22 Haziran 2026 Pazartesi
Kanserde ‘Sıra Dışı’ Yolaklar Keşfedildi: Kişiselleştirilmiş Tedavi Standart Oluyor
Eğitimde "Yüreklere Dokunmak"
Sevgi, takvimde işaretli günlere sığdırılacak bir duygu değildir
SOKAĞIN SESSİZ ÇIĞLIKLARI
GENÇLİK GELECEĞİN TOHUMUDUR
İRAN SAVAŞI DÜNYA İÇİN BİR FIRSATA DÖNER Mİ?
İSMAİL KÜÇÜKÖZEN
KozanBilgi.Net Haber Müdürü
Türkiye Gazi Ve Şehit Aileleri Vakfı Adana İl Başkan Yardımcısı
Bugün aklıma öyle konular düştü ki,ne yazayım kimi yazayım derken epey bir zamandır kafamda tasarladığım Can gardaşım rahmetli Hacı Ahmet hocamın torunları Hasan ve biricik ablacığım Neslihan ŞENERİ yazayım dedim ve oturdum klavyenin önüne bakalım dilimize neler düştü,biz de ne yazdık.

Hayat bazen insanı hiç beklemediği patikalara sokar. Dalgalar büyür, fırtınalar kopar ama bazı insanlar vardır ki, o fırtınada ne kıblesini şaşırır ne de başını öne eğer. İşte o dik duruşun, o sessiz ve asil mücadelenin Saimbeyli’deki adı; Hasan ŞENER’DİR.

Uzun yıllar Saimbeyli’nin Çatak Köyü’nde o sıcacık çayıyla içinizi ısıtan, kahvehanesinde sadece esnafı değil dostluğu da ağırlayan bir adamdı Hasan Kardeşim. Alın terini helal lokmaya katarken, maneviyatını bir gün olsun elden bırakmadı. O kahvehanenin ocak sesine, namaz vakitlerinin huzurunu, dini vecibelerin o sarsılmaz disiplinini hep yoldaş etti.

Sonra hayatın o zorlu sınavlarından biri, tüm dünyayı kasıp kavuran pandemi dönemi geldi kapıya dayandı. Kahvehaneler kapandı, kilitler vuruldu. Ama evde bekleyen rızık, çocukların nafakası beklemezdi. Hasan Kardeşim “Neden ben?” demedi; şikayet etmedi. Düştü gurbetin yollarına… En son Osmaniye Devlet Hastanesi’nde tavan ustası olarak çalışırken, tepemizdeki o tavanları değil, adeta bir ailenin geleceğini örüyordu ilmek ilmek.
Biz onu buralarda sanırken, meğer o ayda bir ancak gelebiliyormuş evine. Bir gün Neslihan hanıma “Hasan gardaşım, çocuklar nasıl?” diye sorduğumda, o asil ve kimseye yük olmak istemeyen mizacıyla “İyiler” deyip geçiştirmişti. Gerçeği, o can dostumuzun ağzından duyduğumda içime oturan o yumruyu, yaşadığım o şoku ve kendimi sorumlu hissedişimi tarif edecek kelime bulamıyorum.

İşte dostluk, tam da o şok anından sonra “Biz ne yapabiliriz?” diyebilmekmiş.
Vakit kaybetmeden Kozan’daki o güzel dostlarımızla omuz omuza verdik. Hasan’ın gurbetteki yükünü hafifletmek, onu yuvasına, memleketine kavuşturmak boynumuzun borcuydu. Önce Ayhanlar Madenci lik’te bir kapı açıldı ona.İlk işimiz evlerini Kozana evimizin üzerine taşıyarak EVİMİN GENEL KURMAY BAŞKANI ANACIĞIMA adeta bir erkek evlat,bir kız ve iki de dünya güzeli kız torun getirdik.Madencilikte geçen 18 ayın ardından, bugün Adana Büyükşehir Belediyesi Yol Şube’de helal rızkının peşinde koşan bir işçi olarak gururla çalışmaya devam ediyor. O artık gurbette değil, sevdiklerinin yanı başında.Tabi uraya adım atılırkende vefayı unutmadık ve vesile olan referans olan kardeşime her gün duamız eksik olmuorç

Tabii bu mücadelenin bir de görünmez kahramanı, evin direği var: Neslihan ŞENER Hanımefendi. Hasan Kardeşim gurbette ekmek kavgası verirken, Neslihan Hanım da Büyük Birlik Partisi Saimbeyli Kadın Kolları Başkanı olarak sahada, memleket sevdasının peşindeydi. Bir yanda annelik, bir yanda ev reisliği, bir yanda memleket davası… Bu yükü ancak Neslihan Hanım gibi yürekli bir kadın omuzlayabilirdi.

Ve o asil anne babanın, adeta dünyaya örnek olsun diye yetiştirdiği iki dünya güzeli kızları: Kübra ve Zehra…
Cenab-ı Allah sanki hanımefendiliği, ağırbaşlılığı ve zarafeti bu iki evladın şahsında eritip dünyaya sunmuş. Emekler boşa gitmedi, o gurbetlik günlerinin, o helal lokmaların bereketi evlatların başarısıyla taçlandı. Büyük kızımız Kübra yeğenim, Aksaray Eğitim Fakültesi’ni alnının akıyla bitirdi. İnşallah 24 Haziran Çarşamba günü, o hak edilmiş diplomayı, o büyük gururu hep birlikte almaya, bu mutluluğu yerinde yaşamaya gidiyoruz. Küçük kızımız yeğenim Zehra ise lise son sınıfa geçerken getirdiği takdirnamesiyle, ablasının izinden gideceğinin ve daha da yüksek bir mevki müjdesini şimdiden verdi bize.

Hasan gardaşım ve her zaman biricik ablacığım Neslihan ŞENER çiftinin hikâyesi; sabrın, şükrün ve azmin hikayesidir. Bizim hikâyemiz ise; dostluğun, vefanın ve birbirinin derdiyle dertlenmenin hikâyesidir.

Yolun açık, alnın ak olsun Hasan Gardaşım. Sizin gibi güzel bir ailenin hayatına dokunabilmek, o çorbada tuzumuzun bulunması, bizim bu dünyadaki en büyük kazancımızdır.Gardaşım Hasan ŞENER biricik ablacığım Neslihan ŞENER Yolunuz açık olsun,evlatlarınızla gönenesiniz ve dünya tatlısı evlatlarınız gibi dünya tatlısı torunlarınızla da haşır neşir olasınız inşallah.Kalın sağlıcakla..

İSMAİL KÜÇÜKÖZEN
KozanBilgi.Net Haber Müdürü
Türkiye Gazi Ve Şehit Aileleri Vakfı Adana İl Başkan Yardımcısı
Bana göre daha dün gibi. Ama Zaman, her şeyi hızla tüketen, akıp giderken arkasında derin izler bırakan adeta acımasız bir nehir gibi, Dile kolay, tam 18 yıl geçmiş. Takvimler 14 Haziran cumartesi 2008’i, saatler tam 14.30’u gösterdiğinde, bizleri büyütürken iki odalı evimize helal lokma getirip bizlere adeta ikram edercesine siz okuyun ama helal lokma ile karnınızı doyurun öyle okuyun, okuyun ki vatana millete hizmet bağında yetişirken helal lokmanın ne demek olduğunu da iyice öğrenin diyen Evimin Koca Çınarı ulu çınarı bu dünyadan sessizce göçüp gitmişti.
Kozan’ın o güzel, o mert insanlarından biri; babamız, dayanağımız, canımız Hacı Çete Musa Küçüközen, ömrünün son demlerini geçirdiği Kozan Devlet Hastanesi’nde, altı ay boyunca sevgili Abim Dr. Mustafa Ağca’nın ve başta Hülya Ünal hemşire olmak üzere tüm sağlık ekibinin o şefkatli ellerinde, her nefesinde sabrı kuşanarak adeta gözlerini yummaya hazırlanıyordu.

O gün cumartesi, bizim için sadece bir takvim yaprağı düşmedi yere; içimizden bir parça koptu, evimizin direği, gölgesinde huzur bulduğumuz o koca çınar devrildi. O gündür bugündür, her 14 Haziran yaklaşırken yüreğimizi aynı sızı kaplar. Ve ben, o gün bugündür her sene, kelimeleri kendime yoldaş eder, ona olan özlemimi, minnetimi bu köşeden haykırırım. Hatta Rahmetli Babam için de bir şiir yazmıştım o şiirimi her sene yayına koyuyorum bu senede koyacağım inşallah. Çünkü bilirim ki; gidenler ancak unutulduklarında gerçekten ölürler. Hacı Çete Musa Küçüközen ise asla unutulmayacak kadar derin izler bıraktı arkasında.
“Bir babanın gölgesi, Helede koca bir gövdeli çınar ise yaz sıcağında serin bir sığınak, kış ayazında içimizi ısıtan bir ocaktır. O ocak tütmeye devam ettikçe, baba asla gitmiş sayılmadı sayılmaz, sayılmayacak.”
Biz üç kardeşiz… İki kız, bir oğlan; onun attığı sağlam temeller üzerine hayatını inşa eden, onun helal lokmasıyla büyüyen üç evlat. Bizlere sadece bir soyadı değil, başımızı her yerde dik tutmamızı sağlayacak tertemiz bir geçmiş, şerefli bir isim ve EVİMİN GENELKURMAY BAŞKANI ANACIĞIMI bıraktı. Bugün geriye dönüp baktığımızda, onun bize öğrettiği dürüstlüğü, insan sevgisini, yaşlıya sevgi saygı duyulmasını ve asaleti hayatımızın tam merkezine koyduğumuzu gururla görüyoruz.

Ve hayat, onun bıraktığı yerden filizlenmeye devam etti. Bugün Hacı Çete Musa Küçüközen nın arkasında bıraktığı koca bir dünya var: üç kardeşten Tam 9 torun Biri erkek, sekizi kız olmak üzere 9 can, 9 fidan. O tek erkek torun ise sıradan bir isim taşımıyor; dedesinin adını, o şerefli namı geleceğe taşımak üzere Musa adını göğsünde bir madalya gibi gururla taşıyor. İnanıyorum ki, adını aldığı dedesi gibi mert, onun gibi sözünün eri, onun gibi memleketine ve ailesine hayırlı bir insan olmaya devam ediyor.
Diğer tüm torunları da dedelerinin hikâyeleriyle büyüdüler ve hepside evlendiler çor çocuk sahibi oldular, Dedelerinin hatırasıyla yoğruluyorlar ve dedelerinin emaneti olan Evimin GENEL KURMAY BAŞKANI ANAIĞIMI saolsunlar her hafta ziyaret ederler ve bu geleneği işlerini bir kenara bırakıp bozmadan gelirler Nenelerinin ellerini öperler.Diyeceğim Rahmetli Dedelerinin emaneti olan Nenelerini ziyaret ederek sahip çıkmış oluyorlar saolsunlar.
Bir insan bu dünyadan göçüp gittiğinde geriye ne bırakır? Mal, mülk, dünya malı hepsi geride kalır. Asıl miras; arkasından “Allah razı olsun, iyi adamdı” dedirten bir yaşam, saygıyla eğilen başlar ve onun adını her anışta gözleri dolan evlatlar bırakmaktır. İşte bizim babamız, zenginliğini parayla değil, biriktirdiği insanlarla, yetiştirdiği hayırlı evlatlarla kanıtlamış gerçek bir beyefendiydi.

Kozan Devlet Hastanesi’nin o odasında, altı ay boyunca süren o zorlu mücadelede, sevgili abim Dr. Mustafa Ağca’nın gösterdiği o insanüstü gayret ve merhamet, babamızın son anlarında hissettiği o güven duygusu hala hafızalarımızda taptaze. Mesleğini sadece bir iş olarak değil, bir vicdan meselesi olarak yapan sevgili abim Dr. Mustafa Ağca’ya da bu vesileyle, ailemiz adına bir kez daha teşekkür etmeyi bir borç bilirim ve ellerinden tekrardan öpüyorum. Onlar babamıza sadece hekimlik yapmadılar, onun o zorlu yolculuğunda birer dost, birer sırdaş oldular. Dr. Mustafa AĞCA abim hastaneye gece bir yarı gelir hastaları ziyaret eder ve sonrasında babamın hemencecik yanı başına oturur dertleşirlerdi çok dertleşirken gördüm.
18 yıl oldu BABA; 18 yıldır saatler 14.30’u gösterdiğinde içimizde bir şeyler kopuyor. Ama bilesin ki, açtığın yolda, bıraktığın sevgi bağlarıyla birbirimize daha da sıkı sarılıyoruz. Üç evladın ve adını yaşatan Musa’nın da dâhil olduğu 9 torunun, senin o asil ruhunu ve emanetin EVİMİN GENELKURMAY BAŞKANI ANACIĞIMI asla yere düşürmüyorlar, adeta her gün ziyaretindeler hepsine BİN KERE MAŞALLAH.
Seni çok özledim. Kokunu, sesini, bizlere bakarken içi gülen o gözlerini çok özledim. RUHUN şad, mekânın CENNET, komşun PEYGAMBER Efendimiz (S.A.V) olsun. Biz senden razıydık, dileriz mekânın da senden razı olur.
Nurlar içinde uyu, Hacı Çete Musa Küçüközen Babam. Evlatların ve torunların seni asla unutmadı, unutmayacak…
Rahmetlinin ölümünün ardından yazdığım ve her sene yayınladığım bu şiirimi tekrardan gene yayınlıyorum BABAMIN ÖLÜMÜ 14 HAZİRAN 2008
Ağarttı kaşımı babam bu acı kaybın
Allah rahmet eylesin yat babacığım
Teselli etti hep ahbabın dostun
Dostun tesellisi hoş babacığım
14 Haziran dı öğle üzeri
Son yolculuk için uzattın başın
Duyan eşin dostun akıttı yaşın
Yürekten kaynıyor yaş babacığım
Seksen altı sene bir ömür sürdün
Çok çileler çektin, çoook yokluk gördün
Sonunda Allaha imtihan verdin
İmtihan kazanmak hoş babacığım
Biliyordum babam dertlerin çoktu
Dr.Ağca’ya başvurduk ama dermanı yoktu
Geldi eceliniz babam vakit tastamam
Çare yok derdine boş babacığım
Duyan yakınların Kozan’a koştu
Allah malum dur ki ölümün hoştu
Her zaman derdin ya bu dünya boştu
Ben de bildim dünya boş babacığım
Anam ile ablam başucuna oturdu
Efendime salat selam getirdi
Büyük ablam tam yasini bitirdi
Yasinle huzura koş babacığım
Başucuna yalçınımla birlikte geldim
Durdum namazına elim bağladım
Acı kaybın la içim dağladım
Atanın acısı zor babacığım
Son anda hemşiren hülya da geldi
Oda ağlayıp sızlayıp yürekler deldi
Hacım bu ayrılık bize çoook acı geldi
Gerçekten bu ölüm zor babacığım
Ablam la Zeycan başucunda duruyor
Ne yapalım diye bana soruyor
Torunların hep saçların yoluyor
Onların halini gör babacığım
Yeğenlerin saffet, Mustafa, sıdıka gelmedi
Yol arkadaşım dediğin Aysel de sonradan geldi
Ağlayıp’ta gözyaşların silmedi
O da Nasip meselesi bil babacığım
Ağrıların gitti bitti şikâyet
Her canlı ölümü tadar nihayet
Allah size nasip etti hidayet
Hidayetle huzuru bul babacığım
Bizlere sabırlar versin yaradan
İnsana fayda yok puldan paradan
Teker, teker göçeceğiz buradan
Ölüme imanım tam babacığım
Kelimeyi tevhit son sözün oldu
O anda gözlerin süzüldü durdu
Kıymetli ruhunuz makamın oldu
Makamınız cennet bil babacığım
Son durağın oldu yine zeytinlik
Hem sağlığın hem ölümün bir anlık
Ali amcam, Necdet dayım, koca halam gözlemişler yolunu
Onları da yanında tut babacığım…
Babamın Ölümünün on seki ininci yıldönümü
14 Haziran 2026 Oğlun: İsmail Hakkı KÜÇÜKÖZEN
İSMAİL KÜÇÜKÖZEN
KozanBilgi.Net Haber Müdürü
Türkiye Gazi Ve Şehit Aileleri Vakfı Adana İl Başkan Yardımcısı
Her siyasi parti kurulurken, kurucular kurulu parti tüzüğünün ilk üç maddesinden birine mutlaka şu ibareyi ekler: “Demokrasi gereği siyasi partilerde adayları, partinin taban organı olan delegeler belirler.” Ama ne yazık ki bu yazı bir safsatadan ibaret kalır ve rafa kaldırılır. O vaatler unutulur; delegeler sadece ilçelerde ilçe başkanını, ardından ilde il başkanını seçer; son olarak da genel merkez delegeleri gidip topluca genel başkana oy vererek onu seçerler.
Sonuçta genel başkan yetkiyi eline alır. Mecliste ve genel merkezde kiminle çalışacaksa, milletvekili adaylarını da doğrudan kendisi belirler. Çünkü onların “demokrasi” anlayışı böyledir. Genel başkanın belirlediği aday, onun işlerine karışmaz; lidere “Sen bilirsin efendim” diyerek biat eder. Böylece parti barajı geçtiği an, ölene kadar milletvekili kalır. Var mı dahası? Varsa başka bir örneği, beri gelsin!
Şimdi Türkiye’de partilerde aday adayları ortaya çıksa, bir sandık konsa ve her parti üyesi istediği adayı özgürce belirlese; o zaman partilere demokrasi gelir mi, gelmez mi diye sorulsa, bana göre elbette gelir.
Ama şimdiki genel merkezler, vatandaşın ve partililerin gazını almak için adına “temayül” dedikleri bir düzen kurmuşlar. Sandık ortada; açık oy, gizli tasnif hesabı… Zarflar açılmadan sandıklardan çuvallara doldurulup, güya genel merkeze gidiyor görüntüsü veriliyor. Genel merkezler zaten kimi sıralamaya koyacaklarını önceden belirlemiş oluyor. Bir hafta sonra listeler açıklanıyor ve vatandaşa “hayırlı olsun” deniyor. Buradaki partili vatandaş da “Genel merkez uyumlu çalışmak için böyle uygun gördü” diyerek kendi kendini avutuyor, gönül eğliyor.
Bu durumu görüp de milletvekilliğini düşünen “siyasi kurtlar”, tabii ki bu fırsatı değerlendirecek. Kime biat edeceğini bilip doğrudan genel başkanların kapılarında, hatta genel merkezin çay ocaklarında nöbet tutacaklar ki; her sabah genel başkan gelip geçerken kendilerine biat edeni görsün ve tanısın.
Hatta bir milletvekili aday adayı açıktan söylüyor: “Kardeşim, adaylık konusunda benim il veya ilçe teşkilatıyla işim yok. Benim muhatabım doğrudan genel merkez ve genel başkandır.” Doğru söylüyor! O zaman buralarda il veya ilçe teşkilatlarına, sözüm ona “naylon delegelere” ne gerek var? Ne gerek var kışın kıyametinde, yazın kavurucu sıcağında liderin adamlarına eziyet çektirmeye?
Eğer partiliysen, lider kimi aday göstermişse göstersin, hiç önemli değil; hatta nereli olduğu dahi önemsizdir. Adayın bizi tanımasına gerek yok, liderimizi tanıyor ya, yeter! Nasıl olsa karşısında nereyi veya kimi işaret gösterirseniz oraya oy verecek uysal bir kitle var. O zaman yukarıda saydığım eziyetlere hiç gerek yok; siz oyu verin, yeter. Öyle değil mi? Ama bu iş nereye kadar böyle gidecek?
Bu olgular siyasi partilerde kokuşmuş bir şekilde yer ederken; bakın milleti uyandıracak, köylüyü tekrar “milletin efendisi” sayacak ses nereden geliyor…

Bu bilgileri, Kozan İlçe Başkanı sevgili Gürdal Topal ve Saimbeyli İlçe Başkanı Hacı Mustafa Şengül Bey ziyaretime geldiklerinde öğrendim. İki ilçe başkanı ziyarete gelince, ortamda tabii ki siyaset konuşuldu. Faaliyetlerini, genel merkezden edindikleri siyasi bilgileri ve Genel Başkanın çalışmalarını aktardılar. Verilen bilgiye göre Yavuz Ağıralioğlu, seçmenlerin yüreğine tabiri caizse su serpti.
Anahtar Partisi’nin (A Parti) tüzüğüne göre halk (seçmen); adını, sanını, kimliğini ve nereli olduğunu görecek ve kendi adayını kendisi belirleyecek. Kendi belirlediği adaya oy verip, onu TBMM’ye gönderecek. Vallahi sevinilecek bir durum! Halkın kendi belirlediği vekiller, TBMM’de tabii ki halkın yararına yasalar çıkaracaktır.
Bildiğimiz kadarıyla Yavuz Ağıralioğlu, “tek adam” yönetimine kızdığı ve isyan ettiği için kendi rahatını ve huzurunu bozarak Anahtar Partisi’ni kurdu. Parti kurulduktan sonra kendisini birkaç defa televizyonda canlı yayında dinledim. Kimseyle kişisel bir siyasi hesaplaşma probleminin olmadığını; ancak ülkenin iyi yönetilmediğini millete anlatmak için yollara düştüğünü ifade etti. İyi yönetimin reçetesinin kendilerinde olduğunu halka bildirmek için huzura çıktığını söyledi.
Yineliyorum; “Biz Anahtar Partisi’ni kurarken tek adamlık safsatası ve halktan uzaklaşmak gibi bir fikre sahip değiliz. Ama şimdi bakın, bir taraf açken diğer taraf çok zengin; insan bu duruma huzursuz oluyor. Bunları anlatmak için Anadolu yollarındayım” dedi.
Milletvekili aday belirlenmesinde ise partinin tabanı olarak görülen seçmen bazında, en zor şartlarda dahi kendi bağrından çıkmış insanları Ankara’ya göndermek için halkın görüşü alınacak. İlçelerde ve köylerde birebir seçmenlere sorulacak: “Kimi milletvekili olarak görmek istiyorsunuz?” denilecek. Seçmen ne derse, parti genel merkezi bunu dikkate alıp değerlendirmeye koyacak.
Ağıralioğlu’nun açıklaması bu yönde. Ya diğer liderler ne âlemde? Onları da tamamen suçlamamak lazım; çünkü siyasi partilerde görüntü başka, sistem başkadır. Ne var ki onlar da sistemin seline kapılmışlar, nefislerine uyup parti merkezini ellerine geçirmişler. İlk seçilirken tüzüklerine bakıyorsunuz; önce “En fazla 3 veya 4 dönem genel başkanlığa aday olunabilir, sonra olunamaz” maddesi koyarlar. Ama en son büyük kongrelere ve genel başkanlık seçimlerine gelindiğinde, hemen bir tüzük değişikliğiyle ömür boyu seçilmeyi sağlayacak bir madde eklerler. Yani ömür boyu liderlik…
(Bakmayın siz şimdi Erdoğan’ın “Bir dönem daha, ondan sonra paydos” dediğine. Bu sözünden sonra Sayın Cumhurbaşkanı kaç kere “Bu son” dedi. Çünkü koltuk tatlı, bahane de hazır: “Delege istiyor, seçmen istiyor”, o kadar! Çünkü kendisi gittiği an yanındaki yandaşları da gidecek. Onun için tüzük değişecek; “Görülen lüzum üzerine ülkenin Erdoğan’a ihtiyacı var” denilecek. Kendisi gitmek istese bile yandaşları onu göndermeyecek).
Onlardan başka kimse aday olamaz, hatta akıllarından bile geçiremezler. Ancak ölümleri halinde başka bir genel başkan seçilebilir. O zaman hevesinde ve aklında genel başkanlık olanlar, liderlerinin ölmesi için yatıp kalkıp Allah’a dua edecekler!
Avrupa’ya özenir, onları eleştiririz ama siyasi parti idare örneklerini de onlardan alırız. Örnekleri alıyoruz almasına da neden uygulamıyoruz? Şimdi Sayın Ağıralioğlu bu bahsettiği uygulamayı getirirse partisi ömür boyu iktidar olur mu? Olur. Kendisi de parti içinde seçmenleri kayda değer alır, dediğini yaparsa ömür boyu halk kahramanı olur mu, olmaz mı? Bence olur.
Ne diyelim; hâşâ huzurdan, siyasi partilere vallahi o zaman demokrasi gelir! Darısı diğer partilerin başına… İnşallah onların partisine de liderler, isteksiz de olsalar Sayın Ağıralioğlu’nun bu hareketinden ders alıp —hâşâ huzurdan— demokrasiyi ya getirecekler ya getirecekler. Ne diyelim, her şeyin hayırlısı.
Sevgiyi hak edenlere, en kemali duygularımla sevgilerimi sunuyorum…
İSMAİL KÜÇÜKÖZEN
KozanBilgi.Net Haber Müdürü
Türkiye Gazi Ve Şehit Aileleri Vakfı Adana İl Başkan Yardımcısı
Türkiye Gazi ve Şehit Aileleri Vakfı gibi manevi yükü ve onuru tarifsiz bir kurumda, üstelik Adana gibi milli mücadele ruhunu damarlarında taşıyan bir şehirde bu sorumluluğu üstlenmek her şeyden önce büyük bir gurur vesilesidir.
Kıymetli takipçilerim bu saatten sonra Türkiye Gazi ve Şehit Aileleri Vakfı Adana İl Başkanlığı Halkla İlişkiler ve Basın Yayından Sorumlu İl Başkan Yardımcılığı görevine getirilmiş bulunmaktayım.Öncelikle bana bu görevi layık gören GAZİ VE ŞEHİT AİLELERİ VAKFI Genel Başkanı Satın Gazi Lokman AYLAR Beyefendiye ve İl Başkanım sevgili Vahap ŞENER Başkanım teşekkür ediyorum.

Bir gazeteci kalemiyle, bu kutsal emanetin sesi ve soluğu olacağımdan hiç şüphem yok. Köşe yazarlığı kimliğimi ve yeni görevimin getirdiği vizyonu harmanlayan, okuyucularımda hem milli duyguları uyandıracak hem de vakfın misyonunu güçlü bir şekilde aktaracak köşe yazısı kaleme aldım ve bundan sonrada almaya devam edeceğim inşallah.
Hayat, bizlere farklı dönemlerde farklı sorumluluklar yükler. Ancak bazı görevler vardır ki, unvanların ve makamların çok ötesinde, doğrudan kalbe, vicdana ve bu topraklara olan namus borcuna dokunur. Bugün sizlerin huzuruna, sadece yıllardır bıkmadan, usanmadan gerçeklerin peşinden koşan bir gazeteci olarak değil; aynı zamanda omuzlarına hayatının en onurlu, en ağır ve bir o kadar da gurur verici vazifesini almış bir kardeşiniz olarak çıkıyorum.

Bu satırları kaleme alırken hissettiğim duygu, sadece yeni bir göreve başlamanın heyecanı değil; bu vatanın kalbi olan ŞEHİTLERİMİZİN emanetlerine ve canlarını bu topraklar için siper etmiş GAZİLERİMİZE hizmet edecek olmanın verdiği derin saygı ve sorumluluktur.
Adana, sadece bereketli toprakların değil, aynı zamanda eğilmeyen başların, teslim olmayan yüreklerin şehridir. Milli Mücadele’nin meşalesini yakan, güneyin o yiğit ve fedakâr duruşuyla tarih yazan bu şehirde, gazilerimizin ve şehit ailelerimizin yeri her zaman başımızın üstüdür. Onlar, bu ülkenin tapu senetleridir. Bizler bugün bu topraklarda özgürce nefes alabiliyorsak, bayrağımız gökyüzünde dalgalanıyorsa, bu minnet borçlu olduğumuz o kahramanlar sayesindedir.

İşte tam da bu yüzden, Türkiye Gazi ve Şehit Aileleri Vakfı çatısı altında yürüteceğimiz her çalışma, bizim için bir lütuf değil, ödenmesi imkânsız bir borcun küçük birer taksitidir.
Bir gazeteci olarak bugüne kadar toplumun aynası olmaya, sessiz yığınların sesi olmaya gayret ettim. Bundan sonra ise kalemimi ve kelamımı, çok daha kutsal bir odak noktasına sabitleyeceğim. Yeni görevim gereği;
Şehitlerimizin geride bıraktığı Ailelerinin her bir ferdinin derdiyle dertlenmeyi,
Gazilerimizin haklarını, taleplerini ve yaşadıkları onurlu hayatı kamuoyuna en doğru şekilde aktarmayı,
Vakfımızın Adana’daki ve TÜRKİYEDE tek İlçede Şubesi olan Saimbeyli de sesini, projelerini ve gönül köprülerini daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyorum.

Halkla ilişkiler ve basın yayın vizyonumuz; sadece faaliyet raporları yayınlamak ya da kuru açıklamalardan ibaret olmayacaktır. Biz, şehitlerimizin aziz hatıralarını diri tutacak hikâyeleri anlatacağız. Biz, gazilerimizin vakur duruşunu genç nesillere aktaracak projeler üreteceğiz. Adana halkı ile vakfımız arasında kopmaz, sarsılmaz bir gönül bağı inşa edeceğiz.
Bu bir bayrak yarışıdır ve bu bayrak, vatan sevgisinin en saf haliyle dalgalanmaktadır. Adana İl Başkanlığımız ve Saimbeyli şubemiz bünyesinde, tüm yönetim kurulu arkadaşlarımla birlikte, gece gündüz demeden çalışacağımızın sözünü buraya açıkça not düşüyorum. Bizim kapımız da, gönlümüz de bu vatan için bedel ödemiş herkese sonuna kadar açıktır.
Köşemden bana bugüne kadar gösterdiğiniz teveccühe teşekkür ederken, bu yeni ve kutsal yolculuğa Evimin GENELKURMAY BAŞKANI ANACIĞIMIN OLURUNU ve DUASINI alarak başladım sizlerinde dualarınızı ve desteklerinizi esirgemeyeceğinizi biliyorum.
ŞEHİTLERİMİZİN ruhu şad, GAZİLERİMİZİN ömrü bereketli olsun İNŞALLAH. Yolumuz uzun, yükümüz ağır ama inancımız tamdır.
Allah utandırmasın diyorum. En kemali duygularımla Muhabbetlerimi sunuyorum. Kalın sağlıcakla…
İSMAİL KÜÇÜKÖZEN
KozanBilgi.Net Haber Müdürü
Türkiye Gazi Ve Şehit Aileleri Vakfı Adana İl Başkan Yardımcısı
Bazen bir kelime, bir ilan panosunda duran birkaç satır yazı, insanın içini ısıtmaya ve geleceğe dair umutlarını tazelemeye yeter. Gazeteci ve bu aziz milletin bir ferdi olarak, beni derinden duygulandıran, “İyi ki bu toprakların evladıyım” dedirten çok özel bir buluşmaya şahitlik ettim.
Türkiye Gazi ve Şehit Aileleri Vakfı Adana İl Başkanlığı bayrağını büyük bir enerji ve azimle devam ettiren İl Başkanımız Vahap Şener ile çiçeği burnunda yeni başkan yardımcısı ben İsmail Küçüközen birlikte anlamlı bir teşekkür ziyareti gerçekleştirdik. Rotamız, vatan sevgisini iş yerine, mesleğine ve kalbine nakşetmiş değerli emekli komutanımız Şeref Büyüköztürk’tü.

Peki, bizi Şeref Komutanımızın kapısına götüren neydi? İş yerinin en görünür yerine astığı, maddiyatın çok ötesinde bir manevi değer taşıyan o asil ilan:
“Burada GAZİ ve ŞEHİT birinci sınıf yakınlarına ücretsiz güvenlik kursu verilir.”
Bu sadece bir ilan değil; bu topraklarda huzur içinde uyuyalım diye canını feda eden şehitlerimize ve uzuvlarını bırakan gazilerimize açılmış bir gönül kapısıdır. Bu ahde vefadır, bu vatanperverliktir. Türkiye Gazi ve Şehit Aileleri Vakfı olarak, bizleri ve kahramanlarımızın emanetlerini böyle bir hassasiyetle onurlandıran Şeref Komutanımıza şükranlarımızı sunmak boynumuzun borcuydu.

Ziyaret esnasında zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Şeref Komutanımızın tecrübesi, İl Başkanımız Vahap Şener’in heyecanıyla birleşince ortaya devletimiz ve milletimiz üzerine dopdolu, buram buram memleket kokan bir sohbet çıktı.
Konu döndü dolaştı, hepimizin ortak sevdası ve kırmızı çizgisi olan “Terörsüz Türkiye” hedefine geldi. Masada ne bir siyaset ne de yapay gündemler vardı; sadece tam bağımsız, terörün gölgesinden arınmış, huzur ve güven içinde bir Türkiye ideali konuşuldu. Gördük ki, bu milletin emekli komutanı da, vakıf başkanı da, gazetecisi de aynı vizyonla, aynı inançla çarpan yüreklere sahip.

Bu anlamlı ziyaretin sonunda cebimde kalan en büyük izlenim şudur: Biz birlikte güçlüyüz. Şehitlerimizin emanetlerine, gazilerimizin vakarına sahip çıkan Şeref Büyüköztürk gibi değerlerimiz var oldukça, bu ülkenin sırtı yere gelmez.
Adana İl Başkanımız Vahap Şener’e bu kıymetli yürüyüşünde başarılar dilerken, bizleri gururlandıran Şeref Komutanımıza da tüm gazi ve şehit aileleri adına bir kez daha teşekkür ediyorum.
İyi ki varsınız. Vatan size minnettar.