MEKİN ŞAHİN
Uluslararası sistemde kimi dönem “tam bağımsızlık” bir tercih değil, bir zorunluluk olarak ortaya çıkar. Uzun yıllardır ağır yaptırımlar altında yaşayan İran, bu zorunluluğun en çarpıcı örneklerinden biridir. Ekonomik ambargolar, finansal izolasyon ve askeri kısıtlamalar, İran’ı kendi kendine yeten bir savunma ve üretim modeli kurmaya itmiştir.
Peki benzer koşullarda Türkiye ne yapabilir? Türkiye böyle bir senaryoda hangi ekonomik ve askeri kapasiteyle ayakta kalabilir? Ve en kritik soru; tam bağımsızlık gerçekten ulaşılması gereken doğru hedef midir?
İran ‘’zorunlu bağımsızlık’’ adımlarını atmaktan başka çaresi olmadı. İran’ın bugünkü kapasitesi bir tercih değil, kuşatma altında gelişen bir refleksin sonucudur: Yerli füze programları, insansız hava araçları (İHA), asimetrik savaş doktrini, kendi petrol ekonomisine dayalı finansman modeli.
İran’ın bu hedefleri klasik anlamda güçlü bir ekonomi üretmemiştir; ancak dayanıklı bir savaş ekonomisi ve militarist yapılanma oluşturmuştur.
İran sonuç olarak halkının yüksek refahı olmadan da sürdürülebilir bir askeri direnci olan militarizmi mümkün kıldı.
Türkiye’nin mevcut gücü analiz edildiğinde daha entegre bir ekonomiye sahiptir. Sanayi altyapısı daha çeşitlidir. Emperyalizmin sömürge zincirine NATO sistemiyle bağlantılıdır. Bu yapı Türkiye’ye avantaj sağlarken, aynı zamanda bağımlılık üretir.
Avantajları; gelişmiş savunma sanayi (İHA, SİHA, zırhlı araçlar), dinamik özel sektör, Lojistik ve üretim kapasitesi ….
Dezavantaj ve kırılganlığı sonucu enerji bağımlılığı, yüksek teknoloji ithalatı (çip, motor, avionik), finansal ve ekonomik sistemin küresel entegrasyonu …
Türkiye’nin durumu şu ikilemi içerir. Güçlü ama dışa bağlı bir sisteme sahip.
Olası savaş senaryosunda Türkiye kendi başına ne Yapabilir? Türkiye ağır yaptırımlar altında ve yalnız başına bir savaş yürütmek zorunda kalırsa İHA/SİHA alanında güçlüdür. Kara ordusu ve konvansiyonel güçleri etkilidir. Savunma sanayiinde önemli bir yerlileşme yakalamıştır. Ancak Hava savunma sistemlerinde dış bağımlılık vardır. Jet motorları, ileri elektronik ve bazı mühimmatlarda dışa bağımlılık sürebilir. Türkiye savaşın ilk aşamasını güçlü götürür.
Savaşın kaderini sadece silahlar değil, ekonomi belirler. Türkiye büyük bir iç pazara sahiptir, üretim kabiliyeti yüksektir. Ama: Finans oligarşiye bağımlıdır ve enerji ithalatına muhtaçtır. Uzun süreli ambargo durumunda Türkiye ekonomisi ciddi baskı altına girme ihtimali var.
İran’da merkezi karar alma ve sert iç kontrol mekanizması var. Halk çok baskı altında yaşamanın getirdiği sıkıntılarla 1979 yılından itibaren yaşamaktadır. Sabır ve direnç kültürü İran sisteminin bir sonucu haline gelmiştir.
Türkiye ise daha açık bir toplum yapısına sahiptir Ekonomik daralmalara daha hızlı tepki verir bu da uzun süreli savaşta iç dengelerin daha hassas olacağı anlamına gelir. Ancak Türk halkı tarihinde benzer durumları çok yaşadı. Direndi ve sonuçta bir yol bularak darboğazdan kurtulmasını bildi.
“Tam bağımsız Türkiye” söylemi güçlü ve çekici bir hedeftir! Ancak dünyayı yöneten sistemler Pazar olarak gördükleri ülkelerde bağımsızlığı ve özgürlüğü daima engellemiştir. Dünya da yaşanan çatışmaların kaynağı bağımsızlık ve özgürlüktür.
Gerçekçi hedef şudur: Kritik alanlarda dışa bağımlılığı minimize etmek! Bu alanlar; Enerji, Savunma teknolojileri, Gıda güvenliği, Finansal altyapı.
Türkiye bu alanlarda güçlendikçe: Dış baskılara karşı direnç artar, savaş veya kriz durumunda manevra alanı genişler.
Türkiye öncelik iç bünyesinde halkını sorunlardan uzak tutan ve insanca yaşama koşullarıyla bütünleşen bir örneğe dönüşmelidir. Bu süreci devam ettirirken, halkın alım gücünü geliştirirken;
Savunma sanayinde derinleşme, Motor teknolojileri, Hava savunma sistemleri ve Elektronik harp dengesini güçlü kılma politikalarının adımını hızla atmalıdır.
Enerji bağımsızlığı, Yerli kaynaklar, Nükleer ve yenilenebilir enerji, Üretim sisteminin yeniden koordine edilmesi, ham madde, teknoloji, sermaye bağımlılığı azaltılarak dış borç bağımlılığının azaltılması sağlanmalıdır.
Dış politika da her koşulda Türkiye çıkarları öncelik olmalı. Çok yönlü dış politika, tek kutba bağlı kalmamak, esnek ittifaklar kurmak hedef olmalıdır.
Doğru Soru Ne? “Türkiye hangi alanlarda bağımsız olmalı ki, baskı altında bile ayakta kalabilsin?”
Bağımsızlık ile entegrasyonu dengeleyen akıllı bir strateji oluşturmak.
Amaç tek başına kalabilmek değil, gerektiğinde tek başına ayakta kalabilecek kapasiteyi kurmaktır!
Türkiye Kürecik üssünü kapatırsa ne olur? Kürecik Radar Üssü’nün kapatılması, teknik bir tesisin devre dışı bırakılmasından çok daha fazlasıdır. Bu adım; askeri caydırıcılık, ittifak ilişkileri, ekonomik güven ve bölgesel denge üzerinde zincirleme etkiler üretir.
1) Askeri anlamda erken Uyarı operasyonel boşluğa olur.
a) Anlık sonuç, NATO’nun doğu kanadındaki erken uyarı mimarisi zayıflar. Türkiye, füze tehditlerini tespitte zaman avantajının bir kısmını kaybeder. NATO içinde Türkiye’nin “kritik düğüm” rolü geriler.
b) Orta vadede NATO ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri, radar boşluğunu başka ülkelerde telafi etmeye çalışır (Doğu Avrupa veya Doğu Akdeniz alternatifleri). Türkiye’nin hava ve füze savunma düzeneğinde entegrasyon kaybı oluşur; veri akışının kesilmesi reaksiyon sürelerini uzatır.
c) Uzun vadede Türkiye ya Ulusal erken uyarı + füze savunma ağı kurar. Ya da NATO ile yeni, sınırlı bir entegrasyon modeli pazarlığını yapar.
Kısaca anlık vadede güvenlik açığı, uzun vadede ise “kendi sistemini kurma zorunluluğu”.
2) Ekonomik Etkiler: Görünmeyen Maliyetler
a) Doğrudan maliyetler: Üs kapatmanın doğrudan ekonomik getirisi sınırlıdır (kira/yerel harcama küçük kalemler). Asıl maliyet, yerleşik yatırımlarıdır. Radar ağları, Uydu tabanlı erken uyarı sistemi, Entegre hava savunma sistemleri vb.
b) Dolaylı maliyetler: NATO içindeki konumun zayıflaması, Türkiye’nin savunma projelerinde ortaklık ve teknoloji erişimini etkileyebilir. Emperyalist-kapitalist sistemde ki çevrelerde “stratejik yön belirsizliği” algısı oluşabilir.
c) Kürecik kapatıldığında emperyalist odaklardan gelecek tepkilerine karşı Türkiye, savunma sanayii yerlileşmesini hızlandırır. Orta vadede “dışa bağımlılık azalır” argümanı güçlenir.
3) Diplomatik Etkiler: İttifak Sarsıntısı ve Yeni Denge Arayışı
a) NATO ile ilişkilerinden çok ABD ilişkileri kırılmalar başlar. ABD ile ilişkilerde gerilim artar. Savunma iş birlikleri yavaşlayabilir. Yaptırım veya dolaylı baskı araçları gündeme gelebilir.
b) Bölgesel aktörlerle olan ilişkilerde İran açısından bu adım pozitif sinyal olarak görülür: Gerilim düşebilir Diplomatik alan genişleyebilir. Ancak: Türkiye’nin “Batı’dan uzaklaşıyor” algısı, bazı Arap ülkeleri ve Avrupa’da stratejik soru işaretleri doğurur.
4) a. “Bağımsızlık Hamlesi” yapılır. Türkiye üssü kapatır, NATO ile mesafeyi açar. Hızla yerli savunma projelerine yönelir, kısa vadede risk, uzun vadede stratejik bağımsızlık elde eder.
Türkiye kapatma tehdidini kullanır. NATO ile yeni anlaşma yapar: Kürecik üssünü tam anlamıyla NATO üssü olmasını sağlar. Daha fazla veri kontrolü elde eder, ortak yönetimi sağlar. Üs tamamen kapanmaz, statü değişir
b. Üs kapatılır, ilişkiler hızla bozulur. NATO içinde yalnızlaşma olur. Ekonomik baskı artar.
C. Türkiye üssü kapatmaz ama işlevini sınırlar. Kendi sistemlerini paralel kurar. Zamanla bağımlılığı azaltır.
Kürecik ’in kapatılması şu sorunun cevabıdır: Türkiye güvenliğini kolektif ittifaklara mı, yoksa ulusal kapasiteye mi dayandıracak?
Kürecik’i kapatmak, bir kapıyı kapatmak değil; bir yönü seçmektir.
Türkiye’yi ya daha bağımsız ama daha yalnız, ya daha entegre ama daha bağlı, ya da ikisi arasında zor bir dengeye götürür.
Türkiye, risk alarak kendi yolunu mu açacak, yoksa mevcut sistem içinde kalarak gücünü mü artıracak?
Tam bağımsız Türkiye isteniyorsa; emperyalizme karşı gereği neyse o yapılmalı!