04 Kasım 2026 Çarşamba
Kozan Barajı'nda Unutulmaz Bir Gün: Bahattin Amca ile Sazan Avı - Yakala Pişir
Vesvese Ve Dolmuşa Gelmek Üzerine
15 Ekim Dünya Beyaz Baston Güvenlik Günü
Sokağa İtilen Çocuklar Problemleriyle Büyüyor
GENÇLİK GELECEĞİN TOHUMUDUR
ASM Çalışanları Sistemin Günah Keçisi mi?
SELMA ERDAL
Meğer ülkemizde ekonomik kriz varmış!
Yeni öğrendik.
Nereden mi?
Televizyon dizilerinden!
Yıllardır emekli geçinemiyor, asgari ücretli ay sonunu getiremiyor, çiftçi borç içinde, gençler diplomalarını çerçeveletip duvara asıyor…
Ama bunlar krizden sayılmıyordu sanırım!
Gün geldi dizi sektörünün reklam gelirleri azaldı, başrol oyuncularının astronomik ücretleri tartışılmaya başlandı, anladık ki ekonomimiz pek de iyi durumda değilmiş!
Vah ki vah!
Oyuncu Özge Özpirinçci, sektörün sıkıntılarından söz etmiş. Başrol oyuncularının ücretlerinin düşürülmesiyle sorunun çözülemeyeceğini, bunun “fedakârlık” olarak adlandırılmasını doğru bulmadığını söylemiş.
Haklı olduğu bir nokta var. Dizilerde yalnızca yıldızlar çalışmıyor; kameramanı, ışıkçısı, kostümcüsü, set işçisi de ekmek yiyor.
Gerçi bazıları ekmeğin arasına ne koyacağını düşünüyor, bazıları da kazancıyla kaçıncı gayrimenkulünü alacağını…
Eh, ekmek aynı ekmek ama sofralar farklı!
Bir de öğreniyoruz ki Türkiye, dünyada en çok dizi ihraç eden ülkelerden biriymiş.
Ne büyük başarı!
Peki bizim emekli ne izliyor?
Marketlerin indirim kataloglarını!
Asgari ücretli?
Ay sonunu!
Gençler?
Yurt dışına çıkış kapılarını!
Demek ki ihracatımız var, şöhretimiz var, reytingimiz var.
Bir tek halkın gönenç içinde yaşayacağı koşullar eksik!
O kadar kusur kadı kızında da olurmuş!
Bir de şu fedakârlık “Türkçesi ile özveri” sorunsalı…
Yıllardır halka öğretilen en önemli ekonomi politikası!
Emekli fedakârlık yapacak, işçi fedakârlık yapacak, çiftçi fedakârlık yapacak…
Gençler zaten geleceklerinden fedakârlık etmiş!
Ama sıra yüksek kazançlı başrol oyuncularına gelince fedakârlık sözcüğünün anlamı tartışmaya açılıyor.
Aman yanlış anlaşılmasın!
Oyunculuk da emek ister, yetenek ister.
Ama milyonluk sözleşmeyle asgari ücret bordrosunu aynı terazide tartmayalım.
Terazi kırılır!
Bir de hepimize aynı gemide olduğumuzu anlatıyorlar ya…
Doğrudur!
Aynı denizdeyiz.
Ama kimimiz lüks yatın güvertesinde güneşleniyor, kimimiz su alan sandalda kepçeyle su boşaltıyor.
Gemi batmaya başlayınca da yukarıdan sesleniyorlar:
“Hep birlikte fedakârlık yapmalıyız!”
İyi de canım, önce filikaları paylaşın!
İşte bu koşullarda halk olarak bizler; yıllardır yüzmeyi değil, batmamayı öğreniyoruz.
Oysa gerçek sorun şu:
Ekonomik kriz yıllardır halkın evinde oturuyor. Emeklinin sofrasında, işçinin cebinde, çiftçinin tarlasında…
Ama ekranların ışıltılı dünyasına ulaşınca haber değeri kazanıyor.
Meğer kriz, başrol oyuncularının kapısını çalmadan başrole çıkamıyormuş!
Şimdi…
Dizi emekçileri işsiz kalmasın, kimsenin ekmeği küçülmesin.
Ama yıllardır halkın yoksulluğunu görmeyen ayrıcalıklar da biraz sarsılsın!
Yok, yok… Aç kalın demiyorum.
Yalnızca bir günlüğüne, ay sonunu getiremeyen emeklinin, açlık sınırında yaşayan asgari ücretlinin rolüne girin.
Ama öyle makyajla, kostümle, yönetmenin “Motor!” demesiyle değil!
Gerçekten yaşayın o rolü!
Bakalım kaçıncı bölümde dayanamayarak bağıracaksınız:
“Yönetmen! Kes! Bu senaryo çok acımasız!”
Ne yazık ki halkın yaşamında yönetmen de yok, “Kestik!” diyen de…
Selma Erdal; Didim, 4 Kasım 2026