03 Temmuz 2026 Cuma
Yaşar Kara ve Dr. Polyanna Succi Evliliklerinde 32. Yılı Kutladı
Eğitimde "Yüreklere Dokunmak"
Sevgi, takvimde işaretli günlere sığdırılacak bir duygu değildir
SOKAĞIN SESSİZ ÇIĞLIKLARI
GENÇLİK GELECEĞİN TOHUMUDUR
İRAN SAVAŞI DÜNYA İÇİN BİR FIRSATA DÖNER Mİ?
İBRAHİM FAİK BAYAV
Teğabün Suresinin bu iki ayetinde, sosyal düzen kuralını kabul etmeyenler için bildirim yapılıyor. Bildiriyi, içinde yaşadığı topluma Hazreti Muhammed duyuruyor. Okuyalım:
Teğabün Suresi beşinci ayet:
BİRİNCİ KELİME: ”Elem yetiküm nebeü ellezine keferu min kablü”. Türkçesi şu: Geçmişte, kural tanımayan topluma ne olduğunun haberi size gelmedi mi?
Ayet ifadesindeki ‘ellezine keferu’ kelimesi, kural reddiyecilerini belirtir. Bunlar genellikle toplumların üst tabakasındandır.
Bu ayetin hem birinci ayetle hem üçüncü ayetle bağlantısı var.
Birinci ayette semavatın ve arzın içindekilere işaret edildiğinde… üçüncü ayette sosyal oluşum konu edildiğinde… sistemin işletilmesinin insan tasarrufunda olduğu anlaşılmış oluyor. Verilen mesaj şu:
a) Sistem kural ihlali ile bozulursa, sonuç geçmiştekinin benzeri olacaktır.
b) Bozulan sisten kural ile onarılmazsa, toplum huzur bulamayacaktır.
Kural tanımama iki sebepten olur:
a) Bilememe, anlayamama ve idrak edememe sebebiyle: Bu anlamda, fertlerde, kuralın kendilerine fayda sağlamayacağı şüphesi olabilir. Ya da, toplum bireyleri genel davranışın doğru olduğuna inanmıştır ya da inandırılmıştır. Birinin ya da birilerinin geçmişten örnek göstererek onları ikna etmesi gerekir.
b) Aşırı menfaat elde etme hırsı sebebiyle: Bu anlam geçerli olursa, topluma etkin kişilerin şeytanlaştığı anlamını çıkarabiliriz. Şeytanlaşmış bu kişiler, kendilerini üstün biliyordur; toplum fertlerini değersiz görüyordur. Toplum fertleri, maalesef telef olacaklardır.
İKİNCİ KELİME: ”Fe zakuu vebale emrihim, ve lehüm azabün elimün”. Yani; onlara, kuralsız davranışlarının zevkini yaşayın bakalım, size, davranışlarınızın sonucunda elim azap var, dendi.
Geçmişte bazı insanlara öyle dendi ise, Hazreti Muhammed’in zamanındaki insanlar kuralsız davrandıklarında aynı azaba uğrayacaklardır. O kadar mı?.. Ya daha daha sonraki zamanın insanlarına ve toplumlarına neler olacaktır?.. Mesela, yaşadığımız 21’nci yüzyıl başında?.. Ayetteki mesaj tüm toplumlar içindir. Aynı kuralsız davranışlar sebebiyle aynı azap o toplumlara gelecektir.
Bilim asrındayız… İmar ve inşa faaliyetlerinde uygulanacak hendese ölçüleri belirlenmiştir ya da zamanla belirleniyordur. Tüm dünya milletlerinde yapı teknolojisinde ölçülere uyulması isteniyor. Uyulmaması faciaya davetiye çıkarıyor. 1999 Gölcük depreminden sonra da, 2005 Kahramanmaraş depreminden sonra da, uzmanlar ve bilimadamları, yapıların yer ve tekniği için iktidardakileri uyarıyorlar. İktidardakiler ve müteahhitler anlıyor mu?.. Bilmiyoruz. Geçmişteki yanlış davranışların sonuçları fikir erbabı tarafından devamlı gündemde tutuluyor. Çünkü, olayın sonuçları dün olmuş gibi görünüyor ve anılıyor.
Teğabün Suresi altıncı ayet:
BİRİNCİ CÜMLE: ”Zalike bi ennehü kanet tetihim rusülühüm bi’l-beyyinati”.
Ayetin bu ifadesi, geçmişteki topluma, kendilerinin içinden çıkan resullerin, belge ile gelip uyarı yaptığını anlatıyor. Belgesiz değil, belge ile!.. Yani şunu diyor. İçlerinde akil insanlar vardı. Hangi sebep ile ne olacağını biliyorlardı. Delil de gösterip onları yanlış davranıştan vazgeçirmeye çalışıyorlardı.
Zamanımızda, Türkiye’de, ayette anlatılan olaya benzer olay olmuyor mu?
‘Rusül’ رُسُلٌ, ‘resul’ رَسُولٌ teriminin çoğuludur. Bu zamanda BİLİMADAMLARI ifadesi RUSÜL teriminin karşılığıdır. Bilimadamları, görürler; analiz ederler; olacakları rapor haline getirirler ve ilgililere sunarlar.
‘Beyyinat’ بَيِّنَاتِ görünenlerin kayda geçmiş halidir. O zamanda ne yapıldığında neler olduğu -yazılmasa bile- hafızalardadır.
İKİNCİ CÜMLE: ”Fe kaluu, e beşerun yehdünena”. Yani, (resulleri dinlemeyi kabul etmeyenler) bize beşer mi usul öğretecek, dediler.
Zihne gelen soru şu: Geçmiş zamanın toplumu, kendilerine kimin yol göstermesini… kimlerin usul öğretmesini istiyordu?
O toplum öyle bir şey istemiyordu. O anda zevk duydukları kuralsız ve keyfi davranışlar, hakikatin bilinmesine imkan vermiyordu.
ÜÇÜNCÜ CÜMLE: ”Fe keferu ve tevellev ve isteğna allahü; ve allahü ğaniyyün ve hamidün”.
Bu üçüncü cümle Türkçeye şöyle çevriliyor: ”Allah hiç bir şeye muhtaç olmadığını gösterdi. Allah zengindir; övülendir”. Bu ayet ifadesi sözcük karşılığıyla Türkçeye çevrilirse, işte böyle tuhaf bir ifade ortaya çıkıyor. Ayetin verdiği mesaj anlaşılmaz oluyor.
Birinci ayette ”Mülk onun” uyarısı yapılmıştı. Mülkün sahibinin zengin olduğunu belirtmesine gerek yok. Ayet ifadesi, kural tepen toplumun, bir de utanmadan, Allah’tan zenginlik istediğine dikkat çekiyor.
‘İsteğna’ اِسْتَغْنَى kelimesi Arapça-Türkçe lügatte, zengin olma beklentisi şeklinde belirtiliyor. Lügatte ‘İSTEĞNA ALLAH’ kelimesi ‘ğaniye’ maddesi içinde değişik bir anlama dönüşmüş. Arap ülkesindeki bir kişi ‘İSTEĞNA ALLAH’ ifadesini kullandığında, Allah’tan zenginlik isteme davranışını belirtmiş oluyor. Ayet aynı zamanda tezatı da belirtiyor: Toplum ya da ülke, kuralı ret edecek ama zenginlik bekleyecek. Helaket oluştuğunda da kuralı koyanı suçlayacak. Ne kadar ilginç, değil mi?!.
İbrahim Faik Bayav
(03.07.2026 09:04)