Son günlerde iki acı haber yayınlandı. Bu acı haberler bize çok önemli gerçekleri gösterdi. Özellikle sindirilmiş çocuklar konusunu yeniden düşünmemiz gerekiyor. Çünkü bu çocukların başına çok ağır olaylar gelebiliyor.
Sindirella masalı da aslında bu durumu anlatır. Bu masal, çocuklarına “hayır” demeyi öğretmeyen ailelerin yaşadığı zorlukları gösterir.
Peki, siz kendinize hiç dışarıdan baktınız mı? Sizce siz sindiren misiniz? Yoksa sindirilen mi? Belki de bazen bir aslan, bazen bir kuzu oluyorsunuz. Bu kararı vermek tamamen size kalmıştır.
Masalı hepimiz çok iyi biliriz. Evde iki kız kardeş ve bir üvey anne vardır. Ayrıca evde tüm işleri yapan bir temizlikçi kız yaşar.
Bir gün sarayda büyük bir balo düzenlenir. Kız kardeşler bu baloya gider. Ancak temizlikçi kız evde kalmak zorundadır.
Daha sonra masala bir peri dahil olur. Bu peri, balkabağından harika bir araba yapar. Örümcek ağından ise çok güzel bir elbise hazırlar. Böylece temizlikçi kız da baloya gider. Onun cam ayakkabıları da çok göz alıcıdır.
Fakat perinin çok önemli bir şartı vardır. Kızın saat tam 12.00’de eve dönmesi gerekir. Çünkü bu saatte bütün büyü sona erecektir.
Kız baloya gider ve herkes onu çok beğenir. Özellikle prens onunla dans etmek ister. Ancak saat neredeyse 12.00 olur. Bu yüzden kız hemen balodan kaçar. Kaçarken de merdivende ayakkabısının tekini düşürür.
Prens, aşık olduğu bu gizemli kızı aramaya başlar. Bunun için elindeki tek ipucu cam ayakkabıdır. Saray görevlileri ülkedeki tüm kızlara bu ayakkabıyı dener.
Sonunda ayakkabı temizlikçi kıza tam olur. Böylece ikisi evlenir ve masal biter.
Aslında bu masaldan almamız gereken çok büyük dersler vardır. Örneğin, prens kızı yüzünden veya sesinden tanıyamaz. Kızı sadece ayakkabı ile bulmaya çalışır.
Bu durum, masalda dış görünüşün ne kadar önemsizleştiğini gösterir. Hatta “ayak baştan daha önemlidir” mesajı verilir. Belki de bu yüzden, bu masalla büyüyen kızlar ayakkabıya çok para harcar.
Ayrıca masalda erkek seçen, kız ise seçilen konumundadır. Eğer o kız “Ben seni istemiyorum” deseydi, bu masal hiç yazılmayacaktı.
Sindirella, aslında evde sürekli baskı gören bir kızdır. Yani o, tam anlamıyla sindirilmiş bir çocuktur.
Peki, biz çocukları neden sindirmeye çalışırız? Çünkü büyükler her zaman en doğrusunu bildiğini düşünür. Bu yüzden çocukların hayatına kolayca karar verirler.
Özellikle güçlü anne ve babalar bu gücü çocukları üzerinde kullanır. Aynı şekilde öğretmenler de sınıfta düzen sağlamak için çocukları ezebilir. Sınıftaki en güçlü çocuk ezilirse, diğerleri de hemen siner.
Baskı altında büyüyen sindirilmiş çocuklar zamanla şu gruplara ayrılır:
Sözle sindirilen çocuklar,
Gözle veya bakışla korkutulanlar,
Güç veya para ile kontrol edilenler.
Bu çocukların en büyük sorunu “Hayır” diyememektir. Onlar sürekli “Peki anne”, “Evet baba” derler. İleride ise bu kelimeler “Haklısınız patron” veya “Sen nasıl istersen eşim” şekline dönüşür.
Bu durum sadece psikolojik bir sorun değildir. Bazen sonuçları çok daha ağır olur. Şimdi iki gerçek örneğe bakalım.
İlk örnekte, sert bir zayıflama kampına giden genç bir kız hayatını kaybetti. Akrabası onun için “Ailesini hiç üzmeyen, çok iyi bir çocuktu” dedi.
Aslında bu kız başkalarını üzmemek için hep kendini üzmüştü. Bu yüzden yaşadığı kötü duyguları yemek yiyerek kapatmaya çalıştı. Kamptaki sert kurallara da “hayır” diyemedi. Sonunda ise bedenini ve hayatını kaybetti.
İkinci örnek ise daha da sarsıcıdır. Yakın zamanda vefat eden bir genç son röportajında şöyle demiştir:
“Ailem hayatımı tamamen kontrol ediyordu. Onlara asla hayır diyemiyordum. Babam çok baskındı. Paris’e gidince sadece kendi bedenimi kontrol edebildim. Kendimi cezalandırmak için sürekli aç kaldım.”
Bu sözler durumu çok net özetliyor. Genç kız, ailesine karşı gelemediği için acısını kendi bedeninden çıkarmıştır. Ne yazık ki bu sessiz çığlığın sonu ölüm olmuştur.
Her iki acı örneğin ortak noktası da sindirilmiş çocuklar olmalarıdır. Eğer bu çocuklara uslu olmak yerine kendileri olmayı öğretseydik, sonuç kesinlikle farklı olurdu.
Bugün aramızda yaşayan binlerce insan aynı sorunu yaşıyor. Toplumdaki haksızlıklara ses çıkaramamamızın nedeni de budur.
Bu durumdan kurtulmak için değişmeliyiz. Ani öfke patlamaları yerine, istemediğimiz her şeye sakince “hayır” diyebilmeliyiz.
Sonuç olarak, kendi geleceğinizi kimseden onay almadan kendimiz planlamalısınız. Bu kararı hemen bugün vermelisiniz.