ZAHİDE UÇAR

ZAHİDE UÇAR

09 Ocak 2024 Salı

BIKTIM!

BIKTIM!
1

BEĞENDİM

ABONE OL

ZAHİDE UÇAR

Halk uyuyor(!)muş…

Çok farklı gruplardayım. Bilgi paylaşımı ve yorumları uzun süredir takip ediyorum. Hemen herkes halktan şikayetçi. Halk tepki vermiyormuş. Tepki vermeyen bir halk ile bir şey yapılamazmış. Sanki bir şey yapmaya kalkmışlar gibi… Bu yorumu mühendisler, doktorlar, öğretmenler, emekli askerler, hukukçular, mimarlar, öğretim görevlileri, yazar-çizerler, siyasiler, yani aklı başında olması gereken insanlar yapıyor. Ben artık gerçekten bu firar etmiş akıldan çok sıkıldım. Hadi biraz bu kesime ayna tutalım;

AKP, yani siyasal İslamcılar ABD ile anlaşarak 80 yıllık kinleriyle ülkeyi ele geçirdiğinde, kurumlar henüz çökertilmediği dönemde sizler halktan fazla olarak ne yaptınız?

2007 Yılında Turuncu Darbe Ergenekon adıyla başlatıldığında; “Bir terör örgütüne milli destanın adı verilir mi” diye soracak kadar körleşenlerin arasında mıydınız? Türk Milletine, çıkış noktası olan bir destanla mesaj verip, sizi gene Ergenekon’a tıkacağız, yani Anadolu’dan süreceğiz meydan okumasını okuyamadınız mı? Elini taşın altına koyanlar tek tek toplanırken, yargıya saygılıyız korosuna katıldınız mı? Esir alınan o insanların ailesini hiç aradınız mı? Komediye dönen, hukukun yüzlerce defa hançerlendiği o kurgu davaları hiç izlediniz mi? Pezevenkler, CİA-Mossad-MI6 ajanlarının gizli şahitliğinde onur ve haysiyet cellatlığı yapıldığında, Türk Milletinin onuruna sahip çıktınız mı? Gazetelerinde cellatlığa soyunanları sizler bir defa olsun yöneticilerini kınayan tek bir mesaj attınız mı? Şemdin Sakık gibi bir caninin gizli tanıklığında askerler yargılanırken yüreğiniz kabardı, içiniz acıdı mı? Acıdıysa, oyun kuruculara bir tepkiniz oldu mu? Vatanını korurken felç olan, uğradığı iftiralara dayanamayıp intihar eden milli kahramanımız Abdülkerim Kırca intihar ettiğinde, milletçe üzerimize sıçrayan, Genelkurmay Başkanının şakağında patlayan, hepimizi ilelebet mahkum eden bu kayıp sonrası ne yaptınız? Bir defa olsun o aileyi aradınız mı? Ali Tatar, Kuddisi Okkır hepimizi manen mahkum etmedi mi? Sürekli bu halk diyen sizler kimsiniz? Bu halkın neresindesiniz ve bu ülke için ne yaptınız? Konforlu odalarınızda dedikodu mu yaptınız? Bir tepki mi verdiniz. Ergenekon tutsakları o dönem birkaç avukat dışında avukat bulamadı. Unuttuk mu sanıyorsunuz? Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner makamında derdest edildi. Dosyası 3 il arasında gezdirildi. Peki, o dönemin savcıları, hakimleri Cihaner’e sahip çıkıp bir tepki gösterdi mi? Hayır! Hukuçular Cihaner saldırısına gözünü yumarak ilk sarı öküzü verdi.

Önce ilk emekli askerler esir alındı. PKK’lı koğuşun yanına kondular. PKK’lılar sürekli bu askerleri yuhaladı. Nabız yokladılar. Peki, aktif görevdeki askerler ne yaptı? Üç maymunu oynayarak sarı öküzü verdi. Sonra sıra kendilerine geldi.

2005 yılında Van 100. Yıl üniversitesinde F-CİA bir operasyon yaptı. Yani iftira ile Rektör Prof. Yücel Aşkın, Genel Sekreter Yardımcısı Enver Arpalı, Prof. Ayşe Yüksel Fetöcü Ferhat Sarıkaya tarafından hapse tıkıldı. Enver Arpalı hapiste onur intiharı gerçekleştirdi. Üniversiteler o gün sarı öküzü verdi. Bu dava 13 yıl sonra beraatle sonuçlandı. Yargılayan savcı eskizi itirafçı oldu, rahat. Enver Arpalı Üniversitelerin yiyeceği operasyonun habercisiydi. Anlayamadılar. Artık gerçek üniversite falan kalmadı elhamdülillah(!)…

Gezi AKP’nin yaptıklarına duyulan ilk tepki hareketi idi. Gencecik çocuklarımız nişan alınarak, bile-isteye öldürüldü. Birçok insanımızın gözü çıkartıldı. Bu çocukların aileleri ne durumda? Hiç aradınız mı? Ali İsmail’in annesi durmadı. Evladı adına bir vakıf kurdu. Yoksul çocuklara Hatay’da burs veriyordu. Deprem oldu. Ali İsmail’in hatırası için o vakfa beş kuruş bağış yaptınız mı?

Çocuklarımız yoksulluktan vakıf yurtlarında tecavüze uğradı. Örgütlü bir tepkimiz oldu mu? Davalarını alan avukat şimdi hapiste.

Tarımı bitirme projesi olan yerli tohumun yasaklandığında Ziraat Fakültesi dekanları, Ziraat odaları ne yaptı? Ayağa kalktı mı? Hayır! Tarımın bitirilmesi yerli tohumun yasağı ile başladı. Ziraatçılar o yasaya sessiz kalarak sarı öküzü verdi.

Sendikalı işçiler tek tek sokağa atılırken yeri-göğü inletemeyen Sendika ağaları sarı öküzü çoktan vermişti. Şimdi asgari ücrete mahkum kölelerden medet umuyorlar.

Hatay’da polisler sıraya dizildi. AKP’li vekilin oğlu Komiser denen şahsın önünde tartıştığı polisi teşhis ettiı. Peki, bütün polisler ayağa kalktı mı? Ne gezer. Kimse onur meselesi yapmadı. Yapmadığı için polis sürekli AKP’li vekil, vekil yakınları tarafından hakarete uğradı. Sarı öküzü verenler eninde sonunda sıranın kendine geleceğini bilmiyor muydu?

Gazeteciler tek tek işten atılırken, aman bize bir şey olmasın diye sessiz kalanlar da sarı öküzü verdi. Şimdi yazacak, çalışacak televizyon, gazete bulamıyorlar. Şimdi onlara mı acıyacağım? Fatih Altaylı şu ara makbul adam oldu. Bir defa Ergenekon davalarını izlemeyen, ülkenin bu duruma gelmesinde pay sahibi olan Altaylı’ya rahmetli Levent Kırca, canlı yayında yüzüne karşı niye YALAKA demişti? Hatırlayan var mı?

İstanbul’da bir evin balkonundan polis bayrak indirdi. Neden indirildiğini hatırlıyor musunuz? Bayrak beyleri tahrik ediyormuş… Türk Bayrağından kim tahrik olur? DÜŞMAN! Bu gerçek bu kadar açıkken, bayraklarımızı alıp sokağa dökülebildik mi? Hayır!

Kozmik odaya girildiğinde oradan alınan bilgiler Yunanistan ve CİA’ya servis edildi. Bir paşa servis edilen gizli bilgiler sonrasında; “terör örgütleri ve yabancı istihbaratların içine yerleştirilen bin istihbarat elemanımızın kafasına sıkılarak şehit edildiğini” anlattı. Bu kayıplarımızdan doğan istihbarat zaafı nedeniyle kaç evladımızı daha toprağa verdik? AKP bu ihaneti nedeniyle açıktan Türkiye aleyhinde ajanlık faaliyetinde bulunmuştur. Bu ihanet silsilesine rağmen AKP’nin bir siyasi parti olarak algılanmasına neden olan muhalefet, Türk Milletine karşı suç işlemiyor mu? Böyle bir ihanet karşısında bile oturduğumuz yerlerde sadece mırıldanmadık mı?

Eray Ertürk adı sizler için bir şey ifade ediyor mu?

Suriyeliler Suriye’ye platformunun Başkanı. Hani şu hepimizin haklı olarak şikayet ettiğimiz Suriyelilerin Suriye’ye gitmesi için çalışıyordu Eray Ertürk. Bu uğurda şirketini kaybetti. Sonra eşi terk ediyor, annesi kanser oluyor. Duruşma salonunda gerçek suçlular suçsuzları, vatanına sahip çıkanları , Eray Ertürk’ü yargılatıyor.

Ümit Yalım, emekli Albay. Tek başına ordu gibi çabalıyor. Ege Adalarının ve kara sularımızın Yunanistan’a peşkeş çekilmesini Ümit Yalım sayesinde öğrendik. Yalım İzmir’de adalarımızın işgalini protesto etti. Yanında kaç kişi vardı dersiniz? Bir avuç insan. İşte gerçek vatansever arıyorsanız, o bir avuç insandır. Yalım’ı Jandarma Genel Komutan’ı dava etti. Ankara Adliyesi önündeki resme bakın bakalım, Yalım’ın yanında kaç kişi vardı.

Bir şey yapana sahip çıkamayanların, halkta tepki yok demeye hakkı yoktur!

Ey halkı sürekli aşağılayan bilumum zevat, kimse bir şey yapmıyor derken, bir şey yapanlara sahip çıkıyor musunuz? Çıkabiliyor muyuz? Bizler onlara sahip çıkamadığımız veya çıkmadığımız için tek tek avlanıyorlar. Açık hedef oluyorlar. Yüz binler Eray Ertürk olabilseydik, hangimizi hedef alacaklardı? Farzedin ki aldılar?

Kurtuluş savaşına kelle koltukta katılanlar, sıcak odalarında, yumuşak koltuklarında kendini tatmin ederek bu vatanı kazanmadı.

Bu ülkede hedefe konanlar her zaman tek ve yalnız bırakıldığı için hedef oldu. Yalnız bırakanlar suç ortağı olduğunu idrak etmekten hala yoksun.

Türk kültüründe neden bu kadar ağıt vardır, hiç düşündünüz mü? Ben düşündüm. Haksızlığa, zulme uğrayan mazlumlara arka çıkamayan korkaklar, vicdanları kendilerini rahat bırakmadığı için ağıt yaktılar. Her ağıtın bir zalimi, zalime eğilen bir de halkı vardır.

Unutmayalım ki, hiçbir firavun tebaası olmadan firavun olamaz. Firavun’u firavun yapan tebaasıdır.

Gazi Mustafa Kemal Paşa Kubilay’ın başını kör testere ile kestiklerinde ‘yakın Menemen’i’ dediği söylenir. Neden? Askerlerine sahip çıkamayan Menemen Halkı cinayete pasif ortak oldu da ondan.

Boğazlıyan Kaymakamı şehit Kemal Bey de sahipsizlikten asıldı.

Halk kendi başına sokağa inemez. Neden mi? Sokağa indiğinde yabancı istihbarat örgütlerinin içine sızmasını önleyemez.

Ülkemizde 20 yıldır şunu anladık;

Kurtuluş savaşı verenlerin torunları devletin her kademesinden uzaklaştırıldı. Kurtuluş Savaşında İtilaf Devletlerinin yanında yer alan, İngiliz, Yunan istihbaratına çalışanların torunları devletin her kademesini ele geçirdi. 20 yıldır T.C. Devletinin kurumlarını çökertip, eserlerini yok ederek hafıza siliyorlar. Atatürk üzerinden Türk Milletiyle savaşıyorlar. Burada hemfikiriz değil mi? Fakir Türk çocukları Osmanlı’nın yaptığı gibi askere alınıp ölüme gönderiliyor. Osmanlıcılık tüccarları, Osmanlı’da olduğu gibi ayrıcalıklı kesimi yeniden yarattılar. Türk ahlakını bile-isteye bir proje gereği çökerttiler. Suçlular ödüllendirildikçe, ahlaki değerler sıfırın altına düştü. Eve kapatılmak isteyen kadınlar kadın cinayetleriyle korkutuluyor, değersizleştiriliyor. Ve bizim meslek sahibi okumuşlar konforlu odalarından halkı suçluyor. O gariban halk yoksullukla boğuşuyor. Zaten evlatları sıra sıra tabutlar içinde evine geliyor. Ve okumuşlar bu gariplerden medet umuyor. Ülke ederlerinden en az pay alanlardan…

SORUYORUM;

Çok bilenler, çok konuşanlar, o garibandan daha fazla olarak siz ne yapıyorsunuz? Kendi aranızda konuşunca ülke için bir şey yapmış mı oluyorsunuz? Yoksa vicdanınızı mı rahatlatıyorsunuz? Bütün ihanetlerin karşısında fiili olarak duramıyorsanız, sorunun çözümü değil, bir parçası olursunuz. Ya bir çözüm için hareket edin, ya da Hindistan’ın öküzleri gibi yolda durmayın, yoldan çekilin ki önümüzü görelim!

BIKTIM!

Neden mi, sanal vatanseverlerin, gerçek insanlara burun kıvırmasından…

Ülkemizde olgun, entellektüel, aklı başında insan bulma sıkıntısı yaşamaktan…

Ülkemiz ekonomik olarak Somali, yönetim olarak hızla Afganistanlaşıyor. İran devriminde olduğu gibi şeriat devleti ilan edildiğinde meydanlarda boynumuz ipe geçirilirse, Kuddisi Okkır’ın gözlerini, Ali İsmail’in “vurma abi, hastayım” diye yalvaran sesini, Abdülkerim Kırca’nın şakağında patlayan merminin sesini hatırlarsınız artık. Çünkü çok fazla cinayete seyrederek ortak olduk. Bu suçun bir cezası elbette olacaktır.

Devamını Oku

Cepçiler görev başında..

Cepçiler görev başında..
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ZAHİDE UÇAR

Bayılıyorum bu tahterevalli siyasetine… AKP ne zaman ortaya bir top atsa, AKP filminin aktör ve aktrisleri ortaya fırlıyor. 20 yıldır aynı filmi aptal gibi(gibisi fazla…) BİZLERE İZLETİYORLAR. Yuhalayanın da, alkışlayanın da birbirinden farkı yok. Her iki taraf ta filmi meşrulaştırıyor.
Hiç aklınıza gelmiyor mu? Anayasa- Yargıtay kavgası, kurgulanmış olamaz mı? Bal gibi olur. Ne zaman gösterilene değil, gösterilmeyene odaklanırız…. İşte o zaman bu toplu uyutma seanslarında hipnoz olmayız.
Ne diyordu Joseph GOEBBELS (Hitler in Propaganda Bakanı)?
Halkı her zaman ateşleyin, asla soğumasına ve düşünmesine izin vermeyin.
-R. Tayyip Erdoğan, başbakanlığı devrinde gazetecilerle sohbet ederken; “bu tür gündemler oluşturmazsam ülkeyi yönetemem ki” demişti.
20 yıldır Goebbels Propaganda yöntemlerine maruz kalıyoruz.
Yargının her birimi Adalet Bakanına bağlı değil mi? Yargıtay, AYM ve diğerlerini AKP seçmedi mi? Seçti! O zaman niye her oyunun üzerine atlıyorsunuz?
Sizleri biraz geçmişte gezdireyim de, top çeviren AKP tiyatrosunun saha kenarında etek sallayan ponpon kızları durumuna düşmeyin!
AKP Genel Başkanı 20 yıl içinde ve öncesinde, zaman zaman şu açıklamaları yaptı:
-Demokrasi bizim için bir amaç değil, araçtır. Amacımıza ulaşana kadar demokrasiye bağlıyız.
-Demokrasi bizim için bir tramvaydır. İstediğimiz durağa gelince ineriz. (Sanırım o durağa geldiler.)
-Türkiye’yi eyaletlere bölmek lazım. Merkezi yönetimin bir takım yetkileri bunlara verilmelidir. Belediye başkanları da bu konuda en yetkili olmalıdır. O bölgelerdeki her türlü eğitim de bunlara bırakılmalıdır. (HDPKK’nın talebi de aynıdır.)
-Referansımız İslamdır.Tek hedefimiz İslam Devletidir.(Hedef devlet için Yargıyı düzenlemek gerekiyor sanırım.)
-Osmanlı otuzu aşkın etnik grubu ümmet düşüncesiyle bir arada tuttu. Biz de öyle yapacağız. (Anladık mı neden lkemize selefi ümmet taşıyorlar? Osmanlı zayıfladığında isyan edip, düşmanla işbirliği yaptıklarını söylemeyi unutmuşlar… Ümmetmiş… Filistin konusunda gördük ümmeti…)
-Biz hazmettire hazmettire geliyoruz Allah’ın izniyle… Bu çalışmalarımız senaryoyu değiştirme çalışmalarıdır. Biz onun için geliyoruz. Biz Kemalist düzenin koruyucusu olamayız, bu mümkün değildir.
AKP’nin trolleri şöyle paylaşımlar yaptı:
-Çok yakında ordusuna namaz kıldıran genelkurmay başkanları göreceğiz. Reis karşısında haddini bilen, saygılı yiğit askerler göreceğiz. (Psikolojik operasyon görevlileri…)
2005 yılında TSK’ya Psikolojik operasyon birimi boşuna kapattırılmadı.
İstedikleri gibi at oynatmak için saha temizliği yaptılar…
-Biz hukuka aykırı bir şey yapmıyoruz. Mecellede(şeriat hukuku) böyle bir kaide var.
– Erdoğan Marmara Üniversitesi’nin bir açılışında;
“Tarihimizde olduğu gibi Türkiye’de keşke her inanç grubunun ayrı mahkemesi olsa ne iyi olurdu!..” (Çoklu yargı sistemi planlıyorlar.)
AKPM Sosyalist Grup Başkanı Andreas Gross bir öğle yemeğinde biraraya geldiği Erdoğan’ın “Anayasanın Türklük vurgusu yapan ilk 3 maddesine ihtiyaç kalmadı” dediğini açıklamıştı.(yeniçağ gazetesi) Nisan 2011. Yalanlanmadı.
ABD Donanması Haberalma Servisinin 1979 yılında ele geçirilen raporundan beyin yıkama teknikleri hakkında yazılan bir madde var. Bakalım beyin nasıl yıkanıyormuş:
“Tarih ve hukuku yeniden yazmak ve halkı sapkın yaradılışın hükmü altına sokmak…”
AKP 20 Yıldır İngiliz aparatları yardımıyla yalan bir tarih yazıyor. Diyanet sapkınlıkları meşrulaştırarak, halkı sapkın yaratılışın hükmü altına alma çalışmasını azimle yürütüyor.
Şimdi sıra, selefi din anlayışıyla bölücü bir anayasa yapmakta… Bütün bu yaygara o nedenle kopartılıyor. Önce kurumları çalışamaz hale getirirsin. İtibarsızlaştırırsın… Sonrası kolay… AKP’nin attığı topa koşan bilumum zevat(bilerek veya bilmeyerek) Türk Milletine kurulan kumpasa yardım ve yataklık ediyor. Tersten operasyon…
20 yıldır yargıyla oynadılar. Yeni anayasa dediler. Kaboğlu ve Özbudun’a yeni Anayasa taslağı hazırlattılar. Taslağı Türk Milletinden saklayıp Amerika’ya görücüye gönderdiler.
T.C. Devletini yargıyı kullanarak dönüştürdüler.
AKP ülkeyi dönüştürmeyi bu kadar ustaca yapacak donanıma sahip değildir. Belli ki iktidara gelirken, icazet aldıkları ülke ellerine bir yol haritası vermiş. Kendilerinin açıp, kendilerinin kapattığı Kamu Müsteşarlığına, yabancı eleman almak için yasal düzenleme yapmışlardı. Alınan o elemanlara ne oldu bilmiyoruz ama tahmin ediyoruz. Belli ki arka yüzde, operasyonel işleri başka birileri yürütüyor.
Türkiye’de üretimin, tarımın, hayvancılığın bitirilmesi…
Atatürk’ün “kalelerimiz” dediği fabrikaların yok edilmesi tesadüf değildir.
Yer altı kaynaklarımız vatansız paranın temsilcilerine yağmalatılıyor. Hem de hiçbir bilimsel kurala uyulmadan… Afrika’nın sömürge devletlerde uygulanan vahşi yöntemlerle bütün yer altı ve yerüstü kaynaklarımız yağmalanıyor.
Şimdi de mülkiyet hakkına el attılar. Bu yargı kapışması oyununa bir de bu açıdan bakın.
Yasa oylanırken yandaş muhalefetin yandaş vekilleri de oylamaya katılmadı…
Şimdi de Balıkesir/Edremit’te Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait 14 bin dekar alan içindeki 165 bin zeytin ağacının yaşamı tehlikede. Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait işletmeler kapatıldı. Anlaşılan o ki, yeni bir yağma ve talan öyküsü başlıyor.
Erdoğan bir zamanlar ne demişti?
-Türkiye’yi pazarlıyorum. Bizim için verilecek para önemlidir. Her şeyi pazarlar satarız. Parayı veren düdüğü çalar. (Ancak vatansız paranın temsilcileri böyle bir açıklama yapabilir.)
Halkın fakirleştirilmesi, paranın seçilmiş birtakım isimler üzerinden el değiştirmesi… Orta tabakanın yok edilmesi… Halkı çaresiz bırakıp, elinin-kolunun bağlanmasının nedeni;
Altın vuruşu yaparken halkın direnciyle karşılaşmamak için uygulanan bir proje olmalı değil mi?
Türkiye BOP gereği bölünecek 22 ülkeden biridir. AKP BOP’ne sadıktır. Filistinlileri Türkiye’ye alma kararı projeye sadakati gösterir. İnsancıl duyguları kullanıp, İsrail için alan temizliği yapmak… Tıpkı Suriye’nin Kuzeyini PYD için boşalttıkları gibi…
1889 yılında Fransa Maliye Bakanlığı Müşaviri ve Avrupa Devletlerinin İstanbul’daki Duyun-u Umumiye-Dış Borçlar Hesap Komisyonu Başkanı olan Daniel Ducaste şöyle diyordu:
“-Şimdi Türkler, hızla borçlanmaktadırlar. Ancak 25 yıl sonra Osmanlı toplumunda, borçlanmaya karşı sert muhalif unsurlar çıkacaktır. İşte o zaman, gerek alacaklarımız ve gerekse faizleri tehlikeye düşecektir. Bu nedenle; Türkiye Devletinin maliyesi, ekonomisi, hazinesi ve tüm servetleri üzerindeki bizim hayati çıkarlarımızı koruyacak Türk Yöneticilere ihtiyacımız olacaktır. Ben, bu yerli misyonerlerin; davamıza bizden ve bizim yapacağımız siyasi baskılardan çok daha faydalı olacakları inancındayım. Bunlar; TÜRK Milletine karşı kendi dillerinde ikna yöntemleriyle yaklaşacaklardır. Bu,”YERLİ MİSYONERLERİMİZ”; alacaklarımızın ve hayati menfaatlerimizin, tüm Anadolu ve Ortadoğu topraklarında bir ya da bir kaç yüzyıl, teminatlarımızın en önemli koruyucuları olacaklardır. (Gülsev E. İrhan)”
Günümüzün yerli misyonerleri kim veya kimler acaba(!)?
Osmanlı’da Lazistan, Kürdistan vardı diyen Erdoğan geçmişte şöyle bir açıklama yaptı;
– -Türkiye’de Kürt sorunu vardır. Bunu Türkiyelilik kavramıyla çözmeliyiz. (HDPKK’nın da talebi budur.)
Yani, bölücü ve gerici bir anayasa ile Türkiyelilik kavramı gelecek…
AYM-Yargıtay suni kavgasını sahiplenip taraf tutan, sözde YARGIDAN dem vuranlar, Türk Milletine oynanan oyunu perdeliyor.
Şeriatla yönetilen federe İslam devletini Cumhuriyetin 100. Yılında ilan edebilselerdi, intikam gerçekleşecekti. Yapamadılar. Belli ki bu yıl içinde işi bitirmek istiyorlar.
Çoklu yargı sistemi uygulamasını sisteme sokmak istiyorlar. Her inancın kendi yargı sistemi olan çoklu yargı sistemi… Osmanlı’da bu uygulama vardı. Azınlıkları devlet yargılayamadığı için işledikleri suçlardan ceza almıyorlardı. Çoklu yargı sistemi Lozan’da çok mücadele verilerek kaldırılmıştır.
Dinci yönetime geçildiğinde, kendi soydaşları ve dindaşlarını korumak isteyenler, çoklu yargı sistemini önermiş olmalı…
*** *** ***
Bunlar kendileri gibi Türk Halkının da Atatürk ve Cumhuriyetten nefret ettiğini sanıyordu. 20 Yıldır Atatürk ve kurduğu Cumhuriyet ile kavga ediyorlar. İngiliz ajanlarının adını yurtlara, okullara veriyorlar. Hainleri aklarken, Atatürk ve silah arkadaşlarını, Cumhuriyet rejimini mahkum etmek için operasyon üstüne operasyon yapıyorlar. Yüzlerce trol sosyal medyada yalanlarıyla zehir saçıyor. Diyanet ve operasyon elemanları Atatürk ve kurduğu devleti aşağılamak için her şeyi yapıyor. Sonuç? İnsanlar Atatürk ve Cumhuriyete daha çok sahipleniyor. O zaman ne yapmalı? T.C. devleti ile bir bağı olmayan, Dil, tarih ve ülkü birliği olmayan, istedikleri gibi kullanacakları bir kitleye ihtiyaç var. Suriyeli, Afgan, Pakistanlı, Afrikalılar bu nedenle ülkemize alınıyor. Açık kapı politikasının bir nedeni de budur.
Bir trol paylaşımında; “ Fırsat bu fırsat, çoğunluğu elde etmek için Müslümanları içeri alalım.” Diyordu.
Bütün dertleri, 100 yıl önce yok edemedikleri Türkleri Anadolu’da boğmaktır.
Yeniçağ Gazetesinde çok vahim bir makale yayınlandı. Fatih Ergin;
“Suriye’den gelen TIR’daki Kalaşnikoflar kime gidiyordu?” Baslıklı makalesinde;
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/fatih-ergin-24736y.htm
Ülkemize giren sayısını bilmediğimiz silahlardan bahsediyor.
Bu durum sizlere neyi çağrıştırıyor? Bana, Suriye’de iç savaş çıkmadan önceki süreci hatırlatıyor. Önce sınır mayınları temizlenerek sınırlar açıldı. Sonra Türkiye üzerinden yüzlerce terör örgütü elemanı Suriye’ye girdi. İç savaş başladı.
TEHLİKENİN FARKINDA MISIIZ?
“Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır.”
Mustafa Kemal ATATÜRK
Zahide UÇAR
(13. 11. 2023)

Devamını Oku

BOP’layıp Hoplayan AKP’ye

BOP’layıp Hoplayan AKP’ye
1

BEĞENDİM

ABONE OL

ZAHİDE UÇAR

Kurtla avlanıp, kuzuyla ağlamaya çok alıştınız. 20 Yıldır AKP iki ülkeye çalıştı. Biri Yunanistan, diğeri İsrail.. BOP projesi aslında Büyük İsrail Projesi değil miydi? BOP EŞBAŞKANI kim? Bop Eşbaşkanıyım diye ben mi övündüm? BOP Ortadoğu’da 22 ülkenin bölünme projesi değil mi? ABD Dışişleri Bakanı Condeelezza Rice bu gerçeği açıkca ifade etmedi mi? Sonrasında ülkemizde yaşananlara bir bakalım;

Ülkemizin bütün haberleşme kurumlarının özelleştirilmesi, bankaların yabancı tekellere verilmesi sizce neydi? Karadeniz’de en güçlü donanmaya sahip Türk Ordusuna yapılan operasyonlar sizce neydi? Bir ülkenin savunma gücü niye zayıflatılır? Biraz beyni olan bu soruların cevabını bulur. Anadolu gibi bitki türü açısından en zengin bir coğrafyayı kısır tohumlarla kısırlaştırıp, insanımızı namerde muhtaç hale getirmek neyin hazırlığıdır sizce?

Filistin’i destekleyen Irak, Libya ve Suriye kimin yol vermesiyle paramparça oldu? ABD Başkanı Bush, “Irak’a girmekte tereddüt ediyorduk, Erdoğan bizi cesaretlendirdi” demişti değil mi? Bush, “bu bir Haçlı Seferidir” demesine rağmen, bütün havaalanlarımız ABD’ye açılmadı mı? Tecavüzcü, hırsız Coniler ülkelerine sağ salim dönsün diye dua eden AKP Genel Başkanı değil miydi? Saddam Türkiye’ye; “İran, Türkiye, Irak, birlikte PKK ile savaşıp yok edelim” teklifinde bulundu. Hiç olur mu? O zaman BOP BOZULURDU DEĞİL Mİ?

“ABD’nin Libya’da ne işi var” diyen Erdoğan, herkesten önce Libya’ya savaş gemisi göndermedi mi? Libya’yı İzmir NATO Üssünden kalkan uçaklar bombalamadı mı? Kaddafi’yi en iğrenç şekilde öldüren katil sürülerine Davutoğlu bavulla götürdüğü paraları elden dağıtmadı mı? Kaddafi  linç edildiğinde Davutoğlu ile Hillary Cilinton(başardık anlamına gelen) çak yapmadılar mı? Hatırlayın, o dönem hedef ülkelerde gezdirilen o paralı katiller Libya’dan ülkemize getirilmişti. Dört yıldızlı otellerde ağırlandılar. Tedavileri bedava yapıldı. Şimdi de ABD’ye; “Senin gemilerinin orada ne işi var” diye soruyor. “Libya’da ABD’nin ne işi var dedikten sonra ne olmuştu?

Sonra Suriye…. Sınır komşumuz. Mayın temizleme tuzağıyla bütün yüzer-gezer teröristler Türkiye üzerinden Suriye’ye girdi. Suriye’nin Kuzeyi, BOP gereği boşaltıldı. Onlar Türkiye’ye gelmedi. Gönderildi. Çünkü planlanan Büyük İsrail Devletinin Suriye parçası koparılmalıydı. Irak’ta Yahudi Barzani ile birlikte Barzanistan’ı AKP müteahhitleri imar etti. Türkmenler kıyıma uğradı. O dönem Ovacık Sınır Kapısı açılsaydı, Türkmenlere çok rahat yardım giderdi. Yazıp çizdik ama açtıramadık. Çünkü BOP’ne uygun değildi. AKP sayesinde Büyük İsrail Projesinin 2 parçası oluştu sayılır. Bir de BOP çerçevesinde Diyarbakır bir yıldız olabilir demişti asrın lideri(!)… Sahi, AKP ve seçmenleri Yahudi Barzani ile gurur duyuyordu değil mi? Şimdi utanmadan Filistin’e ağlıyorlar. Kurt ile sürüyü parçala, kuzularla ağla… Riyanın sınırı yok bunlarda…

Iraklı Nur’un, Kaddafi’nin bedduası üzerinizde duruyor. Kaddafi birine  mektubunda; “benden beter olacaksın” diyordu…

2007 Yılında Suriye, KKTC-Suriye arasında feribot seferleri başlatmıştı. Birlik olacakken, Türkiye’nin çıkarı değil, İsrail’in çıkarı öncelendi. BOP için Suriye’yi darmadağın ettiler. On milyondan fazla Suriyeli ülkemize dolduruldu. Hapisten çıkan katil, tecavüzcü… Ne varsa sorgusuz sualsiz içeri alındı. Suriye’nin petrolleri çalındı. Buraya dikkat! Çalınan petrol, bazı gemiciklerle İsrail’e taşındı.

Malatya’nın Kürecik köyüne kurulan Kürecik Radar üssü İsrail’e istihbarat bilgisi gönderiyor mu? Gönderiyor.

ABD Savunma dergisi Defense News, İsrail’in demir kubbe hava sistemiyle Türkiye’de bulunan Kürecik Radar Üssünün entegre halde çalıştığını yazdı.

2010 Yılında Filistin’in itirazına rağmen, AKP İsrail’in OECD’ye alınmasını sağladı.

Bütün bunlar olurken;

Müslüman Kardeşler Örgütünün Türkiye temsilcisi olan AKP’nin yandaşları ne yapıyordu? Alkış tutuyordu. Irak, Suriye, Libya parçalanmasaydı İsrail bu kadar rahat Filistin’i vurabilir miydi? Din tüccarları şimdi utanmadan Filistin diye sokaklara dökülüyor. Ben size boşuna yol eskitmeyin, kolayı var diyorum. Şöyle ki;

1.       İlk önce Reisinize takılan Yahudi cesaret madalyasını iade etmesini isteyin.

2.       İsrail’e bilgi aktaran ve olası bir İran-İsrail çatışmasında Türkiye’yi hedef ülke yapacak, Kürecik Radar Üssünü kapatmasını isteyin.

3.       İsrail Baş Konsolosunu istenmeyen adam ilan etmesini isteyin.

4.       BOP Eş Başkanlığından istifa etmesini isteyin.

Yani, yürüyeceğiniz yer İsrail Konsolosluğu değil, Beştepe’dir.  Beştepe’ye yüzbinlerce imza ile bu taleplerinizi iletebilirsiniz.

  28 Ekim günü, Cumhuriyet ve Cumhuriyeti kuranlardan intikam almak istercesine, kinle yıktıkları Atatürk Hava Limanında Filistin Mitingi yapıldı. Hem de Filistin’de olanlarda payları yokmuşçasına… Bir de savaşa insanlık adına değil, din adına taraf oluyorlar. Sevgili münafıkçığım;

Irak, Suriye, Libya parçalanırken, milyonlar katledilip, kadınlar tecavüze uğrarken sen mi Müslüman değildin, yoksa bu üç ülke halkı mı Müslüman değildi?

***           ***        ***

Bana gelince, ben ne düşünüyorum?

HAMAS’ın İsrail’e saldırısı, İsrail’in karşı saldırısı çok kişi tarafından değerlendirildi. Ben başka yönden ele alacağım.

Biz Yunanistan ve Ege adalarının işgalini yazarken, ülkemizde her kesime yerleşmiş bir Yunan lobisi ile karşılaştık. Filistin-İsrail çatışmasında da bir İsrail Lobisinin olduğunu görüyorum. Bu çatışmayı çok boyutlu görmemizi engelleyecek yorumlar sosyal medyada katlayarak büyüyor. Filistin’in geçmişte yaptığı ihanetler anlatılıyor. Yakın zamanda Filistin temsilcilerinin Türkiye aleyhine yaptığı açıklamalar gündeme geliyor. Değerli okur, iki yanlış bir doğru etmez. Filistin dostumuz değil, bunu biliyoruz da, İsrail dost mu? İsrail’in bayrağında bulunan iki çizginin anlamı nedir? Nil’den Fırat’a vaad edilen toprakları temsil ediyor değil mi? Yani, ülkemizin topraklarının bir kısmını istiyor. BOP nedir? 20 yıldır ülkemizde yaşananlar BOP için yaşanmıyor mu? PKK’ya destek verdiğini ne çabuk unuttunuz?

Kolaycı yaklaşımı bırakın. İsrail, Filistin çatışması, 3. paylaşım savaşının kıvılcımı olabilir. Emekli Pilot Albay Osman BAŞIBÜYÜK komutanın tanımlamasıyla, vatansız para yenidünya düzeni için harekete geçti. Başlamak için en uygun yer Ortadoğu. Ve vatansız paranın ülkemizde bulunan temsilcileri ülkemizi bu savaşın içine özenle sürüklemeye çalışıyor. Davutoğlu’nu da bu doğrultuda değerlendirmek gerekir. BOP’un aparatı şimdi hamasi nutuklar atıyor. Her kim ki bu savaşa girmekten bahseder, bilin ki vatansız paranın Türkiye aparatıdır. Neden mi?

Türk Ordusuna yapılan operasyonları düşünün. Hava kuvvetleri ne durumda? Uçaklar çok eski. Askerlerin hastaneleri bile elinden alındı. İstihbaratı zayıflatıldı.

Ülkemiz iflasa sürüklendi. İlaç ve gıda açısından dışarı bağımlı hale getirildik. Halk bilinçli olarak fakirleştirildi.  Tarım ve hayvancılık bitirildi. Tohumda bile küresel şirketlere bağımlı hale geldik. Bütün kurumlar yok edildi. Üç kuruşa satılan Tank Palet fabrikası ne oldu? Tek bir üretim duydunuz mu? Türkiye vatansız paranın aparatları tarafından BOP için savaşa sürülmek isteniyor. Savaşa giren Türkiye parçalanır. İçimizde sayısını bilmediğimiz Afganlı Amerikan askeri var. Neredeler, nerede eğitim alıyorlar bilmiyoruz. Sen savaşa girdiğin an içeriden harekete geçirilir. Güneyimizden de PYD saldırır. İçimizde 17 milyon ne olduklarını bilmediğimiz yabancı var.

Ülkemizin her tarafında ABD üsleri var. Ayrıca dışarıdan da kuşatmış durumda. Bu kuşatılmışlığı AKP sağladı. AKP ülkemizi zayıf duruma düşürdü. Sizce bir ülke neden zayıf duruma getirilir? Ben size söyleyeyim.

Emperyalist ülkeler bir yıllık plan yapmaz. 100 yıllık plan yapar. ABD yıllardır bölünmüş Türkiye haritaları yayınlıyor. Savaş filmlerinde Türkler düşman gösteriliyor. BOP’un Irak ve Suriye parçasını AKP ile birlikte kotardılar. ABD Güneyimizde PYD’ye ordu kurdu. Eğitti, donattı. Sahi, AKP’de Peşmergeyi  Eğit-donat projesiyle eğitmişti  değil mi?

Türkiye Ortadoğu’da söz sahibi olmasın, Büyük İsrail Devletinin kurulmasını engelleyemesin diye zayıflatıldı. Bu konuda uyarma görevi yapan aydınlar bu yüzden Ergenekon kumpasıyla toplandı, hapsedildi. Kısacası, kolay işgale ve parçalanmaya hazır hale getirildik. Bu nedenle diyorum ki;

Kim savaş tamtamları çalıyorsa, bilerek-bilmeyerek bu işgal projesine hizmet ediyor demektir.

***         ***

Bir not da bademciklere;

Filistin’e savaşmaya gitmek istiyorsunuz ya? Önden buyurun beyler-bayanlar. Yalnız, hazır yola çıkmışken, Yunanistan’ın işgal ettiği 20 adamızı da alıverin olur mu? Sakın partinize güvenmeyin. Zaten adaları partiniz hibe etti. Hibe ederek anayasanın değiştirilemez denen 3. Maddesini ihlal etti. Fiilen değiştirdi. Müebbet hapis suçu işledi. Partinize sakın güvenerek gitmeyin. Mavi Marmara trajedisini hatırlayın. Bir de partinizin deprem bölgesine, kendi ülkemizde 4 gün gidemediğini, insanların donarak, bağıra bağıra öldüğünü de unutmayın. Bizlere hiç güvenmeyin. Ne feda edilecek çocuklarımız, ne de kurban edilecek vatanımız yok bizim!

 

Zahide UÇAR (28 Ekim 2023)

Devamını Oku

İŞGAL Mİ?

İŞGAL Mİ?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ZAHİDE UÇAR

T.C. Devletinin maddi ve manevi varlıkları o kadar acımasız bir biçimde yağmalandı ki, Anadolu, Haçlı akınları ve Moğol istilasında bile bu kadar canice yağma yapılmamıştır.

Tarımı bitir, hayvancılığı bitir. Bütün fabrikaları yok fiyatına sat. Yani yağmala. Orduyu “takma kol-bacak-kafa” gibi parçala. Hastanelerini ve okullarını kapat. Ordunun fabrikalarını sat.

Ülkeyi borca batır. Bir avuç insan Ortaçağ kafasıyla saltanat yaşarken, orta sınıfı yok ederek köle düzeni yarat. Lise seviyesinde üniversiteler açıp, gerici-cahil, dil bilmeyen, kültür seviyesi yerlerde sürünen yobazları hoca diye ata. Eğitimi çökert.

Erkler ayrılığını bitir. Padişah yetkileri ile kadılar sınıfı yarat.
Diyanet İşleri Başkanını “sarayın fetvacı başı” yap.

Türk Milletinin adına, tarihine, bayramlarına savaş aç. Hafızayı sıfırlamak için bütün milli simgeleri yok et.

Göç idaresinin ağzından kaçırdığı 17 milyon sığınmacı yaratıp, milletin ekmeğine ortak et. Asla işyeri açmasına izin verilmemesi gerekirken Suriyeli geçici sığınmacılara vergisiz iş yeri izni ver. Yerli esnafı haksız rekabetle bitir.

Vergiyi tıpkı dedeleri gibi Türk halkından al. Kendi yandaşlarını vergi affı, vergide bağış gibi şeytani buluşlarla destekle.

Ekmeğini çaldığınız gariban ailelerin çocuklarını tıpkı dedeleriniz gibi askere gönderin. Ölen ölsün, kalan hizmetinize devam etsin. Kendi çocuklarınız paralı askerlikle askerlikten yırtsın. Hatta sahte çürük raporu alıp dolarına dolar katsın.

Çocuklarımıza tecavüz edenler korunsun. Kadın cinayetleri sıradanlaşsın.

Babanızın malı gibi Ege’yi Yunanistan’a peşkeş çekin.

Bütün bu ihanet belgelerini millet öğrenmesin diye, milletin parasıyla Mütareke Basını yarat. Ciğeri beş para etmez kalem fahişelerine, Ali Kemal varislerine büyük imkanlar sağla. Sonradan görme, hadsiz cahilleri bilirkişi yapıp kanal kanal gezdir. Milletin beynine tecavüz et. Kanalizasyonlarını kullanarak ahlakı çökert. Milletin beynine beton dök.

Yol-köprü yaptık deyip, 10 liralık işi 100 liraya İHALE ET. Üstelik yolcu garantili, dolar ödemeli ihalelerle torunlarımızı bile haraca bağla.

Hasta garantili hastaneler yap. Hastalığı önleyici tedaviyi yok edip, hastayı sürekli müşteri haline getir.

Ülkenin derelerini HES diye kurut. Ormanlarını, zeytin ağaçlarını kes.
Bütün bu saydıklarımı ancak DÜŞMAN YAPAR.

Ergenekon ve türevi kumpaslarda DÜŞMAN HUKUKU işletildi. AKP Genel Başkanı kumpasın SAVCISI OLDU.

T.C. Devletine, değerlerine, ulus devlete kim sahip çıkarsa DÜŞMAN HUKUKUYLA zindanlara tıkıldı.

Irak işgal altında iken çıkartamadıkları maden yasasını çıkartıp, bütün yer altı ve yer üstü zenginliklerini;
Ülkeyi Ortaçağ yöntemleriyle, en vahşi biçimde KÜRESEL ŞİRKETLERE yağmalat.

Şimdi cehenneme çevirdiğiniz cennet ülkemde bir ateş daha yaktınız:
AKBELEN ORMANI YOK EDİLİYOR. Beyaz adam Afrikayı nasıl yağmaladı ise, Türkiye aynen öyle, VAHŞİ YÖNTEMLERLE yağmalanıp YOK EDİLİYOR.

Dört mevsimi olan, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeyi cehenneme çevirmek için DÜŞMAN OLMAK GEREKİR.

Türk Milletini, sınırlarımızı korumakla görevli asker, “Beyaz Adamın” temsilcilerini, yani yağmacıları, İŞGALCİLERİ koruyor. Kimden?
Büyük depremde kışlasından çıkartılmayan asker..?
Hakları, hayatları gasp edilen köylüden… Yaşı 93 olmuş nineden…

Bu zulümden beyinlerimize çakılan iki resim var;
1. Beli bükülmüş, iki ayağım çukurda demeyip, toprağını yağmacıdan kurtarmak için koşan NİNEMİZ.
2. Yüreğimize ok gibi saplanan, 82 yaşındaki ninemizin, evladına sarılırcasına sarıldığı ağaç ve ninemize sarılan genç kızımız resmi.

Unutmayın bu resimleri. Ağaca sarılıp ağlayan köylülerimizi…
Ne acı değil mi?

ZULMÜN VÜCUT BULMUŞ RESMİ… Unutmamak için bu resimleri çerçeveletip asın evinizin bir yerine.

Benim beynim zonkluyor. Kurtuluş Savaşında işgalci Yunan askerlerinin yakıp-yıktıkları köyler, şehirler geliyor aklıma.
Ve tabii ki Yunanla-İngilizlerle iş tutan dedeler geçit yapıyor önümde. Yunan tecavüz edip, yakıp-yıkarken, Kuvvayı Milliye ve Mustafa Kemal’e demediğini bırakmayan din adamları geçit yapıyor önümde. Tarih bu kadar mı hızlı tekrar eder?

Kendi evlatlarımız olan askerimizi kendi vatandaşı üzerine saldınız. Anladık. O yaştaki insanlara, (silah yok, şiddet yok); gaz ve su sıktırmaya hiç mi utanmadınız? UTANMADINIZ TABİİ. Çünkü Allah utandırmasın tekerlemesi söyleye söyleye gerçekten utanmanız kalmadı. Ya da zaten yoktu. Mutlu olun(!)..

Türk Milleti, diyeceğim odur ki;
Akbelen Ormanını savunan köylü aslında VATAN SAVUNMASI YAPIYOR. Milletçe destek vermezsek, SOMALİ benzeri bir ülke olacağız. Sadece tarlalar, ormanlar yağmalanmıyor. Köyler yok ediliyor.
Köyler yok olduğunda ise AÇIZ. AÇ olan bir ülke zahmetsizce ele geçer.

Sadece GERÇEK AKILLA DÜŞÜNÜN;
Her yönüyle İŞGALE HAZIR HALE GETİRİLDİK.

Lozan Antlaşması niye bu kadar kötüleniyor sanıyorsunuz? Lozan Antlaşmasını yırttıkları gün SERV GELECEKTİR. Aç oku, ne var Serv Anlaşmasında? Ülke diye bir şey kalmış mı bir bak?

Gözüne far tutulan tavşan gibi olduğumuz yerde kalırsak, beyaz adamın içerideki temsilcileri derimizi yüzüp kürk, kalandan da tavşan dolması yapacak. BU SONU MU BEKLİYORUZ?

Yaşatılanlar, yaşadıklarımız İŞGAL DEN FARKSIZDIR. Artık bu gerçekten kaçmak yerine lütfen İDRAK EDELİM!

Ve bu yağma düzeninin aparatı olan şirketlerin otellerini protesto edelim.
AKBELEN VATANDIR! Vatana sahip çıkalım!

Bir not da sanatçıyım DİYE GEZENLERE düşelim;
Bizim neslin sanatçılarının çoğu vatanı için duyarlıydı. O nedenle Tarık Akan, Levent Kırca gibi sanatçılarımız ölene kadar vatanları için mücadele etti. Sizler, bu ülkede kazanan sizler neden Akbelen ve benzeri kıyım yapılan yerlerde yoksunuz? (Olanları tenzih ederim). Siz acıkmaz mısınız? Size bu ülke lazım değil mi? Onca ağaç katliamı yapılırken hiç mi yüreğiniz sızlamıyor?

Sızlamadığını gördüklerimizin, Türk Milleti olarak şarkılarını dinlemeyin! Filmlerini izlemeyin! , gösterilerine gitmeyin! Hiçbir şey yapamıyorsanız, bari bunu yapın!

Şimdi de Hatay’da ki bir milyon zeytin ağacı TOKİ EVLERİ YAPMAK İÇİN kesilmeyle karşı karşıya.
İnsanın ilk ihtiyacı doymaktır. Türk Milletini aç bırakmak için özel gayret sarf ediliyor desek yalan söylemiş olmayız.

Devamını Oku

TARİKAT NEDİR, NEDEN İHTİYAÇ DUYULUR?

TARİKAT NEDİR, NEDEN İHTİYAÇ DUYULUR?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ZAHİDE UÇAR

Menzil şeyhi öldü. Devleti yönetenler taziye için sıraya girdi. Tarikatları kapatan yasa hala yerli yerinde duruyor. Bu durumda ülkeyi yöneten kadro ve bürokratlar yasayı çiğnemeye devam ediyor. Naylon muhalefet her zamanki gibi sessiz kalıyor.

Tarikatlar hakkında çok yazan var. Hemen hepsi, hastalığı teşhis etmeden reçete yazan tüccar doktor gibiler. Anadolu il ve kasabalarında yaşamamışsanız, konuya tam hakim olamazsınız. Sahi, tarikatlara bu kadar insan neden gidiyor, hiç düşündünüz mü? Sosyologlar, Psikologlar bu konuda bir araştırma yaptı mı? Ben böyle bir çalışma bilmiyorum.

Gidenlere sadece cahil teşhisi koymak kolaycılıktır. Madem yazan yok, GENE İŞ BAŞA DÜŞTÜ.

Şeyhlere giden veya götürülenlerin çoğu travmalı insanlardır. Ya çok büyük bir günah işlediğini düşünür, ya çare bulunamayan bir hastalığı vardır, ya da iflas etmiştir, gibi… Köşeye sıkışan bu insanlara bir tarikatın müridi, şeyhine gidip bir de ondan görüş almanın iyi olacağını söyler. Zaten sıfırı tüketmiş olan kişi; “gidelim bakalım, kaybedecek neyim var” diye düşünüp teklifi kabul eder. Ondan sonrası çorap söküğü gibi gelir. Şeyh geleni yargılamaz. En ağır imtihanları Allah sevdiği kuluna yükler der. Daha afilli yorum ise;

“Gam o değil ki, gide dünya, gele din

Gam o ki, gide din, gele dünya”

Yani, dünya varlıklarının gitmesi dert değil, din giderse dert diyor.

Gelen bir de tövbe aldıysa, geçmiş bütün günahları af olur. Tıpkı papaza, rahibe günah çıkartmak gibi… Psikolojik rahatlamayı bir düşünün artık. İmamlar günah çıkartamadığı için işe yaramazlar.

Böylece şeyh köşeye sıkışan travmalı kişiye bir kapı açıyor. Kişi için ondan sonrası, milattan önce, milattan sonrası kadar büyük bir değişim olacaktır. Kişi bir anda kendini başka bir dünyada bulur. Çok özel biri olduğu için, Tanrı’nın kendisine bir dert vererek kendine davet ettiğine inanır artık. Nefis terbiyesi alıp, cenneti kazanacağı bir mana okuluna gelmiştir. Şeyh bu okulun kutsal bir öğretmenidir. Ölü gibi şeyhine teslim olursa hızlı yol alacaktır. Üç kademeden bahsedilir. Önce şeyhinde yok olacaktır. Fenafişşeyh makamı. Sonra peygamberde yok olacaktır. Fenafirresul makamı. Sonra Tanrı’da yok olacaktır. Fenafillah makamı. Şeyhinde yok olursan zaten bu üç makama da çıkmış olursun. Çünkü şeyh zaten Fenafillah makamındadır. Fenafillah makamı demek, şeyhten konuşan artık Allah’tır. Bütün müritler buna inanır. Buna inanınca Şeyhin söylediğinin sorgulanması diye bir durum söz konusu bile değildir.

TARİKATLER GERÇEK MANADA ZOR KAPATILIR

Neden bu başlığı koydum? Çünkü ülkemizde devleti yönetenlerin uygulamaları buna izin vermez. Ülkemizde fakir-zengin ayrımı çok keskindir. GELİR ADALETSİZLİĞİ ADETA UÇURUM HALİNE GELDİ. Bazılarının telaffuz ettiği para miktarlarını sadece fakir değil, küçük esnaf, memur, işçi, emekli, zanaatkar rüyasında bile göremez. Sınıflara göre mahalleler, oturum alanları oluşmuştur. Dolayısıyla kimsenin kimseden haberi yok. Aile bağları zayıflamış, bu durumda insanlar çok yalnız kalmıştır. Bir tarikata girdiğinizde ne olur biliyor musunuz? Koskoca bir aileniz olur. Tarikatlarda toplumda ne varsa hepsi vardır. Doktor, mühendis, öğretmen, tüccar, esnaf, sanatçı, asker, avukat, eczacı,  işçi, hamal… Tarikata girdiğiniz an şeyh size; “gerçek kardeşlik budur, birbirinizden ayrılmayın. Sürüden ayrılanı kurt kapar” der. Artık aileleri ile bile bağları kopar. Eski arkadaş ve dostlar terk edilir. Çünkü onlar zahirdir. Sizi gaflete düşürür…

Şeyh birçok ile vekil atar. O vekiller müritleri toplayıp tarikat sohbeti yapar. Her şeyh imtihan saydığı için günah-sevap kavramından pek bahsedilmez. Mürit alacağı buzdolabının markasını bile şeyhine sorar. İyi çıkarsa şeyhin lütfu, kötü çıkarsa imtihanıdır. Başına gelen her şeyi efendisi yapmıştır. Çünkü nefsini terbiye etmek için gereklidir. Tekkelerde şeyhin dışında kimsenin makamı yoktur. Nefis terbiyesi için doktor, bir kurumun müdürü, iş adamı, eczacı diğer müritlere çay dağıtır. Yeri gelir sofra kaldırır, temizlik yapar. Bu durumu da mürit avlamak için övünerek anlatırlar. Siz, ezilen, gariban insanlar için bu ne demektir anlayabiliyor musunuz?

Bu konu hiçbir psikolog ve sosyoloğun ilgisini neden çekmez?

Bir yerde bir işi olsa şeyhine söyler. Oralarda şeyhin bir müridi mutlaka vardır. O müridin adı verilir. Selam söylenir. Onu bul denir. Bu bir doktor adı, bir müdür adı, öğretmen adı, işveren adı olur. Mürit efendisinin selamıyla gider. Selamı alan mürit efendim yolladı diyerek gidenin her işini bizzat kendisi yapar. Artık yalnızlık bitmiştir. Müritler kardeş olduğu için, evleri birbirine açıktır. Canı sıkılan gece yarısı başka bir müridin kapısını çalar. Bunun adı muhabbet, Allah aşkıdır. Uzak bir ilde işi çıkan mürit, hiç tanımadığı bir müridin kapısını çalabilir. O mürit de geleni; “efendimin misafiri” diye baş tacı eder. Nasıl, ne yapacağım telaşı bitmiştir. Efendi her derde bir çare bulmaktadır. Küçük bir devlet haline gelen tarikatlar her işi kendi içinde çözer. Tekkelerde yemek çıkar. Zengin olanlar taşır. Köylüler yetiştirdiğinden götürür.  Her biri neye gücü yetiyorsa onu yapar. Darda olanın sıkıntısı giderilir. Eksiği tamamlanır. Çünkü neleri varsa zaten efendilerinin verdiğine inanırlar.

“Cümle işler Halık’ın, kul eliyle işlenir” diye anlatıldığı için, ortada suç ve suçlu kalmaz(!)..

“Her şerrin altında bir hayır vardır” dendiği için, toplumun şer gördüğünde onlar bir hikmet arar.

Çocukların hangi mesleği seçeceğine, kiminle evleneceğine şeyh veya vekil karar verir. Hatta doğan çocukların adını bile şeyh verir. Yani, her şeye tek kişi karar verir. Diğerleri var gibi görünse de aslında YOKTUR. Beyinleri olmayan, şeyh tarafından yönetilen kukla ordusu…

Tarikatlar ALAMUT KALESİNİN başka bir örneğidir. Müritler de birer haşhaşin… Sürekli aynı sohbetlerİ dinleyerek, müritlerin dışındaki insanlardan mümkün olduğunca uzak kalarak efsunlanırlar. Buna da manevi sarhoşluk denir. Efendileri aşk şarabı sunan bir sakidir. Hepsi Tanrı’nın özel ve seçilmiş kullarıdır. Tarikat dışında kalan herkese acırlar.

Türkiye gibi asosyal, vatandaşlarının psikologa gitmeyi delilik saydığı, psikoloğa gitmek istese de artık birçoğunun madden gitme imkanı olmadığı bir devlette, böyle bir yapıyı kapatarak kırabileceğini düşünmek, kavak ağacında balık yetişir demek kadar ahmakçadır.

Bir arkadaşımın Almanya’da emekli olmuş ve birçok hastalığı olan halası Türkiye’ye gelmişti. Kadın hastalandı. Bizim sağlık kurumlarında rezil olup geri döndü. Almanya’da boynuna asılan bir aletle sağlık durumu uzaktan kontrol edilip en ufak sıkıntıda sağlık ekibi evine gelip müdahale ettiği için kadıncağız yalnız olmasına rağmen Almanya’da kalmak zorunda kaldı. İnsanlar kendini güvende hissederse, karanlık yapılardan medet ummaz.

Bizimki gibi, kimsenin kendini güvende hissetmediği bir ülkede, şu anlattığım tarikat yapısı sadece yasaklayarak çö-zü-le-mez. Yer altına inerler. Evlerde toplanırlar. Kimsenin misafirine müdahale edemezsin.

Artık şunu kabul edelim;

Türk insanı kültüründen kopmuş, sosyal doku hastalanmış, insani değerlerini büyük ölçüde yitirmiş, insan yığını haline gelmiştir. Türk toplumu amaçsız ve mutsuzdur. Amacı olmayan bir toplum vatandaş olma niteliğini zaten yitirmiştir. Kolay avdır.

Sizlere din söylemli tarikatların işleyişini biraz anlattım. Asosyal bir devlet tarikat gibi yapılar için insan kaynağı yaratır. Çaresiz bırakılan, ezilen, öteki olan insanlar tutunacak bir dal aradığında bu tarikatlar “bize gelin” der. Hastalığı yaratan nedenler ortadan kaldırılmadan, hastalık tedavi edilemez. Koskoca bir bataklık var, önce o bataklık kurutulmalıdır.

Peki siz, modern görünümlü, tarikatlara burun kıvıran birçok insanın sosyete tarikatlarını biliyor musunuz? Mu tarikatına katılmış bakan gördü bu ülke.Bir ara Amerikan mistiklerini okuyarak, “ ben Allah’ım” diye dolaşan, Hintli Budist kadına secde ederek ayağını öpenleri biliyor musunuz?…. Namaz, oruç, şeriat kısmını geçin, öğretileri din bazlı tarikatlarla aynıdır. Nirvanaya ulaşmakla, fenafişşeyh olmak aynı anlamı taşır. Türkiye’de AKAŞA yayınlarından çıkan bu kitaplara bir göz atın. İyi, kötü yoktur. Her şey olandır der. Bütün bu öğretiler kişileri vatansızlaştırır. Kimliksizleştirir. Bu noktada;

“Türkiye’de 72 tarikatı ben kurdum” diyen hahambaşı(kaynak:Dr. Ramazan Kurdoğlu’nun araştırma notu), tarikat şeyhleri vasıtasıyla mankurt ordusu yetiştirmiş olmuyor mu? İyi incelenirse, tarikat öğretilerinin içinde Musevilerin karanlık öğretisi olan Kabala’dan alıntılar bulursunuz. İngilizler Osmanlı topraklarına 500 ajan yetiştirip şeyh, şıh, dede kılığında tekkeler kurdurup, vatansız, tembel, asalak mankurt ordusu yaratmıştır. Bu ajanlar Osmanlı’nın yıkılışında büyük rol oynamıştır. Türkiye Cumhuriyeti aynı tehlike ile burun burunadır. İç Anadolu illerinde ezici çoğunluk tarikatların eline geçmiştir. Yabancı istihbaratlarla irtibatlı şeyhlerin tek sözü ile beynini kullanmayı terk eden mürit ülkesini bile yakar. Çünkü şeyhinden konuşanın Allah olduğuna iman etmiştir.

Yıl 1919=yıl 2023. Bu resim artık nettir.

Watsap gruplarında, sosyal ağlarda birbirimize kendi reklamımızı yaparak, konforumuzu bozmadan vatanseverlik taslayarak sadece kendimizi tatmin ederiz ama gerçekleri değiştiremeyiz. Hızlanan rehber imamlık rejimine geçişi durduramayız. Torunlarımız “bu vatanı nasıl kaybettiniz, bizlere ve ülkeye nasıl ihanet ettiniz?” diye sorduklarında da;

“Vallahi sosyal medya gruplarında çok savaştık, oralardaki savaşımıza karşılık kahramanlık madalyası beklerken, baktık ki ülke gitmiş, fark edemedik” deriz gari…

Devamını Oku