" />
OKTAY EROL
Yeni Parti’nin oluşması sürecinde gerek Özgür Özel’in gerekse yurttaşların ortaya koyduğu desteğin alışılmış dışında gelişmesine tanık olduk… Eylemleri niteliksizleştiren “kılıfları” gerçekçi bulmayanlardanım! Özel’in halkla buluşmasını, “yürüyelim arkadaşlar” denilmesiyle kalabalığın “coşku seline” dönüşmesini uzun yıllar görmedik! Son yirmibeş yıldır, yaşları “yolun yarısına” ulaşanların belleklerinde bugün yaşananların bir benzeri yok! Genel başkan denilince, “tepede” tutulan, yanına varılamayan/ dokunulamayan “özelliği” yerle bir oldu! Yaz sıcağında ter içinde kaldı, yağmurda ıslandı, gecenin ayazına başkaldırdı…
Anımsayın, Özel genel başkanlığa geldiği ilk günlerde “ben herkesle görüşürüm, saraya da çıkarım” dediğinde tepki yağmuruna tutulmuştu! Bu tutum “iktidar” için bir çıkmazdı! Halkın “vekili” olarak seçilenlerin “halkın” arasında olması, çeyrek yüzyıldır süren “iktidar/ muhalefet” zincirini kırması eleştirilerin odağı oldu! Özel’in, “halkın vekiliysem, halkın sorunlarını iktidarla yüz yüze konuşmalıyım” düşüncesi “alışılmışa” zarar vermesi nedeniyle taşlanan “meyveli ağaca” dönüştü…
***
Özel’in alışılmışı aşan politikasının ardından gelen bu baskı, yaşananların siyasal yönünü de sorgulatıyordu… Göreve gelmesinden kısa süre sonra gerçekleşen yerel seçim, seçimlerden akla gelmeyen başarılarla çıkılması, “iktidarın” elindeki belediyelerin birçoğunu yitirmesine gösterdiği sindirimsizliği de buna ekleyin… Bir genel başkanın “kazanacağız” dediği yeri kazanması, “umutsuzluğa yer yok” dediği yerlerde başarı göstermesi “iktidarı” anlamsızlaştırıyordu…
Özel durdurulabilir miydi, Özel sokaklarda oluşan coşkuyu köreltebilir miydi, emeklinin/ emekçinin/ gencin/ düşün insanlarının yüreğindeki “değişim” istencini yok sayabilir miydi? “Alışıla gelmiş” olanlara bakılacak olursa Özel duracaktı, üç/ beş gün sürecek sonra yorulacaktı, yakın zamanda yaşanan politik anlayışa baş kaldırmayacaktı…
***
Onu da yapmadı Özel; alışılmışı yıktı! İlk İBB’ye açılan soruşturmayla, bir de seçilmiş Başkan Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla, bunun salt “İmamoğlu tutuklaması” olmadığını anlattı, günlerce buluşmalar düzenlendi, genci yaşlısı/ işçisi öğrencisi/ gazetecisi pazarcısı alanları boşaltmadı. Yurttaş, içinde yıllardır biriken “haksızlıklara” karşı, işsizliğe karşı, yoksulluğa karşı, geleceksizliğe karşı, emeğinin karşılığını alamayışına karşı, çocuklarının yüzüne bakamayışa karşı, doyamayışına karşı, yaşamı yaşam gibi tadamayışına karşı alanları doldurdu…
O/ bu partinin adamı olmak değildi bunun anlamı… Yurttaş umarsızlıktan sıkılmış, gençlik geleceğinin belirsizliğinden usanmış, emekçi/ emekli yaşamın kıskacında olmaktan sıkılmıştı. Özel, “umutsuzluk bizim kitabımızda yok” derken, halk “umudu” yeni bir buluşmuş gibi koruyordu. Bunu “az şey” diye düşünmeyin! “Biraz daha sabredin” demiyordu, “verilene şükredin” demiyordu, “enflasyonun nedeni emekçiler” hiç demiyordu; “bu yurdun yurttaşıysanız, bu yurdun ergilerinden yararlanmalısınız” diyordu. Devletlerin, sistemlerin, “iktidarların” halkın gönencini artırıcı politikalar geliştirmesi, zor günler için “her an önlemli” olması gerektiğini anlatıyordu.
***
Egemen çıkarları, kendine karşı olan düşünceleri “hep ezmek” istemiştir! “Yılanın başı küçükken ezilmeli” özlü sözü de bunun içindir! Fazla gelişmeden, açtığı alan büyümeden, yanındaki coşkular “değişimi” getirecek güce erişmeden ezilmelidir! Belediyelerin, SSK borçları için “silkelenmesi” de bunun içindi! Aralarında “suça” karışmış olanlar olabilir, “belirlenip cezalarını çeksin” diyeceğim de, birbuçuk yıldır süren İBB soruşturmasında her şey hazırlandı, dava başladı. Peki, bunca insanın özgürlüğünü etkileyen bu süreçte suçlamaların ne ölçüde kanıtlandığı, tutukluluğun neden sürdüğü, aynı ölçünün herkese uygulanıp uygulanmadığı soruları yanıtını buldu mu? Bende yok! Kimi pişmanlıktan yararlandı konuştu, kimi gizli tanıklık yaptı, kimi… Üç/ beş tane nazar boncukluk “iktidara” yakın isimler dışında, onlarca “muhalifin” salt “işaretle” aylarca/ yıllarca içeride tutulmasını da anlamıyorum doğrusu…
Ortaya çıkan tablo, Özel’in durdurulmak istendiği düşüncesini güçlendiriyordu. Halkla bu denli yakın ilişki kuran bir siyasetçinin önüne engeller çıkarılırken, “muhalif” seslerin kısılması, “iktidara” yakın seslerin daha rahat yükselmesi nasıl açıklanabilirdi? Cumhuriyetin kurucu partisi CHP’nin seçilmiş genel başkanıyken, nasıl mahkeme kararıyla genel başkanlıktan uzaklaştırıldığı günü anımsayın. Hava da kapalıydı, dışarıdaydılar, “yürüyelim arkadaşlar” dediğinde yağmur başladı. Her adımda büyüyen halk yığınıyla birlikte ıslandı, “biz umudu bırakmayacağız, biz birlikte yürümekten bıkmayacağız” diyerek yürüdü…
Sürecek…
" />
" />
GÜNDEM
20 Ekim 2026