MEKİN ŞAHİN

MEKİN ŞAHİN

12 Mayıs 2026 Salı

Düşünü Gör! Serçe Kadar Cesur Ol! Hırsıza, Arsıza Fırsat Verme!

Düşünü Gör! Serçe Kadar Cesur Ol! Hırsıza, Arsıza Fırsat Verme!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

MEKİN ŞAHİN

Düşünü Gör! Serçe Kadar Cesur Ol! Hırsıza, Arsıza Fırsat Verme!

Serçe göçmen bir kuş değildir. Ne kışın ayazından kaçar ne yazın kavurucu sıcağından. Yaşam alanını terk etmez. Ölüm korkusuyla sığınacak başka gökler aramaz. Aç kalmaktan ürkmez, yalnız kalmaktan çekinmez. Çünkü onun doğasında kaçmak değil, direnmek vardır.
Serçe bilir ki yaşamak, sadece nefes almak değildir; var olabilmek için mücadele etmektir.
İnsan da böyledir aslında. Doğanın en bilinçli canlısı olarak korkuya teslim olmak değil, iradesiyle hayatı yeniden kurmak zorundadır. Ama ne yazık ki bugün, serçenin sahip olduğu o yalın cesareti bile kaybetmiş gibiyiz.
Her sabah muhteşem renklerle uyanıyoruz. Gökyüzü bize umut sunuyor, kuş sesleri yeni bir günün müjdesini veriyor. Fakat biz, bu güzelliklerin çoğuna yabancılaştırılmış durumdayız. Dinlemek istiyoruz; susturuluyoruz. Renklerle bir araya gelmek istiyoruz; ayrıştırılıyoruz. Dokunmak istiyoruz; korkularla çevreleniyoruz.
Doğa insanı korkutmak için var olmadı.
Ama insanlar, birbirlerini korkutarak yönetmenin yolunu buldu.
Bugün bilgi çağında yaşıyoruz deniliyor. Oysa düşünme hakkımız, seçme hakkımız, hatta hayal kurma cesaretimiz elimizden alınmış durumda. Kendi düşlerimizle değil, bizi yönetenlerin niyetleriyle uyuyor; onların öfkesiyle, onların çığlığıyla uyanıyoruz.
Bir serçe kuşunun düşü kadar bile özgürlüğe sahip olamıyoruz.
Dünün kırıntı haline gelmiş özgürlüklerini arar hale geldik. Parlamenter düzenin eksiklerini eleştirirken, bugün iradenin tamamen görünmez hale geldiği bir düzene sıkıştık. Hayatın hiçbir alanında kendimizi tam anlamıyla temsil edilmiş hissetmiyoruz. Çizilmiş sınırlar içinde debeleniyor,
korkuyla güne “merhaba” diyoruz.
Oysa siyaset korkakların işi değildir.
Siyaset; halkın iradesini savunma cesaretidir. Koltuk için susmak değil, hakikat için konuşmaktır.
Amaca ulaşmak için her yolu mübah görmek değil; ilke ile yürümektir.
12 Eylül 1980 askeri darbesi, sadece bir hükümeti devirmedi; halkın siyasal iradesine de ağır bir darbe vurdu. Siyasi partiler yasası, seçim sistemi ve merkeziyetçi yapı, halkın karar verme gücünü daralttı. Aday belirleme süreçleri halktan koparıldı; siyaset, halkın değil, dar çevrelerin pazarlık alanına dönüştü.
Böyle bir düzende insanlar, halkın desteğiyle değil; birkaç kişinin iki dudağı arasından çıkacak sözle siyaset yapmaya zorlandı.
Bu yüzden el etek öpmeler arttı.
Sadakat, liyakatin önüne geçti.
Ahlak, makamın gölgesinde bırakıldı.
Kimi siyasetçiler, halkın önünde yürümek yerine güç odaklarının önünde eğilmeyi tercih etti. Dün halktan biri olduğunu unutarak, bugün tepeden bakan “efendi” pozlarına büründüler.
Peki böyle bir düzende seçilen milletvekili, belediye başkanı ya da parti yöneticisi gerçekten halka özgürce hizmet edebilir mi?
Elbette hayır.
Bu çürümüş yöntemin yıkılması gerekir.
Ve bir daha geri dönmemek üzere tarihin derinliğine gömülmesi gerekir.
Bunu yapacak olanlar; korkusuz, ilkeli, halktan kopmamış yiğit insanlardır. O güzel atlarına binip Anadolu’yu dört nala aşan, umudu omuzlarında taşıyan insanlardır.
Özellikle devrimciler, yurtseverler ve halktan yana olan herkes; yanlışın karşısında susmamalıdır.
Değişim mücadelesi, sadece eleştirmekle değil; alternatif üretmekle mümkündür.
Bizler, siyaseti arsızlara, hırsızlara, bireysel ikbal peşinde koşanlara bırakmayı kabul etmiyoruz.
Aday da olacağız.
Aday da çıkaracağız.
Parti yönetimlerinin halktan kopuk, popülist ve çıkarcı anlayışlarla değil; halkın gerçek iradesini yansıtan politikalarla şekillenmesi için mücadele edeceğiz.
Ahlak, her şeyin önünde olacak.
Başta CHP dünyası olmak üzere, halkın umudunu tüketen, güvenini yıkan, yüzünü maskelerle gizleyen sahte kahramanlara izin vermeyeceğiz. Gerçek yüzlerini halkın önüne koyacağız.
Düşüncesi ne olursa olsun; dürüst, ilkeli, ahlaklı ve nitelikli insanlarla omuz omuza duracağız.
Kişisel çıkarlarını halk çıkarı diye pazarlayanların, üretmeden yönetmeyi liyakat sanan soytarıların hükmü artık bitmelidir.
Hak, hukuk ve adaletin olmadığı bir ülkede; patates, soğan ve patlıcan krizleri sadece ekonomik mesele değildir. Bunlar, adaletsizliğin ve kötü yönetimin gündelik hayattaki yansımalarıdır.
Devlet; korkuyla değil, hukukla yönetilmelidir.
Yönetim; keyfilikle değil, denetimle ayakta kalmalıdır.
Evrensel hukuk bunu söyler.
Demokrasi bunu gerektirir.
Artık diz dövme zamanı bitmiştir.
Şimdi serçe gibi davranma zamanıdır.
Kendi yaşamına sahip çıkan, korkmadan direnen, gerektiğinde yalnız kalmayı göze alan ama asla teslim olmayan bir serçe gibi…
Unutmayalım ki!
Sevildikçe yeniden dirilenler yer yüzü tanrıları değildir.
Ölümsüz olan; özgürleşmesini bilen insanlardır.
Masumların feryadına vicdanıyla koşan, zulme sessiz kalmayan, adalet için ayağa kalkan insanlar…
İşte onlar gerçek yaşamın sahipleridir.
Şimdi serçe kuşu gibi düşlere koşma zamanı.
Çünkü gelecek; korkanların değil, düş kuranların olacaktır.
Düşünü gör.