Teknolojinin hızla yaygınlaşması ve dijital araçların kullanım yaşının giderek düşmesi, şiddetin tanımını ve sınırlarını da kökten değiştirdi. Geleneksel olarak okul bahçelerinde, sokaklarda karşılaştığımız fiziksel ve psikolojik şiddet, artık bilgi ve iletişim teknolojileri aracılığıyla evlerimize, çocukların yatak odalarına kadar sızıyor. Bu yeni nesil şiddet türüne siber zorbalık adı veriliyor.
Uzmanların görüşleri ve Türkiye genelinden çarpıcı saha araştırmaları, akran zorbalığının siber ortamda ve okul sıralarında ulaştığı tehlikeli boyutları gözler önüne seriyor.
Türkiye’de ve ABD’de siber zorbalık üzerine önemli çalışmalar yürüten Doç. Dr. Osman Tolga Arıcak, bu kavramı şu şekilde tanımlıyor:
“Siber zorbalık, akran tacizinin elektronik bir formudur. Bu davranış formları hızla yaygınlaşan bir biçimde okulun sınırlarını aşmış, çocukların evdeki odalarına kadar girmiştir.”
İnternetin dünyayı adeta “tek bir oda” haline getirdiğini belirten Arıcak, siber zorbalığın yakın gelecekte yüz yüze yaşanan zorbalıktan çok daha fazla tartışılacağını öngörüyor. Bu durumla mücadele edebilmek için sadece öğretmenlerin ve ailelerin değil, eğitim teknologlarının ve bilgisayar yazılımcılarının da önleyici süreçlere dahil edilmesi gerekiyor.
Doç. Dr. Osman Tolga Arıcak öncülüğünde İstanbul’daki dört okulda (biri özel okul) 269 öğrenciyle gerçekleştirilen araştırma, dijital ortamdaki şiddetin boyutunu somut verilerle ortaya koyuyor:
| Maruz Kalınan Siber Zorbalık Türü | Öğrenci Oranı (%) |
| Tehdit edilme | %21 |
| Hakarete uğrama | %20 |
| Fotoğrafların izinsiz yayınlanması | %16 |
| Hakkında asılsız söylentiler yayılması | %15 |
| Dalga geçilmesi | %14 |
Aynı araştırma, öğrencilerin sanal dünyada gerçek kimliklerinden nasıl uzaklaştıklarını da belgeliyor:
%23.8’i internette kullandıkları dili, yüz yüze iletişim kurarken asla tercih etmediklerini belirtiyor.
%16.4’ü sanal ortamlarda kendilerini tamamen başka bir kişi olarak tanıtıyor.
%10.1’i internette kendileri hakkında doğru olmayan bilgiler veriyor.
%8.2’si başkalarına virüslü e-posta gönderdiğini itiraf ediyor.
Prof. Dr. Erol Göka, gençlik dönemindeki şiddet eğiliminin altında yatan psikolojik, hormonal ve çevresel faktörleri analiz ederken üç temel noktaya dikkat çekiyor:
Gençlik döneminde artan yüksek enerji ve saldırganlık dürtüleri, spor, sanat veya sosyal sorumluluk projeleri gibi faydalı alanlara yönlendirilemediğinde büyük bir gerilim yaratır. Bu gerilim, kendini denetimsiz ve dürtüsel (impulsif) eylemlerle, yani şiddetle dışa vurur.
Gençler için akran grupları, anne ve babalarından bile daha büyük bir önem taşır. Arkadaş grubunun gözünde küçük düşmemek veya onlardan geri kalmamak adına, bireysel olarak şiddet eğilimli olmayan bir genç bile acımasız ve tehlikeli eylemlere ortak olabilir.
Çocukluk döneminde ihmal edilen, aşırı katı, dengesiz veya fiziksel cezalandırmaya (dayağa) dayalı bir disiplinle büyütülen çocuklarda akran zorbalığı çok daha sık görülür. Karşılıklı düşmanlık, ilgi eksikliği ve reddedilme hissi yaşayan gençler şiddete daha yatkın hale gelir.
Önemli Uyarı: Ergenlik döneminde gelişen bu empati yoksunu ve acımasız tutumlar, ilerleyen yaşlarda siyasi şiddete, dini fanatizme ve toplumsal hoşgörüsüzlüğe zemin hazırlayan tehlikeli bilişsel temeller oluşturur.
Okullarda ve dijital dünyada yaşanan akran zorbalığı, çocukların ruh sağlığında derin yaralar açıyor ve ebeveynleri çaresiz bırakıyor:
Eskişehir’deki Mağdur Çocuk: İlkokul 2. sınıfa giden küçük bir kız, arkadaşlarının fiziksel şiddetine maruz kalarak “Bugün beni çarmıha gerdiler” diyerek yaşadıklarını bir oyun zannediyor. Şiddet uygulayan 8 yaşındaki bir diğer çocuk ise uyarılara karşı “Anam değilsin, babam değilsin bana akıl veremezsin” diyerek tepki veriyor. Sürecin sonunda mağdur çocuğun uyku düzeni bozuluyor ve oyuncaklarını kırıp parçalama gibi davranış bozuklukları başlıyor.
Çengelköy İlköğretim Okulu Vakası: 1. sınıf öğrencisi bir çocuğun, farklı zamanlarda tam 8 arkadaşının gözüne kalem saplaması üzerine Rehberlik Araştırma Merkezi’ne (RAM) sevk edilmesine rağmen, “yeterince sorunlu” bulunmayıp aynı sınıfa geri gönderilmesi, okullardaki denetim ve yaptırım mekanizmalarının yetersizliğini gösteriyor.
Sosyolojik ve Ekonomik Dışlanma: İlkokula yeni başlayan bazı çocukların, sosyo-ekonomik farklılıklar nedeniyle oyunlara alınmaması, dışlanması ve akranları tarafından harçlıklarının gasp edilmesi de sıkça karşılaşılan bir diğer okul zorbalığı türü olarak karşımıza çıkıyor.
Akran zorbalığı ve okul şiddetiyle mücadelede kolluk kuvvetlerinin ve yerel yönetimlerin “önleyici” rolü hayati önem taşımaktadır.