek dirildiğini izliyor. Daha önce eksik veya yanlış bilgi nedeniyle Atatürk ve kurduğu devlete mesafeli olanlar da Atatürk’ü keşfetmeye başladı.
Atatürk’süz, Cumhuriyetsiz bir monarşinin ülkeyi 1919 şartlarına nasıl götürdüğünü yaşayarak gördü. Müslüman gemisi diye bindikleri geminin siyonizmin limanına nasıl demirlendiğini yaşayarak gördü.
*** ***
Atatürk’ü öldürmek…
Beyzbol sopası ile hizaya sokulanlar, Obama’nın sesini özleyenler, “aptal olma” hakaretini geçiştirenler, Putin’in kapısında ilaç kuyruğuna girmiş gibi bekleyenler, nerede ise her gün “pedofili bir sapık olan” ABD Ankara Baş Konsolosu tarafından yol haritası verilen insanlar Atatürk gibi dünyaya mal olmuş bir dehayı mı öldürecek?
Ülkenin bütün yer altı ve yer üstü kaynaklarını küresel şirketlere peşkeş çeken sömürge kafalar, siyonizmin emir erleri mi Atatürk’ü öldürecek?
Siyasal İslamın 6. Filoya secdeye duran çocukları, siyonizmin hizmetine girecek… Türk’ün Atasına, diline, töresine düşman olacak… Türk’ün bütün düşmanlarıyla dost olup Türk’ün vatanına ortak bulacak, Sevr İhanetini bile kutsayacak, Ali Kemal gibi hainleri “basın şehidi” ilan edecek, keşke Yunan kazansaydı diyen İngiliz Ajanını en yüksek perdeden destekleyecek… Sonra Türk’ün Ata’sını öldürecek öyle mi?
BOP projesinin orospusu, uyuşturucu baronu, tecavüzcü bir cani önünde diz çökenler… Sizler mi Atatürk’ü öldüreceksiniz?
SİYONİZMİN görevli elemanı bir kahpeden önder yaratmaya çalışanlar, siz mi Atatürk’ü öldüreceksiniz?
Güneş balçıkla sıvanmaz.
Bakın bugün 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı. Bayramı gene sınıflara tıkmaya çalıştınız. Ne oldu? Halk sokaklarda! Halk Anıtkabir’de…
Bu kutsal topraklarda acaba sizlerin bir mezar yeriniz olacak mı? Yoksa bu topraklar sizleri kusacak mı?
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımızı sınıflara, okul bahçelerine tıkmaya çalıştılar ya? Konya’dan genç bir Kemalist bilişimci (2013 yılında) Alper AYHAN 19 Mayıs yasağını Danıştay’a götürerek bozdurdu. Açıklamasında;
“Birinci vazifemi yerine getirdim!” dedi. Basına yeni düştüğü için kendisini 13 yıl sonra yürekten kutluyorum.
Atatürk 88 yıl sonra bile yattığı yerden kendisine karşı açılan her savaşı kazanıyor.
“İlk adımı, kararlılığı temsil eden 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımız 19 Mayıs’ı içselleştiren ve sahiplenen herkese kutlu olsun. “

Zahide UÇAR (19 Mayıs 2026)

Devamını Oku

ANNELER GÜNÜ(!)….

ANNELER GÜNÜ(!)….
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ZAHİDE UÇAR

ANNELER GÜNÜ(!)….

Bugün anneler günüydü(!)… Kutladılar. Kimi görevini bir güne sığdırıp vicdanını rahatlattı, kimi kapitalizmin tüketim ekonomisine uyumlandı, sevgileri dar kalıplara sıkıştırdığı bu günde figüran oldu. Peki, rolünüzü oynarken;

-Bu ülkede 20 yıldır kadın cinayetleri neden sıradanlaştı düşündünüz mü?

-Kadınlar neden giderek evlere hapsoluyor?

-Kadına şiddet uygulayanlar, tecavüz edenler, öldürenler cezasızlık uygulaması ile neden suça teşvik ediliyor, o beynini kullanıp, düşündün mü?

Düşünme! Yazık, beynin enerji kaybeder(!)…

Afganisatan sizler için ne ifade ediyor hanımlar? Taliban? Kadınları insan bile saymıyorlar ya? Evlere kapatıldılar. Görevi kuluçka makinası gibi doğurmak, dayak yemek, hizmetçilik… Yani kölelik… Biri 2021 yılında ne demişti? “Türkiye’nin Taliban’ın inancıyla alakalı ters bir yanı yok” demişti değil mi?

Türkiye’de kadınlara karşı işlenen suçlar neden suça teşvik gibi “vicdanı olanın vicdanını yaralayan” kararlarla sonuçlanıyor hiç düşündünüz mü? Bu bir tercihtir. Ülkeyi yönetenlerin tercihidir. Hala anlamadınız mı? Bir tercih olmasaydı, caydırıcı yasalar çoktan meclisten geçmiş olurdu.

Gülistan doku cinayeti? Bir vali, valinin oğlu ve cinayeti kapatan valiye bağlı emniyet görevlileri…

Çocukken bir tarikatta tecavüze uğrayan bir çocuk tecavüzcüsüyle evlendiriliyor. Çocuk oluyor. Tecavüzcü kendi çocuğuna da tecavüz ediyor. Anne ölümü göze alıp yargıya baş vuruyor. Sonuç: Kadın ve çocuk ölü bulunuyor. Tecavüzcü sapık hala dışarıda. Siz bu durumdan ne anlıyorsunuz? Aman düşünmeyin! Aman mış gibi yapmaya devam edin! Annelerin katledildiği, değersizleştirildiği, şiddete uğramasının, hatta öldürülmesinin bile normalleştiği bir ülkede anneler günü kutlamaya devam edin.

Gerçeklerden kaçarak ölümden kurtulamazsınız!

Bu ülkede nüfusun büyük çoğunluğu gerçeklikten kopmuştur. İçinde bulunduğu durumu idrak edemeyecek kadar gerçeklikten kopmuştur. Ya da “bana olmaz” diyerek gözlerini kapamış, işlenen insanlık suçuna pasif ortak olmuştur.

*** ***

Kadına şiddetin, kadın cinayetlerinin, tecavüzlerin bu kadar yüksek boyuta gelmesi ve cezasızlık bir tercihtir. Neden?

Bu ülkede; “kadınlar çalıştığı için işsizlik artıyor” diyen bir bakan vardı, hatırladınız mı?

Kadının yeri evi diyenler kadınlar için Taliban benzeri bir geleceğin taşlarını döşüyor ve sen Türk kadını, o taşlar üzerinde sekerek hiçliğe gidiyorsun.

Anneler günüymüş….

Ben küçük bir kasabada büyüdüm. Büyüdüğüm kasabada kadınlara saygı duyulurdu. Benim köyüm var. Köyümde de bir kadın gelince erkekler toparlanır, konuşmasına dikkat ederdi. Erkeklerin saç uzattığı bir dönemdi. Babam İstanbul’da yaşadığı bir olayı şöyle anlattı: “dolmuşa bindim, yanımda bir kız oturuyor. Rahatsız olmasın diye iyice büzüldüm. Sonra kız sandığım kafayı bir çevirdi, erkekmiş. “

Şimdi erkekler tek kişilik koltuğa iki kişilik yayılıyor. Kadınlar büzülüp oturmaya çalışıyor. Bizlere orta okulda evrensel görgü adap kuralları anlatılırdı. Hamdullah, görgüyü de ortadan kaldırdı “hamdolsun”(!)…

Ben çocukken ninem insan çeşidi için derdi ki; “Allah bazılarını özene bözene yaratıyor, kimine de iki balta koyup salıveriyor.” Şimdi yaşasa ve bu kadar yontulmamış, sonradan görmeyi görse acaba ne derdi?”

Bu dönemin modası; “Görgüsüzlük, utanmazlık, arsızlık, vicdansızlık, hırsızlık, uyuşturucu baronlarıyla resim çektirme, iftira atma yeteneğini geliştirme, yalakalık, zayıfı ezme, mala çökme, yargıyı kadılaştırma, ne kadar güvenilmez isen o kadar itibar(!) görme, şiddet, tehdit…”

Kadınlar ikinci, üçüncü sınıfa doğru itiliyor. Öldürülmelerinin sıradanlaşması, kadın öldürmenin normalleşmesi demektir. Normalleşmesi cezasızlığı, cezasızlık kadının değersizleşmesi sonucunu doğurdu. Peki, kadınlar bu gidişin neresinde? Kadınların doğumundan sokağa çıkışına kadar kimler müdahale etti?

Başını örttükten sonra; “Artık kirlenmeyeceğim” diyerek bütün başı açık kadınlara kirli diyen kadın vekil hangi patide idi? “Başı açık kadın perdesiz ev gibidir, perdesiz ev ya satılıktır, ya da kiralık” diyen il başkanı hangi patinin il başkanıydı?. Bu açıklama ile açık kadınları kiralık veya satılık ilan ettiğinde, kaç hukukçu kadın bu şahsı dava etti? Kadın örgütleri ne yaptı? Bu açıklama ile açık kadınları kiralık ya da satılık kadın olarak ifade eden bu şahsa kaç kadın tepki gösterdi?

Ya gezi parkı eylemlerine katılan kadınlar için en yüksek perdeden; “Bunlar çürük, bunlar sürtük…” ifadesinin kullanılmasına ne diyorsunuz?

Anneler günü müydü?

Taliban’ın gölgesinde, anneler gününüz kutlu olsun(!)..

Bu körlük, bu çok yüzlülük artık midemi bulandırıyor.

Hayvanların sayıldığı, kadınların sayılmadığı bir Osmanlı yönetiminden Cumhuriyete geçişte kadınlar eşit yurttaşlık haklarına kavuştu. Kadın haklarının mimarı Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türk kadını için; “Kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın(1923 Tarsus konuşması)” açıklamasını yapmıştır.

Osmanlıcı kadınlar, Araplaşan kadınlar;

Atatürk’e yapılan ihanetin bir bedeli vardı. Şimdi o bedel ödeniyor.

Zahide UÇAR(11 Mayıs 2026)

Devamını Oku

ANNELER GÜNÜ(!)….

ANNELER GÜNÜ(!)….
0

BEĞENDİM

ABONE OL
1- YARGI YOLUYLA MALA NASIL ÇÖKÜLÜR

Bugün anneler günüydü(!)… Kutladılar. Kimi görevini bir güne sığdırıp vicdanını rahatlattı, kimi kapitalizmin tüketim ekonomisine uyumlandı, sevgileri dar kalıplara sıkıştırdığı bu günde figüran oldu. Peki, rolünüzü oynarken;

-Bu ülkede 20 yıldır kadın cinayetleri neden sıradanlaştı düşündünüz mü?

-Kadınlar neden giderek evlere hapsoluyor?

-Kadına şiddet uygulayanlar, tecavüz edenler, öldürenler cezasızlık uygulaması ile neden suça teşvik ediliyor, o beynini kullanıp, düşündün mü?

Düşünme! Yazık, beynin enerji kaybeder(!)…

Afganisatan sizler için ne ifade ediyor hanımlar? Taliban? Kadınları insan bile saymıyorlar ya? Evlere kapatıldılar. Görevi kuluçka makinası gibi doğurmak, dayak yemek, hizmetçilik… Yani kölelik… Biri 2021 yılında ne demişti? “Türkiye’nin Taliban’ın inancıyla alakalı ters bir yanı yok” demişti değil mi?

Türkiye’de kadınlara karşı işlenen suçlar neden suça teşvik gibi “vicdanı olanın vicdanını yaralayan” kararlarla sonuçlanıyor hiç düşündünüz mü? Bu bir tercihtir. Ülkeyi yönetenlerin tercihidir. Hala anlamadınız mı? Bir tercih olmasaydı, caydırıcı yasalar çoktan meclisten geçmiş olurdu.

Gülistan doku cinayeti? Bir vali, valinin oğlu ve cinayeti kapatan valiye bağlı emniyet görevlileri…

Çocukken bir tarikatta tecavüze uğrayan bir çocuk tecavüzcüsüyle evlendiriliyor. Çocuk oluyor. Tecavüzcü kendi çocuğuna da tecavüz ediyor. Anne ölümü göze alıp yargıya baş vuruyor. Sonuç: Kadın ve çocuk ölü bulunuyor. Tecavüzcü sapık hala dışarıda. Siz bu durumdan ne anlıyorsunuz? Aman düşünmeyin! Aman mış gibi yapmaya devam edin! Annelerin katledildiği, değersizleştirildiği, şiddete uğramasının, hatta öldürülmesinin bile normalleştiği bir ülkede anneler günü kutlamaya devam edin.

Gerçeklerden kaçarak ölümden kurtulamazsınız!

Bu ülkede nüfusun büyük çoğunluğu gerçeklikten kopmuştur. İçinde bulunduğu durumu idrak edemeyecek kadar  gerçeklikten kopmuştur. Ya da “bana olmaz” diyerek gözlerini kapamış, işlenen insanlık suçuna pasif ortak olmuştur.

***        ***

Kadına şiddetin, kadın cinayetlerinin, tecavüzlerin bu kadar yüksek boyuta gelmesi ve cezasızlık bir tercihtir. Neden?

Bu ülkede; “kadınlar çalıştığı için işsizlik artıyor” diyen bir bakan vardı, hatırladınız mı?

Kadının yeri evi diyenler kadınlar için Taliban benzeri bir geleceğin taşlarını döşüyor ve sen Türk kadını, o taşlar üzerinde sekerek hiçliğe gidiyorsun.

Anneler günüymüş….

Ben küçük bir kasabada büyüdüm. Büyüdüğüm kasabada kadınlara saygı duyulurdu. Benim köyüm var. Köyümde de bir kadın gelince erkekler toparlanır, konuşmasına dikkat ederdi. Erkeklerin saç uzattığı bir dönemdi. Babam İstanbul’da yaşadığı bir olayı şöyle anlattı: “dolmuşa bindim, yanımda bir kız oturuyor. Rahatsız olmasın diye iyice büzüldüm. Sonra kız sandığım kafayı bir çevirdi, erkekmiş. “

Şimdi erkekler tek kişilik koltuğa iki kişilik yayılıyor. Kadınlar büzülüp oturmaya çalışıyor. Bizlere orta okulda evrensel görgü adap kuralları anlatılırdı. Hamdullah, görgüyü de ortadan kaldırdı “hamdolsun”(!)…

Ben çocukken ninem insan çeşidi için derdi ki; “Allah bazılarını özene bözene yaratıyor, kimine de iki balta koyup salıveriyor.” Şimdi yaşasa ve bu kadar yontulmamış, sonradan görmeyi görse acaba ne derdi?”

Bu dönemin modası; “Görgüsüzlük, utanmazlık, arsızlık, vicdansızlık, hırsızlık, uyuşturucu baronlarıyla resim çektirme, iftira atma yeteneğini geliştirme, yalakalık, zayıfı ezme, mala çökme, yargıyı kadılaştırma, ne kadar güvenilmez isen o kadar itibar(!) görme, şiddet, tehdit…”

Kadınlar ikinci, üçüncü sınıfa doğru itiliyor. Öldürülmelerinin sıradanlaşması, kadın öldürmenin normalleşmesi demektir. Normalleşmesi cezasızlığı, cezasızlık kadının değersizleşmesi sonucunu doğurdu. Peki, kadınlar bu gidişin neresinde? Kadınların doğumundan sokağa çıkışına kadar kimler müdahale etti?

Başını örttükten sonra; “Artık kirlenmeyeceğim” diyerek bütün başı açık kadınlara kirli diyen kadın vekil hangi patide idi? “Başı açık kadın perdesiz ev gibidir, perdesiz ev ya satılıktır, ya da kiralık” diyen il başkanı hangi patinin il başkanıydı?. Bu açıklama ile açık kadınları kiralık veya satılık ilan ettiğinde, kaç hukukçu kadın bu şahsı dava etti? Kadın örgütleri ne yaptı? Bu açıklama ile açık kadınları kiralık ya da satılık kadın olarak ifade eden bu şahsa kaç kadın tepki gösterdi?

Ya gezi parkı eylemlerine katılan kadınlar için en yüksek perdeden; “Bunlar çürük, bunlar sürtük…” ifadesinin kullanılmasına ne diyorsunuz?

Anneler günü müydü?

Taliban’ın gölgesinde, anneler gününüz kutlu olsun(!)..

Bu körlük, bu çok yüzlülük artık midemi bulandırıyor.

Hayvanların sayıldığı, kadınların sayılmadığı bir Osmanlı yönetiminden Cumhuriyete geçişte kadınlar eşit yurttaşlık haklarına kavuştu. Kadın haklarının mimarı Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türk kadını için; “Kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın(1923 Tarsus konuşması)” açıklamasını yapmıştır.

Osmanlıcı kadınlar, Araplaşan kadınlar;

Atatürk’e yapılan ihanetin bir bedeli vardı. Şimdi o bedel ödeniyor.

Zahide UÇAR(11 Mayıs 2026)

Devamını Oku

1- YARGI YOLUYLA MALA NASIL ÇÖKÜLÜR

1- YARGI YOLUYLA MALA NASIL ÇÖKÜLÜR
1

BEĞENDİM

ABONE OL

ZAHİDE UÇAR

1- YARGI YOLUYLA MALA NASIL ÇÖKÜLÜR

Değerli okur, bu sefer sizlere kendi başıma gelen mala çökme hikayesini yazacağım. Belki özel bir durum diyebilirsiniz ama değil. Birçok kişinin “mala çökme mağduru olduğunu” öğrendikten sonra, bütün mağdurlar adına yazmaya karar verdim.

Bu yazıyı okuduğunuzda;  Türkiye’de artık can, mal ve ırzınızın güven altında olmadığını göreceksiniz. Bir devletin asli görevi nedir? Vatandaşının can, mal, ırzını korumak değil mi? Bu üç temel kavram artık güvende değilse, devletim sandığınız ülkeyi artık sizden olmayan birileri ele geçirmiş demektir. Bu durum çok açık değil mi?

Şimdi gelelim ASIL konuya;

2015 yılında emekli oldum.  Alanya, Güzelbağ/Gündoğmuş karayolu üzerinde, 2 dönüm arazi içinde, 2 katlı, bodrumu hariç, 159 metre kare alanı olan, dubleks bir evi 10 yıla yayılan kredi ile satın aldım. Kredi daha Mayıs ayında bitti.

Evin doğal olarak birçok yeri yenilendi. Bazı yerleri yeni baştan yapıldı. Onlarca çeşit fidan diktim. Bahçe cennet bahçesine dönüştü. Kedi, köpek, tavuk, hindi, bech tavukları oldu. Geldiğimde burada kuş bile yoktu. Yiyecek yem, içecek su olunca 3 yıl içinde bahçe kuş cıvıltıları ile doldu.

***   ***

Bahçem ile karayolu arasında 12 dönümlük iki ayrı bahçe var.

Evi aldığımda karayolları Gündoğmuş yolunu yapıyordu. Alt bahçe ile yol arasına duvar örüldükten sonra kışın 100 metre uzunluğundaki bahçemin uç kısmının altında bir çökme oldu. Araziye yabancı olduğum için Antalya Karayollarına inceleyip tedbir almaları konusunda bir dilekçe verdim.  Bu dilekçe fırsata dönüştürüldü. Alakasız bir şekilde, tepede, adres olmadan insanların bulamayacağı bir arazi ve evi, kayma olabilir(!) bahanesi ile 2018 yılında kamulaştırma kararı verdiler. Ev ve çeşit çeşit Akdeniz ve tropik meyvesi olan araziye saçma sapır bir fiyat teklif ettiler. Kabul etmedim. Bir yazar dostum DSİ’den emekli, yer altı suları konusunda deneyimli Jeoloji Mühendisi  arkadaşını evime göndererek incelemesini sağladı. Yılların deneyimli Jeoloji mühendisi bu duruma güldü, kaymanın asla olmayacağını söyledi. Antalya Karayolları Bölge Müdür Yardımcısı Bayanı arayıp durumu bildirdim. Konuşup sizi arayacağım dedi. Aradı ve Jeoloji Mühendis arkadaştan bir rapor yazmasını istedi. Arkadaş raporu yazıp imzaladı. Ben de gönderdim. Bu sefer bölge Başmüdürü; “resmi kanaldan gelsin, iptal edelim” dedi.  Alanya Sulh Hukuk Mahkemesine durum tespit davası açtım. Bilirkişiler Karayollarına bağlı bir çökme olmadığı ve kayma tehlikesi bulunmadığı ile ilgili rapor yazdı ve resmi belge isteyen Karayolları rapora istinaden kamulaştırmanın iptali talebimi reddetmiş. Sonra öğrendim. Çünkü elime yanıt gelmedi.  Tarih 2019.

2021 yılında Karayolları Bölge Müdür yardımcısından randevu alıp görüştüm. Evi, yola uzaklığını, 2017 yılından beri hiçbir sorun olmadığını anlattım. Müdür Etüt Projeden Hasan Bey diye hitap ettiği, evime gelmiş ve çok beğenen(!) bir ismi mikrofon açık aradı. “Hasan Bey, bir ablamız var. Evini kamulaştırma kararı almışız. Burası bize lazım değil, olur verirsen biz bu kamulaştırmayı iptal edelim” dedi. Karşıdaki ses; “Orada tek başına dayısıyla bir kadın oturuyor” diye söze başlayınca müdürün yüzü kızardı ve mikrofonu kapatarak; “biz onu sormuyoruz, olur verirsen iptal edelim diyoruz” deyip telefonu kapattı ve; “bir deli bir kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkartamıyor” dedi.

Karayolları 2022 yılı Mayıs ayında Asliye Hukuk Mahkemesine bedel tespit davası açtı. Yani, 5 yıl sonra. Bana üç yıl içinde burası kayar dediler. Yedi yıl geçti. Her şey beni korkutup ikna etmek için söylenmiş.. Buraya deniz boşalmış gibi yağmur yağar, ayağınız çamur olmaz. Öyle bir toprağı var.

Aynı Karayolları Mersin-Antalya karayolunu yaparken, Alanya çıkışında üç tünel yaptı. İkisi üzerinde evler vardı. Biz o evlerin altından geçiyoruz. O EVLER YIKILMADI. Kamulaştırma da yapılmamış olmalı ki hala içinde yaşıyorlar. Yola 100 metreden uzak, 85 metre yükseklikte bir mülkü kamulaştırma kararı alan Karayolları, açtıkları tünelin üzerindeki evleri yıkmamış. Tehlikeli görmemiş. Demek ki sahipleri güçlü insanlarmış. Benim mahallemde de yoldan mahalleye girildiğinde hemen karayolu duvarının üzerinde sıra sıra üç ev var. Heyelan bölgesi diye kanıtsız uydurdukları bölge içinde… Demek ki heyelan bölgesi değilmiş. Değilmiş ki, imar izni verilmiş. Ve tarihinde hiç kayma yaşanmamış.

Biz de Antalya İdari Mahkemeye kamulaştırmayı iptal davası açtık. Mahkeme hakimlerinden bir bayan hakim ve keşif ekibi geldi. Hakime Hanım Jeoloji mühendisini sürekli yönlendiriyordu. Kamu yararı var mı, kayarsa yola zarar verir mi, şahıs ve devlet gücü orantısı var mı diyerek yönlendirdi. Oysa kamu yararı konusu hukukun konusuydu. Çok rezil bir rapor çıktı. Öyle ki, jeoloji Mühendisi hukuk konusunda bile ahkam kesmişti. İtiraz ettik. Yeni bilirkişi istedik, reddedildi. Sonra istinaf süreci başladı. Tuhaf giden bir sürece girdik. Antalya İdari Mahkeme gerekçeli karar yazamadan davayı reddetti. İstinafa baş vurmadan dosyayı bir ilin istinaf mahkemesi idari mahkeme başkanına gösterdik. Dosyayı inceledi. “Bu kamulaştırma değil, taammüden mülke el koymak. Buna göre istinafa başvurun” dedi. Konya İstinaf Mahkemesine(Antalya Konya İstinafa bağlı) baş vurduk. Bir yıldan önce sonuçlanmayan istinaf mahkemesi bizim davayı jet hızıyla sonuçlandırıp kesin diyerek karar verdi ve bir üst mahkemeye gitmemizi de engelleyerek davayı reddetti.. Bir sayfalık karar fakat istinaf hakimleri de gerekçeli karar yazamadı. Ne yazacaklardı ki? Gerekçeli karar yazamayan hakimler, savunmayı da engeller. Hakimleri HSK’ya şikayet ettim. İki yıl olacak ama oradan yanıt yok(!)..

Bu durumda tek yol Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmaktı. Yaptım. Üç yıldan önce karar çıkmaz dediler. Hiç olur mu? Bir buçuk yılda karar çıktı. İki satırla ve kesin olarak reddedildi. Reddeden isimlerin öz geçmişine baktım. Çok enteresan bilgiler ortaya çıktı. 2024 yılında Anayasa Mahkemesine üye atanmış bir isim. Öncesinde Cumhurbaşkanlığında Genel Sekreter Yardımcılığı, sonrasında İdari İşler Başkanlığı yapmış. Anayasa mahkemesine atandıktan sonra, hakkında çıkan 40’a yakın içeriği mahkeme kararı ile kaldırtmış.

Yani, dosya ÖZENLE sahibini bulmuş(!)..

Bu olaydan sonra bu durumun kamulaştırma değil, mülke el koymak olduğunu iyice anlamaya başladım. Bilmediğim bir isim İdari Mahkeme sürecinde beni arayarak; “Zahide Hanım, mülkünüze çökecekler. İşin içinde tehdit, rüşvet var, sizi çaresiz bırakmak istiyorlar” demişti. Delil dediğimde, “böyle bir şeye kimse delil sunamaz,sizin gibi çok kişi var, vicdanen bilin istedim” diye yanıt verdi. Yaşadıklarımdan sonra bir gazeteci arkadaşımı aradım. Bana dedi ki; “Zahide Hanım, Fetullahçılardır. Bize bu konuda sürekli  telefonlar geliyor. Tek başına yaşayan erkek, kadın, genç bulduklarında mallarına çöküyorlar.”

Bu açıklama üzerine beynimde bir şimşek çaktı. Karayolları Bölge Müdür Yardımcısına Etüt Projeden Hasan ne demişti? Orada tek başına bir kadın oturuyor. Oysa vermesi gereken yanıt ne olmalıydı? Teknik bir yanıt değil mi?

Gazeteci arkadaşımın; “Bunlar bir çete” sözü üzerine;

Kurumlarda bu çeteler ile ortak çalışan insanlar mı var diye düşünmeden edemedim.

Gazeteci arkadaşa şu soruyu sordum; “Kamulaşan bir yeri bu çete nasıl alabiliyor?”

Arkadaşım; “belli süre sonunda kullanılmadığı için Milli Emlağa devrediliyor. Oradan satışa çıkıyor. İhaleye çıkılınca bu çete çok ucuza mülke konuyor” yanıtını verdi.

Bu yanıt üzerine, 10 milyon değerindeki mülküme neden bir milyon altıyüzbin lira değer biçtiklerini anladım.

Çete bu yolla milyarlar elde etmiş.

Şimdi AHİM süreci başlayacak. Tek başına bir kadın, öyle mi? Biz ağaç kovuğundan çıkmadık. Sonuna kadar mücadele edeceğim.

Bir zamanlar AKP Genel Başkanının; “bizi desteklemeyene su bile yok” dediği iddia edilmişti.

Bu mülke el koyma operasyonu F çete işi mi? AKP operasyonu mu? Yoksa ortak yapım mı?

Hiçbir gerçek ilelebet gizli kalmaz.

Muhalif olan herkesten bir şekilde intikam alınıyor.

Üç ay önce bir bayan okurum aradı. Zahide Hanım, muhalif olanların malına çöküyorlar dedi. Ege’de bir sahil kasabasında denize sıfır bir yerde 2+1 evi varmış. Ben o evde çok mutluydum. Bir deliyi bana musallat ettiler. Tehditlerle üç kuruşa evimi satın aldılar; şimdi o ev 10 milyon değerinde dedi.

Gene tek yaşayan bir kadın…

Osmanlının son döneminde de böyle mala çökmeler vardı.

İkinci bölümde değer biçme sürecini ve ağzında sakız, pijamaya benzeyen bir şeyle, bana kan davalısı gibi nefretle bakarak tespite(aslında gezintiye) gelen hakimi ve tespit sürecinde yaşananları yazacağım.

Zahide UÇAR (07. 11 2025)

Devamını Oku