İBRAHİM FAİK BAYAV

İBRAHİM FAİK BAYAV

17 Temmuz 2026 Cuma

Teğabün Suresi 9: Yevmi’l-cem, Kötü ve Asi İnsanların Yargılanma Günüdür

Teğabün Suresi 9: Yevmi’l-cem, Kötü ve Asi İnsanların Yargılanma Günüdür
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Teğabün Suresi’nin sekizinci ayetinde, ”Allah’a iman edin, onun resulü ile, indirilen nur ile emniyete girin’ diye insanlara tavsiye edilmişti. Sebebini dokuzuncu ayeti okuduğumuzda anlayacağız.

Dokuzuncu ayet: BİRİNCİ CÜMLE: ”Yevme yecmeuküm li yevmi’l-cem’ı; zalike yevmü’t-teğabün”.

Bu cümlede bulunan ve Sure’ye ad olan ‘teğabün’ اَلتَّغَابُونِ kelimesi, aldanma – aldatma olayına verilen ad oluyor. ”İşte bu aldanma günüdür” dendiğinde, bir toplumda kuralsız yapılan işlerin kötü sonuç getireceğinin işareti verilmiş olur. Toplumda kimler kimleri aldatıyordur?.. Kimler nasıl aldanıyordur?..

‘Yevmi’l-cem’, يَوْمِ الْجَمْعِ cem günü demektir.  Bu kelime Türkçede TOPLANMA GÜNÜ olarak karşılık buluyor.

‘Yevmi’l-cem’ tanımını mealciler, ‘haşir günü’ şeklinde anlıyorsa da, bir kaç mealci ‘Yevmi’l-cem’ kelimesine  kıyamet günü anlamını veriyor.

‘Yevmi’l-cem’ kelimesi, belki haşir gününü hatırlatıyordur ama öldükten sonrasında oluşacağına inanılan haşir günü değildir bu.

Bahsedilen cem günü, ticari faaliyet sahiplerinin, belli zaman sonrasında muhasebeye tabi tutulacağı gündür.

Yaşadığımız bu zamanda, şirketlerin muhasebecileri, Mart ayı öncesinde toplanırlar ve muhasebe yaparlar, Gelir – gider tablolarıyla, belirtilen kar veya zararı yönetim kadrosuna sunarlar. Mart ayı içinde devlet, o toplanma gününün sonucundan haberdar edilecektir. Netice hem umuma açıklanır; hem de maliyeye bildirilir. Devlet, gereksiz yatırımlarla ve harcamalarla aldanan şirketlere ”geçmiş olsun” der belki. Ama, gerekli yatırımla iyi gelir elde eden şirketlerin muhasebecileri, -yönetici baskısıyla- belgelerde oynama yaparak ‘aldatma’ işine girişebilirler. Gün, onların günü oldu sanılacaktır. Ancak, önceki ayette insanlar için belirtilen, ”Allah yaptıklarınızdan haberdardır” uyarısı, devletin, ummadıkları zamanda şirket yöneticilerinin karşılarına çıkaracağının işaretini verir. Ayette haber verilen ”zalike yevmü’t-teğabün” ifadesi, bu kişiler için tecelli etmiş olacaktır.

İKİNCİ CÜMLE: ”Ve men yümin billahi ve yeamel salihan yükeffir anhü seyyiatihi”. Yani, her kim Allah’a iman eder, işlerini salih olarak yaparsa, o kişinin geride kalan kusurları ve ayıpları örtülür.

Ayet, Hazreti Muhammed’in İslamlaştırdığı topluma hitap ediyor. O toplumun Medine toplumu olduğu anlaşılmıştır. İnsanların, genellikle, kusurlu ve ayıplı olduğu bu ayet ifadesiyle anlaşılmış oluyor. Örtüleceği belirtilen kusur ve ayıplar, bilmeme sebebiyle iş yapan, faaliyet gösteren fertleri kapsar.  Ya henüz kural konmamıştır; ya da kural konmuş ama konulan kural toplum fertlerine bildirilmemiştir. O ana kadar toplum bireyleri veya grupları kendilerine yarayacak usul ile iş yapıyor ve hareket ediyordurlar. İslamlık ferdin değil toplumun yararını esas alır.

Teğabün Suresi’nin indirildiği Medine’de, artık, İslam Devleti oluşmuş demektir. Toplum düzenini oluşturacak kurallar Allah tarafından gelmeye başlamıştır; Hazreti Muhammed, kuralları ya bizzat kendi, ya da görevlendirdiği elemanlar ile topluma tebliğ ediyordur. Hangi fert bildirilen kural ile iş yapmaya başlarsa, geçmişte bilmeme sebebiyle oluşan kusurlar ve ayıplar, zaten, otomatikman ortadan kalkacaktır; hiç bir fert muaheze edilmeyecektir. Yetki, Hazreti Muhammed’dedir. O yetki Hazreti Muhammed’den sonra devletin başındaki şahıslarda olacaktır.

Genel hüküm: İslamlaşan devletin başındaki şahıslar, toplum düzeni için oluşturulan kuralları toplum bireylerine tebliğ etme ve ettirme ile sorumludurlar. Zamanımızda, siyasete hakim kişilerin, torba veya çuval içine sıkıştırılmış kural metinlerinden ”şu şu kelimeyi çıkardık, şu kelimeyi veya cümleyi ekledik” gibisinden işlemleri toplumun işine yaramaz. İşi kitabına uydurabilen birilerine, millet fertlerini aldatma fırsatı verir.

‘Yeamel salihan’ يَعْمَلْ صَالِحًا kelimesi ‘hayırlı iş’ demektir. Böyle iş, hem yapana hem topluma hem de ülkeye fayda sağlar. Gerekirse ülke dışındaki ülkelere bile faydası dokunur. Nasıl fayda sağlar? sorusu akla gelecektir. Cevap için ifadenin devamına bakacağız:

Teğabün Suresi ÜÇÜNCÜ CÜMLE: ”Ve yüdhılühü cennatin tecri min tahtiha el-enharu halidine fi ha. Zalike fevzu’l-azim”. Yani, toplum bireylerinin işlerini salih şekilde yapmasıyla altından ırmaklar akan cennet yaşamına geçiş başlayacaktır. Güzel yaşamın devamlılığını sağlayacak olan SU’dur.  Mesela, ırmak önüne baraj yapım faaliyeti SALİH AMEL ya da hayırlı iştir. Ammaaa!.. aşırı yağış ile dolan barajı, ölçülü tahliye yerine kapakları açıp suyu aniden serbest bırakmak, insanların yaşamını cehenneme çevirecek harekettir.

İbrahim Faik Bayav
(17.07.2026 09:25)

Devamını Oku

Teğabün Suresi 7 ve 8: Devlet, Kötü ve Bozuk Niyetlileri Bulur ve Ortaya Çıkarır

Teğabün Suresi 7 ve 8: Devlet, Kötü ve Bozuk Niyetlileri Bulur ve Ortaya Çıkarır
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İBRAHİM FAİK BAYAV

Teğabün Suresi 7 ve 8: Devlet, Kötü ve Bozuk Niyetlileri Bulur ve Ortaya Çıkarır

-Bahsedilen devlet, hukuku belirleyen ve işleten devlettir-

İnsanların birbirini aldatmasını konu eden Teğabün Suresi’nin yedinci ayeti ile konuya devam ediyoruz.

Yedinci ayetin BİRİNCİ KELİMESİ: ”Zeame ellezine keferu en len yüb’asü”.

Bu ifadeyi meacller ”inkar edenler öldükten sonra diriltilmeyeceklerini sandılar” şeklinde Türkçeye çeviriyorlar. Hangi ölüm?.. Nasıl bir dirilme?.. Mealcilerin hiç birinde bunun açıklaması yok. Çünkü bu ayet öldükten sonra diriltmeyi konu etmiyor. Kelimeleri irdelediğimizde, bu ayetin neyi konu ettiğini anlayacağız.

‘Yüb’asü’ يُبْعَثُوا fiili, bir şeyi ortaya çıkarma hareketini yaptırıyor. Ama bu ifade, mevtanın toprağa gömüldükten sonra hayat bulması için çıkarılması anlamında olmuyor. Eğer ‘yüb’asü’ fiili topraktan çıkarılma olayı için kullanılacaksa, bu fiil ile toprak içinden oluşan -iyi veya kötü- bir şeyin ortaya çıkarılması anlamında kullanılabilir.

Şimdi, Arapça-Türkçe lügatin içine girip ‘be-a-se’ fiilinin anlam kazanan hareket biçimlerine bakacağız:

a) Birini veya bir şeyi, biriyle göndermek hareketi…

b) Uykusundan uyandırma ve kaldırma hareketi…

c) Teşvik etme, tehyiç etme hareketi…

d) Birilerinin üzerlerine bela indirme hareketi.

Bu ‘yübasü’ fiili, ister kaldırma, ister gönderme, ister teşvik, ister indirme anlamında kullanılsın, sadece bilinen bir şeyin ortaya çıkarılacağını amaçlar. Ayetin Zeame ellezine keferu en len yüb’asü’ ifadesi, kafirler, zamanı gelince ortaya çıkarılmayacaklarını sandılar, şeklinde anlam içerir. Demek ki ‘onlar’ zamiriyle işaret edilenler kafirliklerini gizliyorlardı.

‘Ellezine keferu اَلَّذينَ كَفَرُوا kelimesi, İslamlaşan toplumda, konan kuralları kabul etmeyenleri tanımlıyor. Çünkü, onların İslamlaşan toplumdaki niyetleri gizlidir.

‘Bease’ بَ عَ ثَ fiilinin kullanılışına örnek; Bakara Suresi’nin 56’ncı ve 213’ncü ayetlerindedir:

İKİNCİ KELİME: ”Kul, bela ve rabbi le tüb’asünne sümme le tünebbeüne bi ma amiltüm”.

Hazreti Muhammed’e söylemesi emredilen bu ifadenin Türkçe karşılığı şöyle:  Evet!… Rabbim sizi mutlaka ortaya çıkaracak; sonra nasıl işler yapmış olduğunuzu size haber verecek.

İfadedeki ‘ma amiltüm’ مَا عَمِلْتُمْ kelimesi, alavere dalavere işler anlamına geliyor. Yani, görünüşte ‘yapıcı’, arka tarafta ‘bozucu’. Bozuculukları ancak somut delil belli olduktan sonra ortaya çıkarılacaktır.

Günümüzde aynen öyle oluyor. Gerek kara para aklayıcıları, gerek uyuşturucu tacirleri, aylarca takip edildikten ve delil elde edildikten sonra baskın yapılıp tutuklanıyorlar.

ÜÇÜNCÜ KELİME: ”Ve zalike ala allahi yesirun”. Bu ifadenin Türkçe karşılığı şu: Ortaya çıkarma olayı, Allah’ın zatı için kolaydır.

O zamanda Allah’ın zatı için kolaydır. Yüzyıllar sonrasında, Allah’ın zatına ait kolaylık, Allah’ın yarattığı kullar üzerinde tecelli eder. Devlet devlet gibi olacaktır; ülke içindeki alavere-dalavere tıynetliler, devletin sahip olduğu güç ile, toplum içinden açığa çıkarılıp götürülecektir. Devlet, devlet gibi olmadığında, o devlet zaten, ayette tanımı yapılan ELLEZİNE KEFERU sınıfına girer. Bu da, hariçteki ülkelerde açığa çıkarılır.

Teğabün Suresi sekizinci ayet: ”Fe aminü billahi ve resulühi ve’n-nuri, ellezi enzelna”.

Bu ayet ifadesiyle muhatap alınan toplum bireylerine şu tavsiye ediliyor: Allah’a iman ile… O’nun resulü ile… ve indirmiş olduğumuz Nur ile, emniyete girin.

Bu tavsiye, toplum bireylerinin zihninde şu anlamları oluşturur:

a) Tavsiye eden güç, toplum üzerindeki hakimiyetini belli etmiştir. Başka bir güce yönelme, ondan medet bekleme imkanı ortadan kalkmıştır.

b) Resul bilinen zat, tavsiye edilen kuralların örnek olarak ilk uygulayıcısıdır. İman, onun uygulaması ve uygulatmasıyla, gönüllerde pekişecektir.

c) İndirilen NUR, اَلنُّورِ her tavsiyenin yazılmış ve kayda geçmiş halidir. Tescil olmadan hüküm icra edilemez. Zamanımızda tescil ve uygulama, medeni her ülkede, Ticaret Kanunu ile mümkün oluyor.

İbrahim Faik Bayav
(10.07.2026 09:06)

Devamını Oku

Teğabün Suresi 5 ve 6: Kural Teperek Oluşan Zenginlik Topluma Bela Getirir

Teğabün Suresi 5 ve 6: Kural Teperek Oluşan Zenginlik Topluma Bela Getirir
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İBRAHİM FAİK BAYAV

Teğabün Suresi 5 ve 6: Kural Teperek Oluşan Zenginlik Topluma Bela Getirir

Teğabün Suresinin bu iki ayetinde, sosyal düzen kuralını kabul etmeyenler için bildirim yapılıyor. Bildiriyi, içinde yaşadığı topluma Hazreti Muhammed duyuruyor. Okuyalım:

Teğabün Suresi beşinci ayet:

BİRİNCİ KELİME: ”Elem yetiküm nebeü ellezine keferu min kablü”. Türkçesi şu: Geçmişte, kural tanımayan topluma ne olduğunun haberi size gelmedi mi?

Ayet ifadesindeki ‘ellezine keferu’ kelimesi, kural reddiyecilerini belirtir. Bunlar genellikle toplumların üst tabakasındandır.

Bu ayetin hem birinci ayetle hem üçüncü ayetle bağlantısı var.

Birinci ayette semavatın ve arzın içindekilere işaret edildiğinde… üçüncü ayette sosyal oluşum konu edildiğinde… sistemin işletilmesinin insan tasarrufunda olduğu anlaşılmış oluyor. Verilen mesaj şu:

a) Sistem kural ihlali ile bozulursa, sonuç geçmiştekinin benzeri olacaktır.

b) Bozulan sisten kural ile onarılmazsa, toplum huzur bulamayacaktır.

Kural tanımama iki sebepten olur:

a) Bilememe, anlayamama ve idrak edememe sebebiyle: Bu anlamda, fertlerde, kuralın kendilerine fayda sağlamayacağı şüphesi olabilir. Ya da, toplum bireyleri genel davranışın doğru olduğuna inanmıştır ya da inandırılmıştır. Birinin ya da birilerinin geçmişten örnek göstererek onları ikna etmesi gerekir.

b) Aşırı menfaat elde etme hırsı sebebiyle: Bu anlam geçerli olursa, topluma etkin kişilerin şeytanlaştığı anlamını çıkarabiliriz. Şeytanlaşmış bu kişiler, kendilerini üstün biliyordur; toplum fertlerini değersiz görüyordur. Toplum fertleri, maalesef telef olacaklardır.

İKİNCİ KELİME: ”Fe zakuu vebale emrihim, ve lehüm azabün elimün”. Yani; onlara, kuralsız davranışlarının zevkini yaşayın bakalım, size, davranışlarınızın sonucunda elim azap var, dendi.

Geçmişte bazı insanlara öyle dendi ise, Hazreti Muhammed’in zamanındaki insanlar kuralsız davrandıklarında aynı azaba uğrayacaklardır. O kadar mı?.. Ya daha daha sonraki zamanın insanlarına ve toplumlarına neler olacaktır?.. Mesela, yaşadığımız 21’nci yüzyıl başında?.. Ayetteki mesaj tüm toplumlar içindir. Aynı kuralsız davranışlar sebebiyle aynı azap o toplumlara gelecektir.

Bilim asrındayız… İmar ve inşa faaliyetlerinde uygulanacak hendese ölçüleri belirlenmiştir ya da zamanla belirleniyordur. Tüm dünya milletlerinde yapı teknolojisinde ölçülere uyulması isteniyor. Uyulmaması faciaya davetiye çıkarıyor. 1999 Gölcük depreminden sonra da, 2005 Kahramanmaraş depreminden sonra da, uzmanlar ve bilimadamları, yapıların yer ve tekniği için iktidardakileri uyarıyorlar. İktidardakiler ve müteahhitler anlıyor mu?.. Bilmiyoruz. Geçmişteki yanlış davranışların sonuçları fikir erbabı tarafından devamlı gündemde tutuluyor. Çünkü, olayın sonuçları dün olmuş gibi görünüyor ve anılıyor.

Teğabün Suresi altıncı ayet:

BİRİNCİ CÜMLE: ”Zalike bi ennehü kanet tetihim rusülühüm bi’l-beyyinati”.

Ayetin bu ifadesi, geçmişteki topluma, kendilerinin içinden çıkan resullerin, belge ile gelip uyarı yaptığını anlatıyor. Belgesiz değil, belge ile!.. Yani şunu diyor. İçlerinde akil insanlar vardı. Hangi sebep ile ne olacağını biliyorlardı. Delil de gösterip onları yanlış davranıştan vazgeçirmeye çalışıyorlardı.

Zamanımızda, Türkiye’de, ayette anlatılan olaya benzer olay olmuyor mu?

‘Rusül’ رُسُلٌ, ‘resul’ رَسُولٌ teriminin çoğuludur.  Bu zamanda BİLİMADAMLARI ifadesi RUSÜL teriminin karşılığıdır. Bilimadamları, görürler; analiz ederler; olacakları rapor haline getirirler ve ilgililere sunarlar.

‘Beyyinat’ بَيِّنَاتِ görünenlerin kayda geçmiş halidir. O zamanda ne yapıldığında neler olduğu -yazılmasa bile- hafızalardadır.

İKİNCİ CÜMLE: ”Fe kaluu, e beşerun yehdünena”. Yani, (resulleri dinlemeyi kabul etmeyenler) bize beşer mi usul öğretecek, dediler.

Zihne gelen soru şu: Geçmiş zamanın toplumu, kendilerine kimin yol göstermesini… kimlerin usul öğretmesini istiyordu?

O toplum öyle bir şey istemiyordu. O anda zevk duydukları kuralsız ve keyfi davranışlar, hakikatin bilinmesine imkan vermiyordu.

ÜÇÜNCÜ CÜMLE: ”Fe keferu ve tevellev ve isteğna allahü; ve allahü ğaniyyün ve hamidün”.

Bu üçüncü cümle Türkçeye şöyle çevriliyor: ”Allah hiç bir şeye muhtaç olmadığını gösterdi. Allah zengindir; övülendir”. Bu ayet ifadesi sözcük karşılığıyla Türkçeye çevrilirse, işte böyle tuhaf bir ifade ortaya çıkıyor. Ayetin verdiği mesaj anlaşılmaz oluyor.

Birinci ayette ”Mülk onun” uyarısı yapılmıştı. Mülkün sahibinin zengin olduğunu belirtmesine gerek yok. Ayet ifadesi, kural tepen toplumun, bir de utanmadan, Allah’tan zenginlik istediğine dikkat çekiyor.

‘İsteğna’ اِسْتَغْنَى kelimesi Arapça-Türkçe lügatte, zengin olma  beklentisi şeklinde belirtiliyor. Lügatte ‘İSTEĞNA ALLAH’ kelimesi ‘ğaniye’ maddesi içinde değişik bir anlama dönüşmüş. Arap ülkesindeki bir kişi ‘İSTEĞNA ALLAH’ ifadesini kullandığında, Allah’tan zenginlik isteme davranışını belirtmiş oluyor. Ayet aynı zamanda tezatı da belirtiyor: Toplum ya da ülke, kuralı ret edecek ama zenginlik bekleyecek. Helaket oluştuğunda da kuralı koyanı suçlayacak. Ne kadar ilginç, değil mi?!.

İbrahim Faik Bayav
(03.07.2026 09:04)

Devamını Oku

Tağabün Suresi 4: Allah’ın ‘Alim’ Sıfatı, İnsanlar Üzerinde Tecelli Ediyor?

Tağabün Suresi 4: Allah’ın ‘Alim’ Sıfatı, İnsanlar Üzerinde Tecelli Ediyor?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İBRAHİM FAİK BAYAV

Tağabün Suresi 4: Allah’ın ‘Alim’ Sıfatı, İnsanlar Üzerinde Tecelli Ediyor?

Teğabün Suresi dördüncü ayetini üç cümlede okuyalım:

BİRİNCİ CÜMLE: ”Yealemü ma fi es-semavati ve el-arzı”. Ayetin bu cümlesinde deniyor ki; Allah, göklerin ve yerin içinde ne varsa hepsini bilir.

Soru bir: Göklerin ve yerin içinde ne vardır ki, Allah var olanların hepsini bilir? Mesela, üstümüzde kanat çırpıp uçan kuşlar… onların da üstünde bulutlar… onlarında üstünde yıldızlar… filan mı? Yerin içinde olanlar, bitkiler, ağaçlar, hayvanlar filan mı?  Sevavatı ve yeri zaten o yaratmıştı, yaratılanın içinde yarattıklarını da elbette o bilecekti. ”Ne varsa bilir” demesi, yarattıklarını, var ettiklerini bilir anlamında değildir.

Göklerin içinde ve yerin içinde, Allah’ın bildiği şeyler, sonraki zamanlarda insanlarca oluşturulup yerleştirilen şeylerdir… Onlar her insanın bilemeyeceği şeylerdir… Onlar zamanı gelince kullanılacaklar diye belirli yerlerde konuşlandırılmışlardır.

Soru iki: Allah göklerin içindekileri ve yerin içindekileri nasıl bilir?

Nasıl bildiğini biz bilemiyoruz. Allah’ın zatını göremediğimiz gibi, zatına ait bilme gücünün nasıl işlediğini de bilemeyeceğiz. Sadece şunu biliyoruz: Hiç bir faaliyet, onun izni olmadan gerçekleşmez.

Kur’an’da belirtilen şu hüküm hatıra gelecektir: ”Allah ”kün fe yekün” كُنْ فَيَكُنْ sırınca ‘ol’ der o da olur… Sormaya, soruşturmaya bilgi almaya ihtiyacı yok.

Ayette işlenen bu konunun işlenme sebebi olmalıdır. Şu akla gelir: Ayetler o zaman için indirilmiş olsa da, içinde yüzyıllar ötesine işaretler taşıyacaktır. Bilme olayı, Allah’ın ‘aliim’ عَليمْ sıfatının insan üzerinde tecellisini oluşturur. İlimle güç kazanan ve otorite kuran insan, ‘bilme’ ve ‘bulma’ yeteneğini, Allah’ın ‘alim’ sıfatına ayna yapıp umuma gösterecektir.

Her çeşit sanayi, petrolün bulunmasıyla gelişti. Petrolün arzın neresinde olduğu, hesap ilmiyle bulundu. Yeryüzünün neresinden petrol çıkarılacağı bile hesap ile tespit ediliyor. Hatta, yerin içinde bulunan petrolün yapılan masrafa değip değmeyeceği… petrolün ne kadar yıl sonra biteceği bile hesap ilmiyle tespit edilebiliyor.

Ayetin anlaşılması için oluşan açıklamaya dikkat ediliyor mu? Tevhid inancının ilk öğesi ALLAHÜ EKBER اللّهُ اَكْبَرْ sözü idi. Yani ”Allahü ekber” dendiğinde, ALLAH EN BÜYÜK sözü tasdik edilmiş ve söylenmiş oluyordu.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, İran’a saldırmaya başladığında, İran askerleri, misilleme amaçlı gönderdikleri füzelerin üzerine ALLAHÜ EKBER yazıyordu. Yani, ”Allah en büyük” diyorlardı. Peki, birilerinin aklına ”başka büyükler mi var?” sorusu gelir mi, gelmez mi?

İlmin aşırı çoğalmasıyla, bilimin gelişmesiyle, gökler ve yer, ALLAHÜ EKBER sözünün tecelli edeceği zaman aralığına doğru gidiyor.

İKİNCİ CÜMLE: ”Ve yealemü ma tüsirrüne ve ma tulinüne”. Bu ifade, ”Allah, gizlediğiniz şeyleri de açıkça belirttiğiniz şeyleri de bilir” diyor. Kime… kimlere diyor?…

Hazreti Muhammed’in tebliği ile Müslüman olan topluma diyor. Bu demektir ki, Müslümanlar, Müslüman olmadan önceki adetleri üzere, gizlememeleri gerekeni gizliyorlardı, ortaya konması gerekenleri eksik gösteriyorlardı. Kaçamak imkansızdı, Allah onların davranışından haberdardı. Lakin bu yazıda, yüzyıllar ötesinine ait işareti konuşuyoruz.

Şu an yirmi birinci yüzyıldayız. Yaşam; para, altın ve döviz üçlüsüyle şekilleniyor. Otorite mensupları, darphanede basılıp piyasaya sürülen nukudun nasıl kullanıldığının farkındalar. Vatandaşların edindiği servetten sorumluklarını yerine getirip getirmediğinin de farkındalar. Mesela, bir kiracı, kirasını bankadan ev sahibine ödediğinde, ödediği para ev sahibine giderken, anında maliyenin sistemine de kayıtlanıyor. Kira parasının vergisini ödemediğinde Maliye o vatandaşa ”gel berü” diyor. Merkez Bankası, yaptığı hesap ile, yurt içinde vatandaşlara ait ”şu kadar ton altın var” diyebiliyor. Yurtdışından içeri, ya da dışarı -açık ve gizli- değerli maden giriş-çıkışını da takip ediyor. Otorite mensupları, gemilerle gizli taşınan uyuşturucuları bile biliyor. O an ses etmiyorlar, o ayrı konu.

ÜÇÜNCÜ CÜMLE: ”Ve allahü aliimün bi zati’s-suduri”. Bu ifade Türkçeye şöyle çevriliyor: Allah gönüllerde (ya da kalplerde) olanı bilir. Bu çeviri, içte oluşan ve saklanan şeyleri de bilir anlamını veriyor.

‘Bi zati’s-sudur’ بَذَاتِ اَلصُّدُورِ  kelimesi Türkçeye ‘Aynı göğüslerle’ şeklinde çevriliyor.  O zaman ve allahü aliimün bi zati’s-suduri” kelimesi Türkçede ”Allah kalplerde olanı bilir” şekline dönüşüyor. Her halde tüm insanların göğüslerinde kalp bulunduğundandır. İyi ama, tüm hayvanların göğüslerinde de kalp var!.. Hatırlatma ise insana yapılmış görünüyor… yüzyıllar sonrası konumuz içinde ama!  Yapay insan içine belirli amaç için yerleştirilmiş programı, programı yazandan başkası bilemeyecektir.

‘Sadr’ sözcüğü, bir taifeye veya bir taifenin reisine verilen ad da olabiliyor. ‘Zati’s-sudur’ kelimesi, taifeler ya da taife reisleri anlamında olabileceği anlamını da verir. Bu açıklama sonrası, Allah, toplum içindeki farklı grupların ve grup başkanlarının gizlediğini ve açığa çıkardığını da biliyor anlamı ortaya çıkacaktır. Bu ayetin manası günümüzde, devlet, holdinglerin ve şirketlerin vergi matrahını da, kaçırdıkları vergiyi de bilir şeklinde tezahür eder.

İbrahim Faik Bayav
(27.06.2026 09:02)

Devamını Oku

Teğabün Suresi 3: Gökler ve Yeryüzü; Yapay İnsanlar  Yeniden Yaratılış 

Teğabün Suresi 3: Gökler ve Yeryüzü; Yapay İnsanlar  Yeniden Yaratılış 
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İBRAHİM FAİK BAYAV

Teğabün Suresi 3: Gökler ve Yeryüzü; Yapay İnsanlar;  Yeniden Yaratılış

Teğabün Suresi’nin birinci ayetindeki semavat ve arz içine ait bilginin İNSAN cinsine verildiğine dikkat çekilmişti. İkinci ayette, insanların yaratılma olayının biyolojik değil sosyolojik olduğu açıklanmıştı. Semavatın ve arzın içinde neler olduğunu anlamaya çalışacağız. Ama önce semavat ve arzın yaratılmasına ait bilgiyi üçüncü ayette okuyalım:

Teğabün Suresi üçüncü ayet: ”Halaka es-semavati ve el-arza bi’l-hakk. Ve savveraküm fe ahsene suvereküm. Ve ileyhi el-masıir”. Evet… Üçüncü ayet ifadesi bu.

Bilgilendirme, Altıncı Yüzyıl’da, Hazreti Muhammed’e ve tabilerine yapılıyor gibi görünüyor. Aslında ayet yüzyıllar ötesi zamanın olayına işaret ediyor.

Ayet, ”Allah, gökleri ve yeryüzünü hak ile yarattı” diyor. Soru şu: Ne zaman yarattı?

”Halaka es-semavati ve el-arza bi’l-hakk” ifadesi, göklerin ve yerin sıfırdan yaratıldığı anlamında değildir. Yok iken var edildi anlamında da değildir. Bu ayet ifadesi, göklerin ve yerin şeklinin değiştirilerek yaratıldığını ima eder. Değiştirilme ‘hakk’ ile بِالحَقِّ, yani, olması gereken bir sebep ile gerçekleşmiştir.

Sanayi asrında fabrika bacalarından çıkan dumanın bozduğu  hava, tüm canlıların yaşamını da bozuyordu. Ozon tabakası yırtılıyordu. Bilim insanları atmosferin düzeltilmesi için çaba harcıyorlar. Yeryüzünün çeşitli faaliyetle yıpranması, betonik yapılarla doldurulması düzeltme düşüncesini de gündeme getiriyor. Orman ve tarım alanlarının betonlaşması, iklim bozulmasına sebep olduğu gibi, ekolojik dengeyi de tarumar ediyor. Bilim dünyası bunun da çözümünü arıyordur. Bu ayet işaret ediyor ki; gökler ve yeryüzü yeniden yaratılacak ve var edilecek.

Şu anda 21’nci Yüzyılın ilk çeyreğindeyiz… Bu ayet ifadesi 22’nci Yüzyılda okunduğunda ne olur?

Cevap: Bu ayeti okuyanlar muhatap alınırlar ve davranışlarının düzgün olması için uyarılırlar. Peki kimler olacaktır onlar?

Ayetteki Ve savveraküm fe ahsene suvereküm” ifadesi, ”Sizi şekillendirdi, suretinizi en güzel biçime getirdi” anlamını veriyor. ‘SİZ’ zamirinin kullanılmasından kasıt ‘insan’ cinsi olmayacaktır. 21’nci Yüzyılda bu ayeti okuyanlar, bu ifadenin, Hazreti Muhammed’e ve tabilerine söylendiğini sanabilirler. Halbuki ayet, insan cinsi dışında yaratılmış yeni bir varlığa hüküm bildiriyor.

İkinci ayette belirtilen ‘yaratılma’ ve ‘var edilme’ sosyal anlamda iken, bu üçüncü ayette yaratılma, biçimlendirilme ve en güzel şekle getirilme fiziki anlamda oluyor.

Yirmi birinci Yüzyıl, yapay insan üretme yılı olacağa benziyor…

Yapay zeka gerçekleşti; İnsanlar onunla konuşuyor; ona soru sorulduğunda beklemeden cevap veriyor; istek üzerine insanın iki boyutlu resmini bile oluşturuyor.

Yapay zeka ‘yapay insan’ prototipine yüklendiğinde, bizim gibi biyolojik insanlar, olmayacak sandığı çok şeyin olduğunu göreceklerdir.

Ayetin sonunda  ”ileyhi el-masıir” وَ اِلَيْهِ الْمَصِيرُ ifadesi var. Mealciler bu ifadeyi ”dönüş ona olacak” anlamında Türkçeye çeviriyorlar. Elbette dönüş ona olacak!.. Dönüş yeri neresi olacak?

‘Masıir‘ اَلْمَصِيرُ, azlık belirten sıfat isimdir. Mısır ülkesi gibi şehirleşme vasfını da belirtir. Dönüş ona olacaksa, dönülecek yer, sureti en güzel biçimde yapılan varlıkların oluşturuldukları yer olacaktır. En güzel biçimde var edilenler, zamanla ortalıktan kaldırılacaktır. Yapı unsurları aslına dönecektir. Zamanımızda, GERİ DÖNÜŞÜM ifadesi, ambalajlar ve koliler için kullanılıyor.

Baş tarafta  ”yüzyıllar ötesi zamanın olayına işaret ediyor” dedik!.. Burada o zaman ne zaman diye merak edilecektir.

Ebced ilmiyle yorumlamaya çalıştığımızda;

a) ”Halaka es-semavati … bi’l-hakk” خَلَقَ السَّمٰوَاتِ … بِالْحَقِّ kelimesi, 1409 ve (kafın şeddesi ile) 1509 sayılarını veriyor. (Miladi 1989 ve 2086 yıllarıdır) 1989 yılında atmosferin bozulduğunu ve düzeltilmesi için araştırmaların başladığını fark ediyoruz. 2086 yılında ise, neticenin alınacağı varsayılabilir.

b) ”Halaka el-arz … bi’l-hakkı خَلِقَ… اَلْاَرْضَ بِالْحَقِّ kelimesi, 1762 ve 1862 sayılarını veriyor. (Miladi 2331 ve 2429 yıllarıdır) Zihnimize şöyle bir anlam gelebilir: Kanlı canlı etli kemikli insanlarca harap edilen ve canlılar için yaşanmaz yapılan yeryüzünün yeniden yaratılması, göklerin yeniden yaratılmasından sonra gerçekleşecektir.

İbrahim Faik Bayav
(21.06.2026 08:51)

—————————————————————————————————————-

kakaka: (ha-kaf-kaf)  (327, 328)

İş sabit ve doğru olmak.

Yakin. Sabit ve şüphe olmayan şey.

Hüküm. Fasıl.

Kaza edilmiş iş.

Devamını Oku