31 Mayıs 2026 Pazar
Vertiv, Acciona’nın Madrid Veri Merkezinde Soğutma Enerjisi Tüketimini Yüzde 70 Azalttı
KOZAN'IN KURTULUŞU VE MİLLİ RUH
Sevgi, takvimde işaretli günlere sığdırılacak bir duygu değildir
Çok Sert Ergenlik İsyanı mı Ya da Kontrol Edilebilen Dengeli Bir Ergen mi?
GENÇLİK GELECEĞİN TOHUMUDUR
İRAN SAVAŞI DÜNYA İÇİN BİR FIRSATA DÖNER Mİ?
TÜRKEŞ MANGA
KozanBilgi.Net İmtiyaz Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni
Türkiye’de ekonomi artık sadece rakamlarla değil, sofradaki eksiklerle, okul kantinindeki sessizlikle, pazardaki çaresizlikle ölçülüyor. 2026 bütçesinde saray harcamalarının artırılması planlanırken, halkın sırtına yüklenen vergiler, geçim sıkıntısını dayanılmaz hale getiriyor. Bu tablo, “Türkiye iflas mı ediyor?” sorusunu sadece ekonomik değil, vicdani bir meseleye dönüştürüyor.
Her gün yeni lüks araçlar, her hafta farklı bir uçakla seyahat… Saray filosu genişlerken, halkın mutfağında daralma var. Et artık birçok hanede bayramlık bir gıda. Emekli maaşıyla ay sonunu getirmek değil, haftalık alışverişi tamamlamak bile zor. Bir araba alan vatandaş, bir araba da devlete alıyor. Bir telefon alan, bir telefonda devlete ödüyor. Vergi yükü, halkın omuzlarında bir dağ gibi büyüyor.
Türkiye’nin dört bir yanında, özellikle kırsal bölgelerde, çocuklar okula aç gidiyor. Kantin fiyatları cep yakıyor, birçok okulda ücretsiz yemek uygulaması yok. Karnı aç çocuk derste ne öğrenebilir? Bu sorunun cevabı, sadece eğitim politikalarında değil, vicdanlarda aranmalı. Devletin 2026 bütçesinde saray harcamaları artarken, okul yemeklerine ayrılan kaynak yetersiz kalıyor. Bu çelişki, sosyal adaletin en temel ilkelerine aykırı.
Gaziköy’den Kozan’a, Adana’dan İstanbul’a kadar her köyde, kasabada ve şehirde ortak bir şikâyet var: Hayat pahalı, geçim zor. Pazarda domatesin fiyatı, markette bir litrelik yağın etiketi, artık sadece tüketim kalemleri değil, sabrın sınır taşları. Esnaf sattığı üründen çok vergiyle uğraşıyor. Market alışverişi artık bir “lüks tüketim” haline geldi.
2024–2026 Orta Vadeli Program’a göre, kamu maliyesi politikaları “gelirlerin artırılması” hedefiyle şekillendiriliyor. Bu da yeni vergiler, zamlar ve kesintiler demek. Devletin gelir artırma stratejisi, halkın alım gücünü daha da zayıflatıyor. Bu tablo, “Türkiye iflas mı ediyor?” sorusunu sadece ekonomik değil, sosyal bir bağlamda da gündeme taşıyor.
Bugün Türkiye’de yaşanan ekonomik sıkıntılar, sadece rakamlarla değil, vicdanla da ölçülmeli. Saray filosuna eklenen her yeni araç, halkın sofrasından eksilen bir lokma gibi algılanıyor. Bu algı, sadece muhalefetin değil, artık iktidara yakın kesimlerin de sorguladığı bir gerçek haline geldi.
Halk artık sadece geçim derdinde değil, güven arayışında. İktidara olan inanç, her geçen gün biraz daha eriyor. “Kemer sıkın” diyenlerin kendileri lüks içinde yaşarken, halk bu çelişkiye daha fazla tahammül edemiyor. Sokakta, kahvede, pazarda konuşulan ortak cümle şu: “Artık sandık gelsin.” İnsanlar bir an önce seçim istiyor, çünkü bu düzenin değişmesi gerektiğine inanıyor. Bu sadece bir siyasi talep değil, bir hayatta kalma refleksi.