24 Kasım 2025 Pazartesi
Vertiv, Acciona’nın Madrid Veri Merkezinde Soğutma Enerjisi Tüketimini Yüzde 70 Azalttı
KOZAN'IN KURTULUŞU VE MİLLİ RUH
Sevgi, takvimde işaretli günlere sığdırılacak bir duygu değildir
Çok Sert Ergenlik İsyanı mı Ya da Kontrol Edilebilen Dengeli Bir Ergen mi?
GENÇLİK GELECEĞİN TOHUMUDUR
İRAN SAVAŞI DÜNYA İÇİN BİR FIRSATA DÖNER Mİ?

ÖNCER ÜNLÜ – BAŞYAZAR
Kasım ayından bir takvim yaprağı daha kopuyor.
24 Kasım…
” Öğretmenler Günü “…
Bir takvim günü gibi görünse de aslında çok daha fazlası. Bugün, toplum olarak öğretmenlerimizi yeniden hatırladığımız, vicdanımızı yokladığımız ve geleceğe dair sorumluluğumuzu hissetmemiz gereken bir gün. Peki böylesine özel ve anlamlı bir günde gerçekten vicdanımızı yokluyor muyuz ? Geleceğe dair sorumluluğumuzu hissediyor muyuz ? Öğretmenlerimizi gerçekte ne kadar güçlü ve saygın olarak anımsıyoruz ?
Bugün, büyük çoğunluğumuz için;
Kutlamaların, çiçeklerin, süslü mesajların havada uçuştuğu gün.Hepsi güzel de !…
Ama geride yıllardır içimizi burkan bir gerçek var :
Bu ülkede öğretmenin sözünün, emeğinin, hatta canının bile giderek değersizleştiği bir dönemin içindeyiz. Bugün öğretmenler, bir ülkenin geleceğini inşa eden insanlar olmaktan çıkıp tartışmaların hedefi hâline getirildi.
Ama öğretmen gerçekte ne yaşıyor? İşte asıl mesele burada başlıyor. Peki gerçek ne?
Gerçek şu:
Bu ülkede öğretmen her geçen yıl biraz daha değersizleştiriliyor. Masum bir “saygı kaybı” değil bu; düpedüz bir çöküş. Ve biz bu çöküşü bile isteye seyrediyoruz.
Son yıllarda öğretmenlik mesleğinin saygınlığında gözle görülür bir erozyon var. Eskiden kapısı çalınırken bile “hocam müsait misiniz?” diye çekinilen, toplumun en güvenilir meslek gruplarından biri olan öğretmenler. Bugün, sınıfta mobbinge, sosyal medyada linçe, okul kapısında şiddete maruz kalıyor. Kimi zaman hakarete uğruyor, kimi zaman darp ediliyor, kimi zaman da mesleki otoriteleri ayaklar altına alınıyor.Veliler, eğitimde paydaş olmak yerine yargıç kesiliyor.Sistem desen yıllardır yamalı bohçadan hallice. Medya ise hakikati aramak yerine sansasyon peşinde koşuyor. Bu tabloyu normalleştirdikçe, aslında kendi geleceğimizi çürütüyoruz.
Toplumsal hafızamızı ne zaman bu kadar kaybettik? Öğretmenin otoritesini ne zaman bu kadar acımasızca yok saydık? Bir öğretmenin elinin kolunun titremesine, sınıfa tedirgin girmesine, ağzını açmaya korkmasına ses çıkarmadıkça hepimiz bu sorunun ortağıyız.
Peki bu noktaya nasıl geldik?
Ekonomik zorluklar öğretmeni geçim derdine itiyor. Eğitim politikalarındaki istikrarsızlık, yıllardır bir türlü rayına oturmayan sistem, velilerin öğretmeni rakip gibi gören agresif tutumu… Bir de bunların üzerine sosyal medyada anlık öfkeyle paylaşılan, bağlamından koparılan görüntüler eklenince öğretmenin itibarı bir anda tartışmaya açılıyor. Oysa öğretmen, tartışmanın değil, toplumun ortak paydası olmak zorundadır.Böyle bir iklimde eğitimden başarı beklemek safdillik olur.
Bugün herkes eğitimden şikâyet ediyor: “Çocuklar saygısız, sistem bozuk, kalite düştü…”Peki, hiç düşündük mü? Saygıyı en çok hak eden kişiyi, yani öğretmeni bu kadar yıpratırsak eğitim nasıl ayakta duracak?
Bu ülkede öğretmenin itibarı artık bir nezaket meselesi değil, bir hayatta kalma meselesidir.
Gerçek şu ki: Bir ülkede öğretmen yıpranıyorsa, o ülkede gelecek de yıpranır.Öğretmen değersizleşirse, bilgi değersizleşir.Otorite yok olursa, öğrenme kültürü de yok olur. Öğretmenini itibarsızlaştıran toplum, kendi çocuklarının geleceğini de çöpe atar.
Öğretmeni korumayan yasa eksiktir.
Öğretmenine saygı duymayan toplum kördür.
Tüm olumsuzluklara rağmen bugün öğretmenler canla başla çalışıyorlar. Her sınıfın içinde bir ışık yakıyorlar. O ışık, bir öğrencinin gözlerindeki merak. O merakı yeşerten de yine öğretmenler. İşte bu yüzden umutsuzluğa yer yok. Bu ülkenin öğretmenleri, bütün zorluklara rağmen her sabah sınıflara umut taşımaya devam ediyor.
Çözüm zor değil, fakat kararlı olmayı gerektiriyor. Öğretmenlerin ekonomik ve mesleki koşulları iyileştirilmeli. Okullarda güvenlik politikaları ciddiyetle uygulanmalı. Veliler, eğitimde paydaş olduklarını ama otoriteyi çiğnediklerinde aslında çocuklarının geleceğine zarar verdiklerini anlamalı. Medya, öğretmeni hedef gösteren yayınlardan, toplum da kolay linç kültüründen vazgeçmeli.
Kısacası, öğretmene saygı bir jest değil; bir ülke politikasıdır.
Bugün 24 Kasım. Belki bir buket çiçek, belki bir mesaj… Ama asıl ihtiyaç duyulan şey çok daha derin: Öğretmenlerin hak ettiği itibarı yeniden teslim etmek. Çünkü unutmayalım, bu ülkede her kapıyı açan anahtarın adı öğretmendir. Anahtarı kaybedersek, kapıları bir daha açmak çok zor olur.
Toplum olarak öğretmenine sahip çıkamayan bir ülke, kusura bakmasın ama ne kalkınmasından ne de ilerlemesinden söz edebilir.
Bu topraklarda öğretmene duyulan saygının kökleri derindir. O kökler kurumuş değil; sadece yeniden sulanmaya ihtiyaç duyuyor. Ve biz bunu yaptığımızda, öğretmenlik mesleği hak ettiği parlaklığa yeniden kavuşacak.
Tüm öğretmen arkadaşlarıma en derin sevgi ve saygılarımı sunarım.