İslam inancında Allah’ın Er-Rahmân ve El-Gaffâr isimleri gereği, mağfiret ve merhamet kapısı son nefese kadar her kul için açıktır. Bir insanın amellerine bakarak onun ahiretteki durumu hakkında kesin bir hüküm vermek (“Allah onu asla affetmez”, “O kesin cehennemliktir” demek), ilahi iradeye ve Allah’ın sonsuz rahmetine müdahale etmek anlamına gelir.
Cündeb b. Abdullah (r.a.) kanalıyla aktarılan bu Kudsî Hadis, İslam ahlakının ve kul hakkının sınırlarını en net şekilde çizen rivayetlerden biridir:
İlahî Yetkiye Müdahale Etmemek: Bir kulun kimin affedilip kimin affedilmeyeceğine dair yemin ederek hüküm vermesi, büyük bir kibir ve haddi aşmadır. Affetmek veya cezalandırmak yalnızca Allah’ın takdirindedir.
İbadete ve Salih Amellere Güvenmemek: Kendini dindar ve günahsız görüp başkalarını hor karşılamak (ucu/kibir), insanın kendi salih amellerinin de boşa gitmesine (iptal olmasına) sebep olabilir.
Ümit ile Korku Arasında Olmak (Beyne’r-Recâ ve’l-Hovf): Mümin, ne kadar günahkar olursa olsun Allah’ın rahmetinden ümidini kesmemeli; ne kadar ibadet ederse etsin kendisini emniyette görmemelidir.
“De ki: Ey kendi aleyhlerine olarak haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
(Zümer Suresi, 53)
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Sizden hiçbirinizi kendi ameli kurtaramaz.”
Ashab: “Seni de mi kurtaramaz ey Allah’ın Resûlü?” diye sorunca:
“Evet, Allah beni rahmeti ve lütfuyla bürüyüp bağışlamadıkça beni de kurtaramaz” buyurmuştur.
(Buhârî, Rikak 18; Müslim, Münafikîn 71)