ŞÜKRÜ IŞIK

ŞÜKRÜ IŞIK

16 Haziran 2026 Salı

Kerbela’nın Sönmeyen Ateşi ve Muharrem Matemi: İslam’ın Katledilen Hakikati

Kerbela’nın Sönmeyen Ateşi ve Muharrem Matemi: İslam’ın Katledilen Hakikati
1

BEĞENDİM

ABONE OL

ŞÜKRÜ IŞIK
İnşaat Mühendisi

Kerbela’nın Sönmeyen Ateşi ve Muharrem Matemi: İslam’ın Katledilen Hakikati

Bugün 16 Haziran 2026. Alevi canlar için yılın en hüzünlü, en vakur ve en kutsal zaman diliminin; Muharrem orucunun ilk günü. Önümüzdeki 12 gün boyunca ocaklar hırsla değil, hüzünle yanacak; sofralar lüks için değil, bir lokma rızıkla nefsi terbiye etmek ve ortak bir acıyı bölüşmek için kurulacak.

Muharrem, sadece bir takvim yaprağı ya da sıradan bir ibadet dönemi değildir. Muharrem; adaletin, zulme karşı dik duruşun ve insanlık onurunun kanla yazılmış tarihidir.

Kerbela: Çölde Solan Peygamber Çiçekleri
Bundan asırlar önce, miladi 680 yılının 10 Ekim günü Kerbela çölünde, insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri açıldı. İslam peygamberi Hz. Muhammed’in “Benim dünyadaki reyhanımdır” dediği, sırtında taşıyıp sevdiği torunu Hz. Hüseyin ve yanındaki 72 can, Emevi halifesi Yezid’in ordusu tarafından günlerce susuz bırakılarak vahşice katledildi.

Henüz tebliğinin üzerinden 70 yıl bile geçmemiş genç bir dinin mensupları, o dinin peygamberinin soyunu kurutmak istercesine saldırdılar. Bu yüzden denilebilir ki:

Kerbela’da katledilen yalnızca Hz. Hüseyin’in ve yol arkadaşlarının bedenleri değildi. Orada, Hz. Muhammed’in getirdiği adaletin, merhametin ve İslam’ın ta kendisiydi. Kerbela çöllerinde o gün İslam, tam 73 kez katledildi.

O günden beri İslam, Kerbela çölüne Hz. Hüseyin’le birlikte gömülen mazlum ve mahzun bir dindir. Hz. Hüseyin ise bedenen ölse de, zalime boyun eğmeyen duruşuyla “Yaşayan İslam’ın” ve ölümsüz adaletin simgesi haline gelmiştir.

12 Günlük Susuzluk, Asırlık Yas
Alevi inancında Muharrem orucu, bu büyük acının kalplerde taşınma biçimidir. 16-27 Haziran tarihleri arasında canlar, Kerbela’da susuz bırakılan masumların acısını hissetmek adına su içmezler. Matem duruşu gereği dünyevi eğlencelerden uzak durulur, can incitilmez, et yenmez ve Hz. Hüseyin’in başının kesilmesine hürmeten bıçak kullanılmaz. 25 Haziran ise İmam Hüseyin’in şahadet şerbetini içtiği, acının doruğa ulaştığı o kara gündür.

Ancak Alevi felsefesi acıda boğulmayı değil, o acıdan bir dostluk ve birlik bilinci çıkarmayı öğütler. İşte bu yüzden, 12 günlük matemin ardından 28 Haziran’da Aşure Lokması kaynatılır.

Zulüm fırtınasından sağ kurtulan İmam Zeynel Abidin için pişirilen bu şükür çorbası; farklılıkların, renklerin ve tatların tek bir kazanda nasıl bir araya gelip güzelleştiğinin kanıtıdır. Aşure, birliğin ve kardeşliğin nişanesidir.

Duruşunuz Hüseyni Olsun
Bugün Muharrem’in ilk günü vesilesiyle, Kerbela’da hak, adalet ve onur uğruna can veren Hz. Hüseyin’i ve 72 şühedayı rahmetle, minnetle ve derin bir saygıyla anıyorum.

Tarih Yezidleri lanetle, Hüseyinleri ise büyük bir aşkla anmaya devam ediyor. Ne mutlu zulme sessiz kalmayıp, safını her daim mazlumdan yana seçenlere…

Tutulan Muharrem oruçları, çekilen yas-ı matemler Hak katında kabul ve makbul olsun. Canların birliği, dirliği daim olsun.

Devamını Oku

Kılıçdaroğlu

Kılıçdaroğlu
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ŞÜKRÜ IŞIK
İnşaat Mühendisi

Kılıçdaroğlu

Mutlak butlan kararı ile CHP genel başkanlığı koltuğuna oturan, seçilmiş genel başkan koltuğuna atanmış genel başkan olarak oturan Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı bu hukuki hamle; parti içinde, kamuoyunda ve Alevi toplumu genelinde “seçimle gelen yönetime yargı yoluyla darbe vurmak” ve “koltuk hırsı” olarak yorumlanmıştır.

Gelişmeler üzerine basına ve medyaya yansıyan açıklamalarda, bazı Alevi dedeleri Kılıçdaroğlu’nun “toplumsal barışı bozduğu, hırsına yenik düştüğü ve yol erkânına zarar verdiğini” belirterek kendisini “düşkün” ilan ettiklerini açıkladılar. Ayrıca Özgür Özel’in mitinglerinde de tabandan benzer düşkünlük tepkileri yükseldi.

Alevi Camiasında “Düşkünlük” Ne Demektir?

Alevi inancında ve toplum düzeninde en ağır cezalardan biri olan düşkünlük sistemi şu temel yaptırımları içerir:

  • Toplumsal Dışlanma: Düşkün ilan edilen kişi, işlediği suçun ağırlığına göre toplumdan geçici veya ömür boyu dışlanır.

  • Cemden Mahrumiyet: Bu kişi cem ibadetine katılamaz, rızalık lokması yiyemez; toplumla olan manevi bağları tamamen kesilir.

  • Selamın Kesilmesi: Toplum üyeleri, yol erkânına bağlılıkları gereği bu kişiyle alışveriş yapmaz, konuşmaz ve ona selam dahi vermez.

Kılıçdaroğlu Süreci Neden Bu Noktaya Getirdi?

Alevi camiası için bu denli ağır bir manevi yaptırımı göze alan Kılıçdaroğlu’nun, işi neden bu noktaya getirdiği sorusu akılları kurcalamaktadır.

Geçen seçim döneminde Altılı Masa’yı kuran, farklı kimlik ve düşüncedeki muhalefet partilerini bir araya getirme başarısı göstermiş gibi bir hava oluşturan Kılıçdaroğlu; oy oranı toplamda %1 bile etmeyen 4 partiye 39 milletvekili vererek arkasına aldı. Bir anlamda kendi adaylığını genel merkez hamleleriyle dayatmış ve tabanda karşılığı olmadığı için seçimin kaybedilmesine yol açmıştı.

Normal şartlarda istifa etmesi gerekirken koltukta direnen ancak kurultayda delegenin iradesiyle açık ara kaybeden Kılıçdaroğlu, sonradan üretilen bir “mutlak butlan” davasıyla geri döndü. Tam da ülkede kaos hakimken, iç ve dış politikada kazanlar kaynarken mahkeme kararıyla genel başkanlığa atanan Kılıçdaroğlu bunu neden yaptı? Bu hamle sadece kişisel bir hırsın ürünü mü, yoksa bazı iddialarda olduğu gibi “görevli” olmanın bir sonucu mu?

Büyük Resim: Bölgesel Tehditler ve İç Tasfiye

Ülkemiz şu anda adeta bir uçurumun kenarında duruyor. Orta Doğu’da kazan kaynamaya devam ediyor; Irak, Lübnan, Ürdün ve Suriye’nin ardından İran da sıcak savaşın içerisine çekildi. Bölgemizde şimdilik sıcak çatışmaya girmeyen neredeyse tek ülke Türkiye kaldı.

Türkiye’yi doğrudan bir savaşa sokma riskini hiçbir dış güç kolay kolay alamaz. Bu nedenle ya içeride toplumsal bir çatışma körüklenecek ya da eyalet sistemi ve çok uluslu devlet modelleriyle ülke içeriden parçalanacak. Şu anki gidişat ve beliren tehlike ne yazık ki bu yöndedir.

Siyasi tabloya bakıldığında;

  • İslamcı kesim iktidarda ve Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) çizgisine müzahir bir görüntü veriyor.

  • DEM Parti zaten eyalet sistemi ve çok uluslu devlet modeli için her fırsatı değerlendiriyor.

  • Devlet Bahçeli, kritik süreçlerde sistemin önünü açmak için gereken siyasi hamleleri her zaman yapan bir lider pozisyonunda.

Geriye direnç odağı olarak sadece ulusalcı, Atatürkçü ve sosyal demokrat kesim kalıyor. Bu denklemde Kılıçdaroğlu’nun asıl misyonunun, bu muhalif kesimi paramparça etmek olduğu yorumu ağırlık kazanmaktadır.

Anayasa’nın ilk 4 maddesi ve 66. madde gibi devletin kuruluş felsefesini oluşturan olmazsa olmaz yasaları değiştirme eylemleri sırasında oluşabilecek toplumsal reflekslerin önünü kesmek adına adeta bir konsolidasyon planı devrededir:

  • İslamcı kesimi Erdoğan,

  • Milliyetçi kesimi Bahçeli,

  • Kürtçü kesimi zaten dünden razı olan kendi aktörleri,

  • Atatürkçü sosyal demokratları ise Kılıçdaroğlu konsolide edip pasifize ederse…

Sanki tüm siyasi hesaplar bu tehlikeli plan üzerine kurulmuş gibi görünmektedir.

Muhalefetin Dağılması ve Çözüm Arayışı

MHP’ye alternatif olarak sahneye çıkan İYİ Parti, Zafer Partisi ve diğer küçük partiler, tüm çabalara rağmen MHP’nin kemikleşmiş yapısı karşısında tam anlamıyla istedikleri başarıyı yakalayamadılar. Bu aşamada, Kılıçdaroğlu nedeniyle CHP’den koparak yeni partiler kurmaya çalışacak yapıların ne derece başarılı olabileceği büyük bir soru işaretidir.

Kısacası, ülke olarak işimiz oldukça zor. Yaşanan “mutlak butlan” olayı, artık basit bir CHP içi parti meselesi olmaktan çıkmış, doğrudan bir memleket meselesi haline gelmiştir.

Bu nedenle, mevcut politikalara veya isimlere kişisel olarak sempati duyulmasa bile, Özgür Özel ekibinin desteklenmesi bu aşamada stratejik bir zorunluluktur. CHP’li seçmen ve aktörlerin öncelikle “mutlak butlan” gerekçesiyle el konulan partiyi yasal ve demokratik yollarla geri almaları; bölünmeden, tek vücut halinde hareket etmeleri ülkemizin geleceği açısından hayati bir önem arz etmektedir.

Devamını Oku

KOZAN LİSESİ MEZUNLARI DERNEĞİ “ İLİŞTİRİK GÜNLERİ PARTİSİ”

KOZAN LİSESİ MEZUNLARI DERNEĞİ “ İLİŞTİRİK GÜNLERİ PARTİSİ”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ŞÜKRÜ IŞIK

KOZAN LİSESİ MEZUNLARI DERNEĞİ “ İLİŞTİRİK GÜNLERİ PARTİSİ”

23 Mayıs 2026 Cuma ertesi günü Kozan Lisesi bahçesinde İliştirik partisi var ve bir aksilik olmazsa orada birlikte olacağız. Özellikle Kozan dışında yaşayan bizler için çok anlam ifade eden bir toplantı olacak. Emeği geçen herkese teşekkürü borç bilirim.

Sadece üyelik bağım olsa da, İlk andan beri aynı heyecanla daha güzel nasıl olur, daha çok mezunu nasıl bir araya getiririz telaşındayım. Ara sıra yazılarla, telefon ve sosyal medya ile duyurum yapıyorum. Bu duyurumlardan birine hemşerimiz, ağabeyimiz, Kutlu Parti Genel başkanı Prof. Dr Yusuf Halaçoğlu kayıtsız kalmamış ve cevaben “ bir başka programla çakışmazsa gelmeye çalışırım” demişti.

Dün Genel başkan yardımcısı Tulga Keskin kardeşimiz telefonla aradı ve Yusuf hocanın etkinliğe katılacağını bildirdi.

Davet eden kişi olarak kendi adıma, dernek başkanım ve yönetimi adına, lise müdirem ve öğretmenlerimiz adına ve sizler Kozan Lisesi Mezunları adına mutlu oldum.
Kendisine ve beraberinde gelecek olan heyete

DAVETE İCABET ETMELERİNDEN DOLAYI TEŞEKKÜR EDİYORUM.

Sizlerin destek ve katılımı ile daha da güçlü olacağız Yusuf hocam.
Var olun.

Kozan seyahatlerinde İmamoğlu’nu geçince Kozan Kalesi göründüğü andan itibaren kalbi pır pır atan, heyecanlanan biri olarak 50 yıl sonra hiç görmediğim arkadaşlarımı görebilme umudu ile aynı heyecanı yaşıyorum.

Lütfen maksimum katılımla Kozan’da bir devrin başlangıcı olacak bu dost muhabbeti ortamında bulunun ve gücümüze güç katın.

Muhabbetle
Şükrü Işık
İnşaat Mühendisi/Adana

Devamını Oku

BİRLİKTE BİR ÖMÜR

BİRLİKTE BİR ÖMÜR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ŞÜKRÜ IŞIK

BİRLİKTE BİR ÖMÜR

31 Mart 1979 da Adana Belediye Başkanını kurşunladığım iddiası ile gözaltına alındım. Teşhis için götürüldüğüm Tıp Fakültesi Numune Hastanesinde pol-derli piç Ahmet ekibinin bir komplosu ile tabanca ile vuruldum.
Ameliyat sonrası başımda nöbet tutmaya başlayan ve hastanede geçen 11gün boyunca başımdan ayrılmayan Ülkücü Hemşirelerden biriydin.
Hastane sonrası günlerde hiç kopmadık
80 Ocak ayında her an hapse düşebilir, her an vurulabilir, her an kaçak olabilir, okulu bitiremeyebilir konumundaki ben gibi istikbali meçhul bir delinin evlenme teklifi kabul ettin.

O zaman ben Mühendislik ikinci sınıf öğrencisi sen üniversite kadrosunda bir hemşire idin.
12 Eylül 1980 gecesi Kozan’da gözaltına alındım, Polis okulunda 3 ay süren gözaltında her gün geldin, yiyecek getirdin, sigara getirdin kirlilerimi götürdün, bizler tezgâhta iken sizler dışarda aynı çileyi çektiniz.
Aralık 1980’de tutuklandık, Köprü köyü askeri cezaevi, Gaziantep E tipi ve nihayetinde Mamak cehennemi.
1983 yılında tahliye olana kadar ardımsıra cezaevlerinde dolaştın.
Cezaevi çıkışı okulda son yarı yılı okurken
30 Ekim 1983’te nişanlandık.

Okul bitimi ekonomik nedenlerle evlenme tarihinde sıkıntı olunca (amiyane tabiri ile) askere kaçtım.
Nihayetinde askerlik dönüşü 28 Kasım 1986 tarihinde evlenebildik.
İstikbali meçhul, namlunun ucundaki bir talebeye “Evet” demenin bedeli, evlenebilmek için 7 çile dolu yıl bekledin.
Benim gibi kafası kırık bir delinin 1979’dan bu yana 45 yıldır kahrını çekiyorsun.
Evlatlarımız Oğuzhan, Alperen, Erenhan okuyup birer mühendis oldu ise, başarılı iş hayatları var ise hep senin kanatlarının altında oldukları için oldu.

Ben Muhsin Başkan’la siyaset yaparken sen çocukların eğitimi ile büyümesi ile ilgileniyordun.
Kısaca Garibim ( Hürü hanım), hayatım, evdeşim, aşkım…
45 yılda bana yaşattıkların için teşekkür ediyorum.
Sana çektirdiğim çileler için özür diliyorum.

Tanrı’ya hamdolsun bize birde Timuralp diye bir altıntop verdi. Alperen ve gelinimiz Müge’nin oğlu, bizim torunumuz, çekirdek ailemizin neşe kaynağı küçük dev adam…
Duygusala bağlamadan kısa keseyim.
Teşekkürler hayatımın kadını, hayatımın anlamı…TEŞEKKÜRLER GARİBİM….

Devamını Oku

Mustafa Kemal’in Askerleriyiz !

Mustafa Kemal’in Askerleriyiz !
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ŞÜKRÜ IŞIK

Mustafa Kemal’in Askerleriyiz !

Teğmenlerin tören ertesi yaptıkları, ananevi ritüel etrafında kıyamet kopuyor. Ki bu yıllardır yapılan bir gelenek… Ve kıyameti koparan slogan MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİYİZ ! cümlesi… Aslında komik, ülkemde askeri her söylemde Mustafa Kemal Atatürk için EBEDİ BAŞKOMUTAN deniyorsa ve TSK personeli olan askerler başkomutan bildikleri kurucu lidere sadakat beyan ediyorlarsa ve sadece alkışlanır, aferin çocuklara denir….

Gerisi SANAL GÜNDEM YAPIP; BİR ŞEYLERİ GÖZ ÖNÜNDEN KAÇIRMA ALGISIDIR.

19 Ağustos 1981. MHP ve ÜLKÜCÜ KURULUŞLAR DAVASI ilk duruşma günü. Her günü bir cehennem olan Mamak askeri cezaevinde tutukluyuz. Sabah 08.00 civarı A.B.C.D bloklarda kalan biz tutuklu sanıklar duruşma salonuna alındık. Salonda avukatlar, basın mensupları, askeri heyet ile bizim aramızdaki alanda, en arkada duruşmaya gelebilen tutuklu sanık yakınları…
Öndeki 2-3 sıra boş, askeri savcı klasörler getiriyor, duruşmaya hazırlanıyor. Askeri hâkimler duruma bakıp geri gidiyor, bir ikisi oturdu. Bizim etrafımızda hemen her sırada bir G3 lü asker, konuşmayın, önünüze bakın türü emirlerle bize kısık sesle talimat yağdırıyor…

Derken duruşma salonun demir kapısı rayları üzerinden hareketle açılmaya, demirin demire sürten gıcırtısı duyulmaya başladığı an hepimizin gözü oraya çevrildi. Kapı açıldığında ilk önce içeri parlak bir güneş ışığı doldu, arasında karartılar hareketi görmeye başladık derken ışık hüzmesinin içinden BAŞBUĞ göründü. O her zamanki gibi ağır ağır, hafif sallanarak salona girdi, arkasında diğer milletvekilleri, GİK üyeleri…

Ne oldu, nasıl oldu, spontane bir şekilde, aynı anda ayağa fırladık, aynı anda haykırarak İSTİKLAL MARŞI söylemeye başladık.

Ağlıyor, hançeremiz yırtılana kadar bağırıyor ve esas duruşta İstiklal Marşı söylüyoruz.

Asker şaşkın, oturun susun komutları, şaşkınlıkla G3 mekanizma şakırtıları, mecburen selam duran üniformalı savcı, hâkim taifesi…

Netice… Tüm baskıya rağmen aslanlar gibi İstiklal Marşını söyledik, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİ yargılama edepsizliğini gösteren askeri cuntayı mat ettik ve yerimize oturduk.

Duruşma bitimi koğuşlara bir döndük ki her sanık için bir sorgu sayfası, “NEDEN İSTİKLAL MARŞI OKUDUNUZ; BU EMRİ KİM VERDİ?” ve savunma istiyorlar…
Koğuşta eğitimci avukat abilerimiz var. Ben Himmet Kayhan abimden savunmayı kopya ettim.
“ Burası Türkiye Cumhuriyeti ve okuduğumuz İstiklal Marşı ülkemin Milli marşıdır. Yönetimde olan askeri idare İstiklal Marşı okumayı suç sayıyorsa cezama razıyım.
Hiç kimseden emir almadım, içimden geldi okudum.”
Sonuç: Hiçbir şey olmadı, Normalde emre itaatsizlikten, yada isyan denemesinden hepimizi perişan edene kadar coplamaları lazımdı. Ama hiçbir şey yapamadılar.

Yukarıda teğmenlerin ritüeli nedeniyle koparılan kıyamet bana bu hatıramı hatırlattı. Bu çocuklara bir şey yapamazlar. Ama psikolojik baskı uygulamaya çalışırlar. O kadar… Buda onları çelik gibi bir Atatürkçü yapar…

Tanrı Türk’ü korusun ve yüceltsin

Ne mutlu Türk’üm diyene

Devamını Oku