19 Mayıs 2026 Salı
Anneye Geçmiş Olsun Mesajları
Eğitimde "Yüreklere Dokunmak"
Sevgi, takvimde işaretli günlere sığdırılacak bir duygu değildir
Çok Sert Ergenlik İsyanı mı Ya da Kontrol Edilebilen Dengeli Bir Ergen mi?
GENÇLİK GELECEĞİN TOHUMUDUR
İRAN SAVAŞI DÜNYA İÇİN BİR FIRSATA DÖNER Mİ?
ZAHİDE UÇAR
Bugün 19 Mayıs, Gençlik ve Spor Bayramı. Bayram kutlamalarını görmeden bu yazıyı yazmak istemedim.
AKP gelmeden milli bayramlarımız devlet kurumlarınca kutlanır, halk iştirak ederdi. AKP geldi, milli bayramlarımıza yasak koydu. Bu sefer halk milli bayramlarına sahip çıktı. Hiç unutmadığım bir bayram kutlaması var; Türk bayraklarıyla meydanlara çıkan insanların üzerine tomalarla su sıkıldı.
Bir milletin milli bayramlarını kim yasaklar? İşgal güçleri yasaklar, T.C. Devletini yıkıp başka bir şeye dönüştüren kişiler yasaklar. İkinci şık o zaman gerçekleşmediğine göre, doğru olan ilk yorumdur.
Anadolu’da Kurtuluş Savaşı Müzelerinden “Kurtuluş Savaşı” yazısı kaldırıldı. Amaç ne olabilir? Hafıza silme olabilir mi?
Atatürk adı her yerden kaldırılmaya başlandı. Bu örtülü eylem(operasyon)lerden cesaret alan uyuyan hücreler uyandırıldı. Cumhuriyet, Kurtuluş Savaşı, devrimler hakkında yalan üreterek Atatürk ve kurduğu devlete sistemli bir şekilde saldırmaya başladılar. Saldıranlar cezasızlıkla “bir anlamda” destekleniyordu.
20 Yıldır Atatürk ve kurduğu devlete sistemli bir saldırı var. T.C. Devleti Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın ölümü(öldürülmesi) sonrasında zaten ray değiştirmişti. O ray değiştiriş;
Kurtuluş Savaşında dış düşmanla birlikte yenilen iç düşmanın çocuklarına Cumhuriyet yıkıcılığı için çalışma iklimi yarattı ve o torunlar ülkenin kılcal damarlarına yerleşti. Sonunda beynini de ele geçirdi.
Cumhuriyetten geriye kalan ne varsa çökertildi. Cumhuriyet dönemi varlıkları, fabrikaları, kuruluşları yok edildi. Sadece yok edilmedi, aynı zamanda yağmalandı.
Köyler ve küçük kasabalar hafızadır. Yakın tarihtir. Oralarda insanlar birbirini tanır. Hangi konuda daralsa kime gideceğini bilir. İnsanlar sürekli bir arada yaşadığı için yeni nesil önceki kuşaklardan geçmişte yaşananları öğrenir.
Bir nebze de olsa töreler köy ve kasabalarda yaşatılırdı. Hafızayı yok edip, insanları birbirine yabancılaştırmak için olsa gerek; köyler yok ediliyor. Kasabalar mahalle yapıldı. Kasabalar, nahiyeler mahalle yapılınca, resmi kurumlar da kalkıyor. Milli bayramları kutlayacak kurumlar kalmıyor. Halk hafızasını kaybediyor. Ne güzel değil mi(!)?
Eğitim mankurt yetiştirmek için her şeyi yapıyor. Atatürk Cumhuriyeti köylünün çocuğunu okuttu. Siyasal İslamcılar bırakın köy çocuğunu okutmayı, büyük şehirlerde okulların içini boşalttı. Kendi çocukları yabancı okullarda okuyor. Bütün sömürge ülkelerde bu yöntem uygulanır. Kendi çocukları iyi okullarda okur ki ülke yönetiminde söz sahibi olsun. Diğerleri yetersiz olsun ki, yurt dışı imkanı olmasın. Mesleğinde yetersiz olan bir kişiye makam verirseniz, o kişiye her istediğinizi yaptırabilirsiniz. Her alanda köleleştirme projesi… “Sahte diplomaya neden göz yumuluyor sanıyorsunuz?”
Konu uzun, biz asıl konuya gelelim;
20 Yıldır Atatürk’ü öldürmek için çalışan SİYASAL İslamcılar, her milli bayramda, her 10 Kasım’da Atatürk’ün daha da büyüyerek dirildiğini izliyor. Daha önce eksik veya yanlış bilgi nedeniyle Atatürk ve kurduğu devlete mesafeli olanlar da Atatürk’ü keşfetmeye başladı.
Atatürk’süz, Cumhuriyetsiz bir monarşinin ülkeyi 1919 şartlarına nasıl götürdüğünü yaşayarak gördü. Müslüman gemisi diye bindikleri geminin siyonizmin limanına nasıl demirlendiğini yaşayarak gördü.
*** ***
Atatürk’ü öldürmek…
Beyzbol sopası ile hizaya sokulanlar, Obama’nın sesini özleyenler, “aptal olma” hakaretini geçiştirenler, Putin’in kapısında ilaç kuyruğuna girmiş gibi bekleyenler, nerede ise her gün “pedofili bir sapık olan” ABD Ankara Baş Konsolosu tarafından yol haritası verilen insanlar Atatürk gibi dünyaya mal olmuş bir dehayı mı öldürecek?
Ülkenin bütün yer altı ve yer üstü kaynaklarını küresel şirketlere peşkeş çeken sömürge kafalar, siyonizmin emir erleri mi Atatürk’ü öldürecek?
Siyasal İslamın 6. Filoya secdeye duran çocukları, siyonizmin hizmetine girecek… Türk’ün Atasına, diline, töresine düşman olacak… Türk’ün bütün düşmanlarıyla dost olup Türk’ün vatanına ortak bulacak, Sevr İhanetini bile kutsayacak, Ali Kemal gibi hainleri “basın şehidi” ilan edecek, keşke Yunan kazansaydı diyen İngiliz Ajanını en yüksek perdeden destekleyecek… Sonra Türk’ün Ata’sını öldürecek öyle mi?
BOP projesinin orospusu, uyuşturucu baronu, tecavüzcü bir cani önünde diz çökenler… Sizler mi Atatürk’ü öldüreceksiniz?
SİYONİZMİN görevli elemanı bir kahpeden önder yaratmaya çalışanlar, siz mi Atatürk’ü öldüreceksiniz?
Güneş balçıkla sıvanmaz.
Bakın bugün 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı. Bayramı gene sınıflara tıkmaya çalıştınız. Ne oldu? Halk sokaklarda! Halk Anıtkabir’de…
Bu kutsal topraklarda acaba sizlerin bir mezar yeriniz olacak mı? Yoksa bu topraklar sizleri kusacak mı?
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımızı sınıflara, okul bahçelerine tıkmaya çalıştılar ya? Konya’dan genç bir Kemalist bilişimci (2013 yılında) Alper AYHAN 19 Mayıs yasağını Danıştay’a götürerek bozdurdu. Açıklamasında;
“Birinci vazifemi yerine getirdim!” dedi. Basına yeni düştüğü için kendisini 13 yıl sonra yürekten kutluyorum.
Atatürk 88 yıl sonra bile yattığı yerden kendisine karşı açılan her savaşı kazanıyor.
“İlk adımı, kararlılığı temsil eden 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımız 19 Mayıs’ı içselleştiren ve sahiplenen herkese kutlu olsun. “
Zahide UÇAR (19 Mayıs 2026)
ZAHİDE UÇAR
Bugün anneler günüydü(!)… Kutladılar. Kimi görevini bir güne sığdırıp vicdanını rahatlattı, kimi kapitalizmin tüketim ekonomisine uyumlandı, sevgileri dar kalıplara sıkıştırdığı bu günde figüran oldu. Peki, rolünüzü oynarken;
-Bu ülkede 20 yıldır kadın cinayetleri neden sıradanlaştı düşündünüz mü?
-Kadınlar neden giderek evlere hapsoluyor?
-Kadına şiddet uygulayanlar, tecavüz edenler, öldürenler cezasızlık uygulaması ile neden suça teşvik ediliyor, o beynini kullanıp, düşündün mü?
Düşünme! Yazık, beynin enerji kaybeder(!)…
Afganisatan sizler için ne ifade ediyor hanımlar? Taliban? Kadınları insan bile saymıyorlar ya? Evlere kapatıldılar. Görevi kuluçka makinası gibi doğurmak, dayak yemek, hizmetçilik… Yani kölelik… Biri 2021 yılında ne demişti? “Türkiye’nin Taliban’ın inancıyla alakalı ters bir yanı yok” demişti değil mi?
Türkiye’de kadınlara karşı işlenen suçlar neden suça teşvik gibi “vicdanı olanın vicdanını yaralayan” kararlarla sonuçlanıyor hiç düşündünüz mü? Bu bir tercihtir. Ülkeyi yönetenlerin tercihidir. Hala anlamadınız mı? Bir tercih olmasaydı, caydırıcı yasalar çoktan meclisten geçmiş olurdu.
Gülistan doku cinayeti? Bir vali, valinin oğlu ve cinayeti kapatan valiye bağlı emniyet görevlileri…
Çocukken bir tarikatta tecavüze uğrayan bir çocuk tecavüzcüsüyle evlendiriliyor. Çocuk oluyor. Tecavüzcü kendi çocuğuna da tecavüz ediyor. Anne ölümü göze alıp yargıya baş vuruyor. Sonuç: Kadın ve çocuk ölü bulunuyor. Tecavüzcü sapık hala dışarıda. Siz bu durumdan ne anlıyorsunuz? Aman düşünmeyin! Aman mış gibi yapmaya devam edin! Annelerin katledildiği, değersizleştirildiği, şiddete uğramasının, hatta öldürülmesinin bile normalleştiği bir ülkede anneler günü kutlamaya devam edin.
Gerçeklerden kaçarak ölümden kurtulamazsınız!
Bu ülkede nüfusun büyük çoğunluğu gerçeklikten kopmuştur. İçinde bulunduğu durumu idrak edemeyecek kadar gerçeklikten kopmuştur. Ya da “bana olmaz” diyerek gözlerini kapamış, işlenen insanlık suçuna pasif ortak olmuştur.
*** ***
Kadına şiddetin, kadın cinayetlerinin, tecavüzlerin bu kadar yüksek boyuta gelmesi ve cezasızlık bir tercihtir. Neden?
Bu ülkede; “kadınlar çalıştığı için işsizlik artıyor” diyen bir bakan vardı, hatırladınız mı?
Kadının yeri evi diyenler kadınlar için Taliban benzeri bir geleceğin taşlarını döşüyor ve sen Türk kadını, o taşlar üzerinde sekerek hiçliğe gidiyorsun.
Anneler günüymüş….
Ben küçük bir kasabada büyüdüm. Büyüdüğüm kasabada kadınlara saygı duyulurdu. Benim köyüm var. Köyümde de bir kadın gelince erkekler toparlanır, konuşmasına dikkat ederdi. Erkeklerin saç uzattığı bir dönemdi. Babam İstanbul’da yaşadığı bir olayı şöyle anlattı: “dolmuşa bindim, yanımda bir kız oturuyor. Rahatsız olmasın diye iyice büzüldüm. Sonra kız sandığım kafayı bir çevirdi, erkekmiş. “
Şimdi erkekler tek kişilik koltuğa iki kişilik yayılıyor. Kadınlar büzülüp oturmaya çalışıyor. Bizlere orta okulda evrensel görgü adap kuralları anlatılırdı. Hamdullah, görgüyü de ortadan kaldırdı “hamdolsun”(!)…
Ben çocukken ninem insan çeşidi için derdi ki; “Allah bazılarını özene bözene yaratıyor, kimine de iki balta koyup salıveriyor.” Şimdi yaşasa ve bu kadar yontulmamış, sonradan görmeyi görse acaba ne derdi?”
Bu dönemin modası; “Görgüsüzlük, utanmazlık, arsızlık, vicdansızlık, hırsızlık, uyuşturucu baronlarıyla resim çektirme, iftira atma yeteneğini geliştirme, yalakalık, zayıfı ezme, mala çökme, yargıyı kadılaştırma, ne kadar güvenilmez isen o kadar itibar(!) görme, şiddet, tehdit…”
Kadınlar ikinci, üçüncü sınıfa doğru itiliyor. Öldürülmelerinin sıradanlaşması, kadın öldürmenin normalleşmesi demektir. Normalleşmesi cezasızlığı, cezasızlık kadının değersizleşmesi sonucunu doğurdu. Peki, kadınlar bu gidişin neresinde? Kadınların doğumundan sokağa çıkışına kadar kimler müdahale etti?
Başını örttükten sonra; “Artık kirlenmeyeceğim” diyerek bütün başı açık kadınlara kirli diyen kadın vekil hangi patide idi? “Başı açık kadın perdesiz ev gibidir, perdesiz ev ya satılıktır, ya da kiralık” diyen il başkanı hangi patinin il başkanıydı?. Bu açıklama ile açık kadınları kiralık veya satılık ilan ettiğinde, kaç hukukçu kadın bu şahsı dava etti? Kadın örgütleri ne yaptı? Bu açıklama ile açık kadınları kiralık ya da satılık kadın olarak ifade eden bu şahsa kaç kadın tepki gösterdi?
Ya gezi parkı eylemlerine katılan kadınlar için en yüksek perdeden; “Bunlar çürük, bunlar sürtük…” ifadesinin kullanılmasına ne diyorsunuz?
Anneler günü müydü?
Taliban’ın gölgesinde, anneler gününüz kutlu olsun(!)..
Bu körlük, bu çok yüzlülük artık midemi bulandırıyor.
Hayvanların sayıldığı, kadınların sayılmadığı bir Osmanlı yönetiminden Cumhuriyete geçişte kadınlar eşit yurttaşlık haklarına kavuştu. Kadın haklarının mimarı Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türk kadını için; “Kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın(1923 Tarsus konuşması)” açıklamasını yapmıştır.
Osmanlıcı kadınlar, Araplaşan kadınlar;
Atatürk’e yapılan ihanetin bir bedeli vardı. Şimdi o bedel ödeniyor.
Zahide UÇAR(11 Mayıs 2026)
Bugün anneler günüydü(!)… Kutladılar. Kimi görevini bir güne sığdırıp vicdanını rahatlattı, kimi kapitalizmin tüketim ekonomisine uyumlandı, sevgileri dar kalıplara sıkıştırdığı bu günde figüran oldu. Peki, rolünüzü oynarken;
-Bu ülkede 20 yıldır kadın cinayetleri neden sıradanlaştı düşündünüz mü?
-Kadınlar neden giderek evlere hapsoluyor?
-Kadına şiddet uygulayanlar, tecavüz edenler, öldürenler cezasızlık uygulaması ile neden suça teşvik ediliyor, o beynini kullanıp, düşündün mü?
Düşünme! Yazık, beynin enerji kaybeder(!)…
Afganisatan sizler için ne ifade ediyor hanımlar? Taliban? Kadınları insan bile saymıyorlar ya? Evlere kapatıldılar. Görevi kuluçka makinası gibi doğurmak, dayak yemek, hizmetçilik… Yani kölelik… Biri 2021 yılında ne demişti? “Türkiye’nin Taliban’ın inancıyla alakalı ters bir yanı yok” demişti değil mi?
Türkiye’de kadınlara karşı işlenen suçlar neden suça teşvik gibi “vicdanı olanın vicdanını yaralayan” kararlarla sonuçlanıyor hiç düşündünüz mü? Bu bir tercihtir. Ülkeyi yönetenlerin tercihidir. Hala anlamadınız mı? Bir tercih olmasaydı, caydırıcı yasalar çoktan meclisten geçmiş olurdu.
Gülistan doku cinayeti? Bir vali, valinin oğlu ve cinayeti kapatan valiye bağlı emniyet görevlileri…
Çocukken bir tarikatta tecavüze uğrayan bir çocuk tecavüzcüsüyle evlendiriliyor. Çocuk oluyor. Tecavüzcü kendi çocuğuna da tecavüz ediyor. Anne ölümü göze alıp yargıya baş vuruyor. Sonuç: Kadın ve çocuk ölü bulunuyor. Tecavüzcü sapık hala dışarıda. Siz bu durumdan ne anlıyorsunuz? Aman düşünmeyin! Aman mış gibi yapmaya devam edin! Annelerin katledildiği, değersizleştirildiği, şiddete uğramasının, hatta öldürülmesinin bile normalleştiği bir ülkede anneler günü kutlamaya devam edin.
Gerçeklerden kaçarak ölümden kurtulamazsınız!
Bu ülkede nüfusun büyük çoğunluğu gerçeklikten kopmuştur. İçinde bulunduğu durumu idrak edemeyecek kadar gerçeklikten kopmuştur. Ya da “bana olmaz” diyerek gözlerini kapamış, işlenen insanlık suçuna pasif ortak olmuştur.
*** ***
Kadına şiddetin, kadın cinayetlerinin, tecavüzlerin bu kadar yüksek boyuta gelmesi ve cezasızlık bir tercihtir. Neden?
Bu ülkede; “kadınlar çalıştığı için işsizlik artıyor” diyen bir bakan vardı, hatırladınız mı?
Kadının yeri evi diyenler kadınlar için Taliban benzeri bir geleceğin taşlarını döşüyor ve sen Türk kadını, o taşlar üzerinde sekerek hiçliğe gidiyorsun.
Anneler günüymüş….
Ben küçük bir kasabada büyüdüm. Büyüdüğüm kasabada kadınlara saygı duyulurdu. Benim köyüm var. Köyümde de bir kadın gelince erkekler toparlanır, konuşmasına dikkat ederdi. Erkeklerin saç uzattığı bir dönemdi. Babam İstanbul’da yaşadığı bir olayı şöyle anlattı: “dolmuşa bindim, yanımda bir kız oturuyor. Rahatsız olmasın diye iyice büzüldüm. Sonra kız sandığım kafayı bir çevirdi, erkekmiş. “
Şimdi erkekler tek kişilik koltuğa iki kişilik yayılıyor. Kadınlar büzülüp oturmaya çalışıyor. Bizlere orta okulda evrensel görgü adap kuralları anlatılırdı. Hamdullah, görgüyü de ortadan kaldırdı “hamdolsun”(!)…
Ben çocukken ninem insan çeşidi için derdi ki; “Allah bazılarını özene bözene yaratıyor, kimine de iki balta koyup salıveriyor.” Şimdi yaşasa ve bu kadar yontulmamış, sonradan görmeyi görse acaba ne derdi?”
Bu dönemin modası; “Görgüsüzlük, utanmazlık, arsızlık, vicdansızlık, hırsızlık, uyuşturucu baronlarıyla resim çektirme, iftira atma yeteneğini geliştirme, yalakalık, zayıfı ezme, mala çökme, yargıyı kadılaştırma, ne kadar güvenilmez isen o kadar itibar(!) görme, şiddet, tehdit…”
Kadınlar ikinci, üçüncü sınıfa doğru itiliyor. Öldürülmelerinin sıradanlaşması, kadın öldürmenin normalleşmesi demektir. Normalleşmesi cezasızlığı, cezasızlık kadının değersizleşmesi sonucunu doğurdu. Peki, kadınlar bu gidişin neresinde? Kadınların doğumundan sokağa çıkışına kadar kimler müdahale etti?
Başını örttükten sonra; “Artık kirlenmeyeceğim” diyerek bütün başı açık kadınlara kirli diyen kadın vekil hangi patide idi? “Başı açık kadın perdesiz ev gibidir, perdesiz ev ya satılıktır, ya da kiralık” diyen il başkanı hangi patinin il başkanıydı?. Bu açıklama ile açık kadınları kiralık veya satılık ilan ettiğinde, kaç hukukçu kadın bu şahsı dava etti? Kadın örgütleri ne yaptı? Bu açıklama ile açık kadınları kiralık ya da satılık kadın olarak ifade eden bu şahsa kaç kadın tepki gösterdi?
Ya gezi parkı eylemlerine katılan kadınlar için en yüksek perdeden; “Bunlar çürük, bunlar sürtük…” ifadesinin kullanılmasına ne diyorsunuz?
Anneler günü müydü?
Taliban’ın gölgesinde, anneler gününüz kutlu olsun(!)..
Bu körlük, bu çok yüzlülük artık midemi bulandırıyor.
Hayvanların sayıldığı, kadınların sayılmadığı bir Osmanlı yönetiminden Cumhuriyete geçişte kadınlar eşit yurttaşlık haklarına kavuştu. Kadın haklarının mimarı Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türk kadını için; “Kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın(1923 Tarsus konuşması)” açıklamasını yapmıştır.
Osmanlıcı kadınlar, Araplaşan kadınlar;
Atatürk’e yapılan ihanetin bir bedeli vardı. Şimdi o bedel ödeniyor.
Zahide UÇAR(11 Mayıs 2026)
ZAHİDE UÇAR
Değerli okur, bu sefer sizlere kendi başıma gelen mala çökme hikayesini yazacağım. Belki özel bir durum diyebilirsiniz ama değil. Birçok kişinin “mala çökme mağduru olduğunu” öğrendikten sonra, bütün mağdurlar adına yazmaya karar verdim.
Bu yazıyı okuduğunuzda; Türkiye’de artık can, mal ve ırzınızın güven altında olmadığını göreceksiniz. Bir devletin asli görevi nedir? Vatandaşının can, mal, ırzını korumak değil mi? Bu üç temel kavram artık güvende değilse, devletim sandığınız ülkeyi artık sizden olmayan birileri ele geçirmiş demektir. Bu durum çok açık değil mi?
Şimdi gelelim ASIL konuya;
2015 yılında emekli oldum. Alanya, Güzelbağ/Gündoğmuş karayolu üzerinde, 2 dönüm arazi içinde, 2 katlı, bodrumu hariç, 159 metre kare alanı olan, dubleks bir evi 10 yıla yayılan kredi ile satın aldım. Kredi daha Mayıs ayında bitti.
Evin doğal olarak birçok yeri yenilendi. Bazı yerleri yeni baştan yapıldı. Onlarca çeşit fidan diktim. Bahçe cennet bahçesine dönüştü. Kedi, köpek, tavuk, hindi, bech tavukları oldu. Geldiğimde burada kuş bile yoktu. Yiyecek yem, içecek su olunca 3 yıl içinde bahçe kuş cıvıltıları ile doldu.
*** ***
Bahçem ile karayolu arasında 12 dönümlük iki ayrı bahçe var.
Evi aldığımda karayolları Gündoğmuş yolunu yapıyordu. Alt bahçe ile yol arasına duvar örüldükten sonra kışın 100 metre uzunluğundaki bahçemin uç kısmının altında bir çökme oldu. Araziye yabancı olduğum için Antalya Karayollarına inceleyip tedbir almaları konusunda bir dilekçe verdim. Bu dilekçe fırsata dönüştürüldü. Alakasız bir şekilde, tepede, adres olmadan insanların bulamayacağı bir arazi ve evi, kayma olabilir(!) bahanesi ile 2018 yılında kamulaştırma kararı verdiler. Ev ve çeşit çeşit Akdeniz ve tropik meyvesi olan araziye saçma sapır bir fiyat teklif ettiler. Kabul etmedim. Bir yazar dostum DSİ’den emekli, yer altı suları konusunda deneyimli Jeoloji Mühendisi arkadaşını evime göndererek incelemesini sağladı. Yılların deneyimli Jeoloji mühendisi bu duruma güldü, kaymanın asla olmayacağını söyledi. Antalya Karayolları Bölge Müdür Yardımcısı Bayanı arayıp durumu bildirdim. Konuşup sizi arayacağım dedi. Aradı ve Jeoloji Mühendis arkadaştan bir rapor yazmasını istedi. Arkadaş raporu yazıp imzaladı. Ben de gönderdim. Bu sefer bölge Başmüdürü; “resmi kanaldan gelsin, iptal edelim” dedi. Alanya Sulh Hukuk Mahkemesine durum tespit davası açtım. Bilirkişiler Karayollarına bağlı bir çökme olmadığı ve kayma tehlikesi bulunmadığı ile ilgili rapor yazdı ve resmi belge isteyen Karayolları rapora istinaden kamulaştırmanın iptali talebimi reddetmiş. Sonra öğrendim. Çünkü elime yanıt gelmedi. Tarih 2019.
2021 yılında Karayolları Bölge Müdür yardımcısından randevu alıp görüştüm. Evi, yola uzaklığını, 2017 yılından beri hiçbir sorun olmadığını anlattım. Müdür Etüt Projeden Hasan Bey diye hitap ettiği, evime gelmiş ve çok beğenen(!) bir ismi mikrofon açık aradı. “Hasan Bey, bir ablamız var. Evini kamulaştırma kararı almışız. Burası bize lazım değil, olur verirsen biz bu kamulaştırmayı iptal edelim” dedi. Karşıdaki ses; “Orada tek başına dayısıyla bir kadın oturuyor” diye söze başlayınca müdürün yüzü kızardı ve mikrofonu kapatarak; “biz onu sormuyoruz, olur verirsen iptal edelim diyoruz” deyip telefonu kapattı ve; “bir deli bir kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkartamıyor” dedi.
Karayolları 2022 yılı Mayıs ayında Asliye Hukuk Mahkemesine bedel tespit davası açtı. Yani, 5 yıl sonra. Bana üç yıl içinde burası kayar dediler. Yedi yıl geçti. Her şey beni korkutup ikna etmek için söylenmiş.. Buraya deniz boşalmış gibi yağmur yağar, ayağınız çamur olmaz. Öyle bir toprağı var.
Aynı Karayolları Mersin-Antalya karayolunu yaparken, Alanya çıkışında üç tünel yaptı. İkisi üzerinde evler vardı. Biz o evlerin altından geçiyoruz. O EVLER YIKILMADI. Kamulaştırma da yapılmamış olmalı ki hala içinde yaşıyorlar. Yola 100 metreden uzak, 85 metre yükseklikte bir mülkü kamulaştırma kararı alan Karayolları, açtıkları tünelin üzerindeki evleri yıkmamış. Tehlikeli görmemiş. Demek ki sahipleri güçlü insanlarmış. Benim mahallemde de yoldan mahalleye girildiğinde hemen karayolu duvarının üzerinde sıra sıra üç ev var. Heyelan bölgesi diye kanıtsız uydurdukları bölge içinde… Demek ki heyelan bölgesi değilmiş. Değilmiş ki, imar izni verilmiş. Ve tarihinde hiç kayma yaşanmamış.
Biz de Antalya İdari Mahkemeye kamulaştırmayı iptal davası açtık. Mahkeme hakimlerinden bir bayan hakim ve keşif ekibi geldi. Hakime Hanım Jeoloji mühendisini sürekli yönlendiriyordu. Kamu yararı var mı, kayarsa yola zarar verir mi, şahıs ve devlet gücü orantısı var mı diyerek yönlendirdi. Oysa kamu yararı konusu hukukun konusuydu. Çok rezil bir rapor çıktı. Öyle ki, jeoloji Mühendisi hukuk konusunda bile ahkam kesmişti. İtiraz ettik. Yeni bilirkişi istedik, reddedildi. Sonra istinaf süreci başladı. Tuhaf giden bir sürece girdik. Antalya İdari Mahkeme gerekçeli karar yazamadan davayı reddetti. İstinafa baş vurmadan dosyayı bir ilin istinaf mahkemesi idari mahkeme başkanına gösterdik. Dosyayı inceledi. “Bu kamulaştırma değil, taammüden mülke el koymak. Buna göre istinafa başvurun” dedi. Konya İstinaf Mahkemesine(Antalya Konya İstinafa bağlı) baş vurduk. Bir yıldan önce sonuçlanmayan istinaf mahkemesi bizim davayı jet hızıyla sonuçlandırıp kesin diyerek karar verdi ve bir üst mahkemeye gitmemizi de engelleyerek davayı reddetti.. Bir sayfalık karar fakat istinaf hakimleri de gerekçeli karar yazamadı. Ne yazacaklardı ki? Gerekçeli karar yazamayan hakimler, savunmayı da engeller. Hakimleri HSK’ya şikayet ettim. İki yıl olacak ama oradan yanıt yok(!)..
Bu durumda tek yol Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmaktı. Yaptım. Üç yıldan önce karar çıkmaz dediler. Hiç olur mu? Bir buçuk yılda karar çıktı. İki satırla ve kesin olarak reddedildi. Reddeden isimlerin öz geçmişine baktım. Çok enteresan bilgiler ortaya çıktı. 2024 yılında Anayasa Mahkemesine üye atanmış bir isim. Öncesinde Cumhurbaşkanlığında Genel Sekreter Yardımcılığı, sonrasında İdari İşler Başkanlığı yapmış. Anayasa mahkemesine atandıktan sonra, hakkında çıkan 40’a yakın içeriği mahkeme kararı ile kaldırtmış.
Yani, dosya ÖZENLE sahibini bulmuş(!)..
Bu olaydan sonra bu durumun kamulaştırma değil, mülke el koymak olduğunu iyice anlamaya başladım. Bilmediğim bir isim İdari Mahkeme sürecinde beni arayarak; “Zahide Hanım, mülkünüze çökecekler. İşin içinde tehdit, rüşvet var, sizi çaresiz bırakmak istiyorlar” demişti. Delil dediğimde, “böyle bir şeye kimse delil sunamaz,sizin gibi çok kişi var, vicdanen bilin istedim” diye yanıt verdi. Yaşadıklarımdan sonra bir gazeteci arkadaşımı aradım. Bana dedi ki; “Zahide Hanım, Fetullahçılardır. Bize bu konuda sürekli telefonlar geliyor. Tek başına yaşayan erkek, kadın, genç bulduklarında mallarına çöküyorlar.”
Bu açıklama üzerine beynimde bir şimşek çaktı. Karayolları Bölge Müdür Yardımcısına Etüt Projeden Hasan ne demişti? Orada tek başına bir kadın oturuyor. Oysa vermesi gereken yanıt ne olmalıydı? Teknik bir yanıt değil mi?
Gazeteci arkadaşımın; “Bunlar bir çete” sözü üzerine;
Kurumlarda bu çeteler ile ortak çalışan insanlar mı var diye düşünmeden edemedim.
Gazeteci arkadaşa şu soruyu sordum; “Kamulaşan bir yeri bu çete nasıl alabiliyor?”
Arkadaşım; “belli süre sonunda kullanılmadığı için Milli Emlağa devrediliyor. Oradan satışa çıkıyor. İhaleye çıkılınca bu çete çok ucuza mülke konuyor” yanıtını verdi.
Bu yanıt üzerine, 10 milyon değerindeki mülküme neden bir milyon altıyüzbin lira değer biçtiklerini anladım.
Çete bu yolla milyarlar elde etmiş.
Şimdi AHİM süreci başlayacak. Tek başına bir kadın, öyle mi? Biz ağaç kovuğundan çıkmadık. Sonuna kadar mücadele edeceğim.
Bir zamanlar AKP Genel Başkanının; “bizi desteklemeyene su bile yok” dediği iddia edilmişti.
Bu mülke el koyma operasyonu F çete işi mi? AKP operasyonu mu? Yoksa ortak yapım mı?
Hiçbir gerçek ilelebet gizli kalmaz.
Muhalif olan herkesten bir şekilde intikam alınıyor.
Üç ay önce bir bayan okurum aradı. Zahide Hanım, muhalif olanların malına çöküyorlar dedi. Ege’de bir sahil kasabasında denize sıfır bir yerde 2+1 evi varmış. Ben o evde çok mutluydum. Bir deliyi bana musallat ettiler. Tehditlerle üç kuruşa evimi satın aldılar; şimdi o ev 10 milyon değerinde dedi.
Gene tek yaşayan bir kadın…
Osmanlının son döneminde de böyle mala çökmeler vardı.
İkinci bölümde değer biçme sürecini ve ağzında sakız, pijamaya benzeyen bir şeyle, bana kan davalısı gibi nefretle bakarak tespite(aslında gezintiye) gelen hakimi ve tespit sürecinde yaşananları yazacağım.
Zahide UÇAR (07. 11 2025)
ZAHİDE UÇAR
Münafıklar Mahallesi, Yağmacılar Sokak, İhanet Caddesi, Arsızlar Aptartmanı Sakinlerine…
Siz ,evet, size söylüyorum. Siz Türk Milletinin namusunu, şerefini kurtaran bir insana yıllardır hakaret ediyorsunuz. İngiliz ajanı diyecek kadar alçaklaştınız. Dinsiz diyorsunuz. Aslında ülke kuran bir paşanın inancı kimseyi ilgilendirmez ama kendini Allah sanan hadsizleri çok ilgilendirdi.
İnanç iddialarında samimi miydiler? Olmadıklarını, ne kadar ahlaksız ve riyakar olduklarını açıkça görüyor, bizzat şahit oluyoruz.
Dünyadaki bütün devrimler çok kanlıdır. Fransız ihtilalinde bebekler bile öldürüldü. Çarlık Rusya yıkıldığında çok büyük katliamlar yaşandı. T.C. Devleti en kansız kurulmuş bir devlettir. Sadece düşmanla işbirliği yapanlar yargılandı. Bir kısmı sürgün edildi. Sürgün edilenlerin çoğu yurda geri döndü. Hala İstiklal mahkemesi dillerinde ama aile katliamı yapmayı yasallaştıran Osmanlı kutsalları…
*** Osmanlı Padişahı 3. Mehmet 19 kardeşini, eşlerini, çocuklarını boğdurdu. Kundaktaki bebekler boğduruldu ama o Osmanlı kutsal, vatana ihanet edenlerin yargılanması zulüm öyle mi? Buradan akıl çıkmaz. Buradan hainlerin çocuklarının da hainliğe devam ettiği gerçeği ortaya çıkar.
Osmanlı döneminde Anadolu misyoner okullarıyla doluydu. Misyonerler Müslüman halkı Hristiyan yapmak için çalışır. Atatürk misyoner okullarını kapattı. Misyonerliği yasakladı. Sonra ne oldu?
***AKP Misyonerliği serbest bıraktı. Yani, Müslümanları Hristiyanlaştırma çalışmasına izin verdi.
Peki bu çok dindar(!) şahıslar bir tepki verdi mi? Asla! İşte size münafıklığın başka bir belgesi…
*** Bu günlerde bolca Atatürk Kuran’ı yasakladı yalanı tekrarlanıyor. Onca camiyi onaran, dinini öğrensin diye meal yazdırıp dağıttıran bir insana iftira ediyorlar ama;
Kendi iktidarlarında Kuran bile sansür edildi.
*** 2007’de İstanbul Eminönü’ndeki Zeynep Sultan camiinin duyuru tahtasına; “Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin’ diye Allah’ın ayetini (Maide Suresi 51. ayet) yazan imama soruşturma açıldı. Bu ayet silindi.
*** ‘Allah katında din, İslamdır’ diyen Al-i İmran suresinin 19. ayetini hutbelerden bu hükümet kaldırdı.
Kuran yasaklandı yalanını söyleyenlerin gıkı çıktı mı? Tabii ki kocaman bir HAYIR!
Bu durum münafikliğin açık delili değil de nedir?
*** Egemen Bağış ayetle dalga geçti? Sonra ne oldu? Seçim sonrası balkon konuşmasına katıldı ve büyükelçi yapıldı. Bu sözde dindarların gıkı çıktı mı? Ne gezer? Hatta alkışladılar.
*** Trabzon Sümela Manastırı müzedir.O manastır uçurumun ucunda bir manastırdır ve o uçurumdan Türkler aşağı atılarak parçalanmıştır. İşte o manastır Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethettiği tarihte ayine açıldı. Ayine gelenler Rum Pontus Devlet haritası bulunan tişörtlerle gelip güç gösterisi yaptı. Hatta o gün müze görevlisi bir bayan memur darp edildi. Peki kim gözaltına alındı?
Türk Bayraklı tişörtler giyerek gelen ve rezilliği protesto eden Türk gençleri…
Peki, biz Osmanlı torunuyuz diyenlerin gıkı çıktı mı? Tabii ki hayır! Bunlar Osmanlıcı falan değil, Osmanlı’yı bir aparat gibi T.C. Devletini yıkmak için kullanan devşirme çocuklarıdır. Hepsi bu!
*** Van Akdamar adasında bir kilise var. O kilise Ermeni kalkışmasında Müslüman Osmanlı kadınlarına tecavüz edilen, erkeklerin katledildiği bir kilise. O adaya katledilen şehitlerimiz için anıt dikilmesine izin vermeyen AKP, kiliseyi Türk Milletinin parasıyla onardı. Çanını da astı. Açılışa Ermenistan’dan din adamları davet etti.
Yani, aşağılanmış, tecavüz edilmiş Müslüman Kadınları ve öldürülen ailelerin hatırasına da tecavüz ettirdi.
Peki bu Müslüman maskeli münafıkların gıkı çıktı mı?
Tabii ki HAYIR!
*** AKP 400’den fazla havra-kilise-sinagog açtı.
Hepsini dolduracak cemaat olmadığına göre, misyonerlere cemaati artırma konusunda çok güveniyor olmalı değil mi?
AKP Genel Başkanı, ‘Tecavüzcü, hırsız, katil”ABD askerlerine ülkelerine sağ salim dönsünler diye dua etti.
Peki din maskeli münafıklar ne yaptı? Sustu!
*** Yillardir Ege’deki 12 adanın Lozan’da verildiği yalanı söyleniyor. Yusuf Halaçoğlu gerçeği anlatıyor: Osmanlı 12 adayı 1912 yılında geçici olarak Uşi anlaşmasıyla İtalya’ya bırakıyor. Uşi Lozan şehrinin bir semti. Üç yıl sonra 1915’te Londra Paktı denilen anlaşmayla bu adaların tamamı İtalya’ya bırakılıyor.
*** Günümüze geldiğimizde;
Ege’de kıta sahanlığı ile birlikte 20 adamız Yunanistan’a terk edildi. Peki, yıllardır 12 ada yalanıyla Lozan’ı kötüleyen güruhun sesi çıktı mı? Tabii ki HAYIR! Bu durumda dertlerinin 12 ada falan olmadığı çok açık değil mi? Dertleri bir yalan üzerinden T.C. Devleti’nin tapu senedi olan Lozan Antlaşması ve Atatürk’e saldırmaktır. Artık takke düştü, kel göründü. Münafıklar mahallesinin ihanet sokağı çocukları açığa düştü.
*** Kurtuluş Savaşını yenilgi olarak anlatan güruh,
Ömür boyu hapse tıkılmış, narko terör örgütü başı, bebek katili, tecavüzcü bir sapığı, Kürt katilini Kürtlere önder diye dayatıp, ayağına gitmesini “başarı” gibi sahipleniyor. Allah’ın sopası yok derler ya? İşte sopa, bu rezil çukura düşmektir. 24 yıldır ne kadar yalan söyleyip iftira ettilerse, hepsini tek tek kendileri gerçekten yaptı.
*** Papa öldü, bayraklar yarıya indirildi. Yani, yas ilan edildi. Sarayın açılışına Papa davet edildi. Meclisi Cuma günü Kuran okutarak açan Atatürk’e kafir diyenler, Papayla saray açılışına tek kelam etmedi. AKP Genel Başkanı maaile Vatikan’da Papayı ziyaret etti. Olsun değil mi? Arsızlar apartmanı çocukları için;
AKP Genel Başkanı hatadan münezzehtir değil mi? Zaten “merhametimiz gazabımızı geçmiştir” diyerek Tanrı Krallığını ilan etmemiş miydi?
Liderlerinin hatırını hak ve hakikatin hatırından üstün saymak dine göre küfür değil de nedir?
*** 100 Yıl içinde ülkemizi 5 papa ziyaret etmiş. Hepsi de 28 Kasım’da gelmiş. Ne tesadüf ki, üçü AKP döneminde gelmiş. Adamlar haklı. Haçlı Savaşlarını aklayan bir AKP’yi ziyaret etmeyip kimi edecekler. Anadolu’nun zenginliklerini yağmalamak için gelen Haçlı Ordusu için Erdoğan ne demişti? Kültür ve sanat getirdiklerini söylemişti değil mi?
*** Atatürk’ün 1925 yılında kabul etmediği Papa İznik’i ziyaret etti. Fatih Sultan Mehmet’de kabul etmemişti. İmitasyon Osmanlıcılar kabul etti. Haçlı Savaşını boşuna aklamadılar.
Papa VW Arena’da binlerce kişiyle ayin yaptı.ABD’nin müstemleke valisi gibi hareket eden ve ülkeyi yönettiğini sanalarca ses çıkarılmayan konsolos; 54 Yıl önce kapatılan Heybeli Ada Ruhban Okulunun açılacağını söyledi. Haklı’dır(!)… Meşruiyet verenler emir de verir değil mi?
Şu Lozan hezimet diyenleri arıyorum, neredesiniz? Paspas olmayı içine sindirenler… İhanet Caddesinin çocukları;
Gördünüz mü gerçek hezimeti?
Papa II. Urbanus’un Avrupa’daki bütün Hristiyanları, ‘Kutsal Toprakları’ geri almak için Müslümanlar’a karşı savaşa çağırdığını ifade etti.
Bizim yeniyıl ağacı düşmanları acaba nerede?
Sarayda Papa’yı Hz. Muhammed’in Medine’ye hicretinde kendisini karşılayanların söylediği ilahi ile karşıladılar. İlahi’nin sözleri;
“Ey bizden seçilen elçi,
Yüce bir davete geldin.
Sen bu şehre şeref verdin,
Ey sevgili hoş geldin.
Şu rezilliği CHP yapsaydı, bu sahtekar dinciler meydanlara çıkıp CHP’lileri taşlardı.
*** Şimdi Ayasofya operasyonu var. Halaçoğlu diyor ki; “Ayasofya’da Osmanlı’nın yaptığı sıvalar sökülüyor. Kubbedeki kurşunlar ve bir takım yazılar kaldırılıyor. Osmanlı döneminde yapılmayan bir uygulama yapılarak ikinci kat sadece Hristiyanların pasaportla girdiği bir yer haline getirildi.”
Ayasofya’yı ibadete mi açmışlardı(!)? Hey, Ayasofyacılar, neredesiniz? Papanın cübbesi altına mı gizlendiniz?
Maskeler tek tek düşüyor. Boya akıyor. İçinden şeytanın çocukları, Evangelistler çıkıyor.
*** Cizre’de bir rezalet daha yaşandı. Aslında rezalet ötesi bir durum. Yahudi, BOP’nin Irak görevlisi Barzani ve uzun namlulu silahlarıyla, kara gözlüklü korumalarıyla Türk Devletine Meydan Okuyor. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in gücü Şehit Annesi ile Mustafa Kemal’in askeriyiz diyen genç Teğmenlere yetiyor.
MSB kOMİSYONUNDA;
iki PKK’lı vekil Türk Ordusuna; “Kandan beslenen işgalciler, tecavüzcüler” diyor. Bebek katiline kurucu önder diyen AKMHP susuyor. PKK’lı vekiller bu sözleri MSB’nına söylüyoruz diyor. Yaşar Güler Ordusuna yapılan bu ağır hakaret ve alçaklığa sesini çıkartmıyor.
Utancımızsın Yaşar Güler. Susmak ONAYLAMAKTIR. Sen Türk Ordusu’nu temsil edemezsin. Bu durumda BOP’u temsil eden bir görevli olursun. UTANCIMIZSIN!
Ey Türk Milleti; Biz susarsak;
Azınlıkların şımarıklığıyla Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Beylerin ipe götürülme süreci de başlayacak gibi görünüyor. Orkun Özeller’e yapılanlar bize ne anlatıyor?
Lozan hezimet, Kurtuluş Savaşı yenilgi diyen ahmaklar, neredesiniz? Peşmerge gelmiş, güç gösterisi yapıyor. Onur diye bir kavram var. Sahi, sizler paraya dönüşmeyen hiçbir değeri almıyordunuz değil mi? Bir an unuttum, insanlık işte(!)…
*** BOP EVANGELİST bir projedir. BOP’a hizmet illimünati, yani iblise hizmettir.
İblise tapanlar Tanrı’yı kıyamete zorlama projesini dikte ediyor. Tanrı’yı kıyamete nasıl zorluyorlar?
Büyük günahlar işleyerek…
Camide fuhuş yapan imam, din söylemiyle açılan yurtlarda erkek ve kız çocuklarına tecavüz eden sapkınlar da evangelisterin elemanı olabilir mi?
Evangelistler güzel olan herşeyi yok etmeli ki, Tanrı kıyameti getirsin. Peki, Kuran ayeti ile kullarım deyip insana emanet edilen dört ayaklılardan kedi, köpek ve yere çakılan ağaçlar…. Hatta Kuran’da övülen zeytin ağaçlarının katliamı neye hizmet ediyor?
Anlaşılan o ki, Evangelistler labaratuvar olarak Türkiye’yi seçmiştir. BOP bir Evangelis projedir.
Türk Milletine yıllardır Selefi İslamı dayatanlar aklı terk edince kimin hizmetine girdiğini de anlayamadı. Görünen o ki;
Selefiler evangelistler, yani iblise asker olmuştur. Bunların insana dair hiçbir değerlerinin olmadığını görüyoruz. Bu karanlığı yırtamazsak, Afganistan bile olmayız. Afganistan olmak için bile bir vatan gerekiyor.
Ve iblisin çocukları “MÜNAFIKLAR MAHALLESİNDE” DİN SATIYOR.
Unutmayın! “Hiçbir Firavun tebaası olmadan Firavun olamaz. Firavun’u Firavun yapan tebaasıdır.”
Zahide UÇAR(02.12.2025)