MEHMET KARATAŞ

MEHMET KARATAŞ

30 Mayıs 2026 Cumartesi

Okusunda Adam olsun gibi bencil bir kelimenin sonu???

Okusunda Adam olsun gibi bencil bir kelimenin sonu???
0

BEĞENDİM

ABONE OL

MEHMET KARATAŞ
Makina Mühendisi, Fitoterapist, Aromaterapist, Sağlıklı Yaşam Koçu

Okusunda Adam olsun gibi bencil bir kelimenin sonu???

Dağların Bilgeliği: Paleolitikten Bugüne Çobanlık ve Çiftçilik

Ben dağların adamı… Kimi deli dedi, kimi Veli… Welhasılı ben çobanlığa razıyım. Dağlarda, o kadim yalnızlığın ve bereketin koynunda…

İnsanlık tarihi, avcı-toplayıcı olarak yaşadığımız Paleolitik dönemden, toprağı işlemeyi ve hayvanları evcilleştirmeyi öğrendiğimiz Neolitik döneme geçişle birlikte kökten değişti. Bu büyük dönüşüm, insanlığın doğaya karşı kazandığı bir zafer değil, doğanın ritmine ayak uydurma zanaatıydı. Neolitik devrimden bu yana, insan soyunun sürekliliğini sağlayan iki temel sütun vardır: Çobanlık ve çiftçilik. Biri dağların dik yamaçlarında merhamet ve lojistiği yönetti, diğeri toprağın bağrında sabırla tohumu filizlendirdi. Ancak modern dünya, plazaların sahte ışıkları altında bu iki kadim mesleği, insanlığın bu en temel yaşam profesörlüğünü görmezden gelmeyi seçti.

Bugün üniversite amfilerinde, steril laboratuvarlarda veya yüksek lisans tezlerinde aradığımız bilgeliğin çok daha fazlası, asırlardır dağlarda yankılanan bir kaval sesinde ya da toprağa düşen bir alın terinde gizlidir. İşte tam da bu yüzden, kitaplardan öğrenilen teorik bilgi ile nesiller boyu sınanmış yaşamsal deneyim arasındaki o derin uçurumu artık görmemiz gerekiyor.

1. Kitabi Bilgiye Karşı Yaşamsal Deneyim: Kadim Bilgi

Modern eğitim sistemi, insanı standardize edilmiş ve başkalarının yaşanmışlıklarından süzülmüş teorik bir kalıba sokar. Oysa çobanlık ve kadim çiftçilik, doğrudan hayatın kendisine dayanan yaşayan bir kütüphanedir. Bir çoban, bulutların gökyüzündeki kümelenişine ve rengine bakarak birkaç saat sonra patlayacak sağanağı bilir. Rüzgarın tenine çarpış yönünden fırtınanın şiddetini kestirir. Hangi otun zehirli olduğunu, hangisinin sütün bereketini artırdığını, hangi yaban bitkisinin yaralara şifa olacağını ezbere bilir. Bu bilgi, parayla satın alınabilecek bir diplomadan değil; doğanın laboratuvarında nesiller boyu test edilmiş, hayat memat meselesi haline gelmiş yaşayan bir botanik ve meteoroloji bilimidir.

2. Kriz Yönetimi ve Karar Alma Hızı

Modern iş yaşamında bir profesyonel krizle karşılaştığında raporlar hazırlar, toplantılar set eder, üstlerine danışır ve haftalarca analiz yapar. Oysa dağın başında, aniden bastıran amansız bir tipide veya bir kurt saldırısında tek başına kalan bir çobanın saniyeler içinde karar vermesi gerekir. Orada atılacak yanlış bir adım, telafisi olmayan bir kayıptır. Yüzlerce hayvandan oluşan, coğrafi engellerle dolu bir arazide tek bir kayıp bile vermeden sürüyü hedefe ulaştırmak; muazzam bir lojistik, strateji ve liderlik başarısıdır. Dağın acımasızlığında çoban, tek başına kriz yöneten, risk alan ve strateji kuran doğal bir “CEO”dur.

3. Ekosistem ve Doğa Okuryazarlığı

Bugün modern akademide “Ekoloji”, “Sürdürülebilirlik” ya da “Permakültür” havalı isimlerle kürsülerde okutulurken, bu kavramlar bir çobanın veya kadim çiftçinin günlük rutinidir. Toprağın ne zaman dinlenmesi gerektiğini, hangi arazinin ne kadar otlatılırsa küsmeyeceğini en iyi onlar bilir. Onlar doğayla savaşmaz, doğanın ritmine ve döngüsüne tabi olurlar. Hayvan psikolojisini bir veteriner hekim kadar, hatta ondan çok daha sezgisel bir derinlikle çözerler. Bir koyunun sadece yürüyüşündeki aksamadan, bakışındaki donukluktan ne derdi olduğunu anlayan bir irfandır bu.

Bilgi ve Bilgelik Arasındaki Fark
Üniversiteler insana bilgi (enformasyon) yükler; çobanlık ve çiftçilik ise bilgelik (irfan) gerektirir. Çok okumuş modern insanda zaman zaman ortaya çıkan “her şeyi bilme” kibri (Dunning-Kruger etkisi), doğanın göbeğinde yaşayan o saf yüreklerde barınamaz. Çünkü doğanın azameti karşısında insan, kendi acizliğini her gün yeniden deneyimler. Bu deneyim ise insana muazzam bir içgörü, sabır, felsefi bir derinlik ve sarsılmaz bir alçakgönüllülük kazandırır.

Büyük Muhasebe: Üçüncü Nesil Nerede?

Diplomalar insanı belirli bir mesleğin teknisyeni yapabilir ancak hayatı bütünüyle okuma yeteneği vermez. Sadece teorik formüllerle donatılmış, doğadan ve hayatın çıplak gerçeklerinden kopuk on üniversite mezunu; doğanın dilini çözen, hayatta kalma zanaatını avucunun içi gibi bilen bir çobanın pratik zekası ve yaşam bilgeliği karşısında çaresiz kalabilir. Küçümsemek bir yana, çobanlık ve kadim çiftçilik, insanlığın en eski, en temel ve en çok saygı duyulması gereken yaşam profesörlüğüdür.

Şimdi gelelim can yakıcı o büyük soruya: Sahi, hayvancılıkla ve tarımla övünen ülkemizde, bu kadim bilgiyi aktararak 3 nesildir aile işletmesi olarak çobanlık yapan kaç aile kaldı? Üç nesildir o ata yadigarı bilgiyle toprağı işleyen, soğanını, sarmısağını eken, tohumun namusunu koruyan aile işletmelerimiz nerede? Bugün geldiğimiz noktada, ithal çözümlere bel bağlamış durumdayız. Welhasılı, dağlarımızdaki o Afgan çobanlar bir gün çekip kaçsa, kendi koyunumuzu, kuzumuzu güdecek, doğanın dilinden anlayacak ne bilgimiz kaldı ne de insanımız…

Diplomalarınız sizin olsun; bize dağların bilgeliği, toprağın bereketi ve kadim kültürümüzün sadakati gerek. Kimi deli desin, kimi Veli… Yolumuz dağların, doğanın ve hakikatin yoludur.

Welhasılı kelam; kalın sağlıcakla ama DOĞADA kalın…
‘’Gece uyuyamayanların gündüze sığmayan acıları vardır’’ ⛰️

Mehmet Karataş
Araştırmacı&yazar
Fitoterapist & Aromaterapist
Sağlıklı Yaşam Koçu & Etnobotanikçi
web: mehmetkaratas.org

Devamını Oku

Foseptik çukuruna ciğer neden asılır?

Foseptik çukuruna ciğer neden asılır?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

MEHMET KARATAŞ
Makina Mühendisi, Fitoterapist, Aromaterapist, Sağlıklı Yaşam Koçu

Foseptik çukuruna ciğer neden asılır?

Özellikle eskiden gurbette yaşayan memur aileler,okulların tatile girmesiyle birlikte köydeki evlerine gider, tatili orada geçirirler.

Köy yerlerinde altyapı olmadığı için foseptik çukuru olur.

Yaz tatili bittiğinde, evden çıkmadan önce, aile tüm hazırlıklarını tamamlar ve en son bir kuzu ciğerini de ipe bağlayıp, tuvaletin çukurunun üzerine asardı…

Temmuz başında tekrar köye döndüğümüzde foseptik çukurunun tertemiz ve bomboş olduğunu görürdük…

Bir gün anneme sordum :

“Anne, biz neden bunu yapıyoruz ?”

O da izah etti :

” Burada asılı olan ciğere, bir müddet sonra kurtçuklar üşüşür. O kurtçuklar ciğeri yer ve çoğalırlar. Onlar çoğaldıkça ciğer azalır.

Bir gün kurtçuklar ciğeri tamamen yer bitirirler ve aşağıya düşerler. Bu sefer oradaki pislikleri yemeğe başlarlar…

Kurtçuklar yine çoğalmaya başlarlar; bu defa da oradaki pislikler azalır, gün gelir, o çukurdaki pislikleri de yer bitirirler…

Aç kalan kurtçuklar, en sonunda birbirlerini yemeğe başlarlar… Nihayet, onlar da biter ve kuyu tertemiz olur yavrum…”

Menfaat grupları arasında son yaşanan çıkar çatışmalarını gördükçe, aklıma, o evin lağım çukurunun tepesine asılan ciğer geldi…

Üzülerek söylüyorum. ama, vaziyetin aynen böyle olduğu kanısına vardım… ”

Yıllar evvel bir ciğere saldırdılar…

Saldırdıkça da çoğaldılar.

Şimdi Ciğer bitti,

ve lağım çukuruna düştüler…

O kadar açtılar ki, oradaki pislikleri de yediler…

Doymadılar…

Şimdi birbirlerini yiyorlar…

Yakında tertemiz olacak her yerler . . . Selam

Devamını Oku