Neml Suresi, Hz. Süleyman (a.s.) ile Sebe Melikesi Hz. Belkıs arasında geçen tarihi olayı detaylarıyla aktarır. Güneş’e tapan bir kavmin yöneticisi olan Hz. Belkıs, Hz. Süleyman’ın mektubu ve ilahi hikmetler sayesinde hakikati kabul etmiştir.
Kur’an-ı Kerim, Hz. Belkıs’ın akıllıca yönetim anlayışını ve sonrasındaki teslimiyetini bizlere haber verir.
Hz. Süleyman, Hüdhüd kuşu vasıtasıyla Sebe Melikesine tevhit inancına davet içeren bir mektup göndermiştir. Hz. Belkıs mektubu aldığında devlet adamlarını toplamıştır:
“Sebe kraliçesi Belkıs dedi ki: Ey ileri gelenler! Bana çok önemli bir mektup atıldı.” (Neml Suresi, 29)
Mektuptaki ilahi davet, kraliçeyi ve yönetim kurulunu derin bir düşünceye sevk etmiştir.
Hz. Belkıs, ordusunun gücüne güvenmek yerine savaştan kaçınmayı tercih etmiştir. Kralların işgal ettikleri topraklara verdiği zararları şu sözlerle ifade etmiştir:
“Krallar bir memlekete girdi mi, orayı harap ederler ve halkının ileri gelenlerini zelil hale getirirler. İşte onlar böyle yaparlar.” (Neml Suresi, 34)
Bu basiretli yaklaşım, ülkesini büyük bir felaketten ve yıkımdan korumuştur.
Hz. Süleyman, Sebe Melikesi gelmeden önce onun tahtını kendi sarayına getirtmiştir. Ardından taht üzerinde değişiklikler yaptırarak kraliçenin ferasetini ölçmüştür:
“Belkıs gelince, ‘Senin tahtın böyle mi?’ denildi. O da, ‘Sanki o! Fakat zaten daha önce bize bilgi verilmişti ve biz teslimiyet göstermiştik’ dedi.” (Neml Suresi, 42)
Hz. Belkıs, gördüğü mucizeler karşısında gerçeği derhal kavramıştır.
Hz. Belkıs önceleri batıl bir inanca mensup bir toplumun içinde bulunuyordu. Bu durum onun hakikati görmesine engel olmuştu:
“Daha önce Allah’tan başka taptığı şeyler ona engel olmuştu. Çünkü o inkâr eden bir kavimden idi.” (Neml Suresi, 43)
Ancak Hz. Süleyman’ın sunduğu deliller ve gösterdiği ilahi mucizeler sayesinde batıl inancını terk etmiş, Yüce Allah’a teslim olmuştur.