Doğumsal kalça çıkığı, kalça eklemini oluşturan yapıların biçim ve işlevsel olarak bozulmasını ifade ediyor. Normal bir kalça ekleminde, uyluk kemiğinin yuvarlak başı kalça kemiğindeki yuvasına tam olarak oturur. Bu kusursuz yapı sayesinde bacağımız serbestçe dönme hareketi yapar. Ancak doğumsal kalça çıkığında, bebek henüz anne karnındayken bu eklem taslağı kusurlu gelişiyor. Hastalık kalıtsal özellik taşıyor ve aynı ailenin farklı bireylerinde de ortaya çıkabiliyor.
Doğumsal kalça çıkığı, toplumda oldukça sık rastlanan bir oluşum bozukluğudur. Türkiye genelinde bu soruna görece sık rastlanıyor. Özellikle Karadeniz bölgesindeki vakaların yaygınlığı dikkat çekiyor.
Bununla birlikte, yakın akraba evlilikleri de doğumsal kalça çıkığı olasılığını ciddi oranda artırıyor. Bölgeler arasındaki bu farklılıklar hastalığın kalıtsal özelliğinden kaynaklanıyor. Ayrıca yapılan istatistikler, kalça çıkığının kız çocuklarda erkeklere oranla çok daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor. Hastalık genellikle tek bir kalçada belirse de bazen her iki tarafı da etkileyebiliyor.
Bebek doğduğunda uyluk kemiğinin başı yuvadan tamamen çıkmış olabilir. Bu durumda deneyimli bir hekim doğumdan hemen sonra klinik muayene ve ultrason yardımıyla kolayca tanı koyabiliyor.
Ebeveynlerin ve doktorların dikkat etmesi gereken başlıca klinik belirtiler şunlardır:
Bacak Boyu Farkı: Çıkık olan kalçanın bulunduğu taraftaki bacak diğerine göre daha kısa kalır. Bebek sırtüstü yatarken dizler büküldüğünde bu kısalık net olarak anlaşılır.
Deri Boğumlarında Eşitsizlik: Kısa olan bacağın uyluk bölümünde “pli” adı verilen deri büklümleri ya da boğumları diğer tarafa göre daha fazladır.
Hareket Kısıtlılığı: Çıkık taraftaki kalçanın dışa doğru açılma hareketi (abdüksiyon) belirgin şekilde sınırlanmıştır. Alt değiştirirken bacakların iki yana rahatça açılmaması en büyük uyarıcıdır.
Doğumsal kalça çıkığı toplumsal açıdan çok önemli bir hastalıktır. Çünkü zamanında tanı konup tedavi edilmezse, çocuğun gelecekte yürümesini engelleyecek ağır sakatlıklara yol açıyor.
Çocuk henüz yürümeye başlamadan önce kalçadaki bu uyumsuzluklar “çıkık öncesi” evre kabul ediliyor. Ancak çocuk dik durmaya ve yürümeye başladığında, uyluk kemiği yuva ile ilişkisini tamamen kesiyor. Böylece gerçek ve kalıcı kalça çıkığı beliriyor.
İlk 3-4 Ayda Tedavi: Yaşamın ilk aylarında tanı konan bebeklerin neredeyse tamamı kısa sürede ve ameliyatsız olarak iyileşiyor.
1 Yaşından Sonra Tedavi: Çocuk yürümeye başladıktan sonra konan tanılarda ise süreç zorlaşıyor. Bu evrede alçı, sürekli çekme (traksiyon) ve ağır cerrahi girişimler gerekiyor.
Kalça çıkığının tedavisi, hastalığın fark edildiği yaşa ve eklemin durumuna göre değişiklik gösteriyor.
Eğer hastalık yaşamın ilk aylarında saptanırsa, vakaların yüzde 95’inde cerrahi işleme gerek kalmıyor. Tedavinin temel amacı, çocuğun bacaklarını açık konumda tutarak kemiğin yuvaya tam oturmasını sağlamaktır. Bu duruşu korumak için Putti aygıtı gibi basit ortopedik cihazlar kullanıyorlar. Hafif gelişim geriliklerinde ise sadece çift ara bezi veya üçgen yastık kullanımı bile yeterli olabiliyor.
Eğer bebek büyümesine rağmen yuva henüz tam kapanmamışsa, bacağa 15-20 gün süreyle sürekli çekme tedavisi uygulanıyor. Kemik yerine indirildikten sonra kalça 3-4 ay boyunca alçıda hareketsiz tutuluyor. Ardından ortopedik cihazlarla tedavi destekleniyor.
Kemiklerin yerine oturmasını engelleyen dokular varsa, doktorlar doğrudan cerrahi müdahale ile bu engelleri temizliyor. Özellikle 6 yaşına kadar hiç tedavi edilmeyen çocuklarda kalıcı bozukluklar oluşuyor. Bu yaştan sonra eklemi yeniden işler hale getirmek, bir dizi zorlu kemik ameliyatının başarısına bağlı kalıyor. 6-8 yaşından sonraki eski çıkıklarda ise maalesef başarı şansı çok düşüyor.
Önemli Not: Bu makale genel bilgilendirme amacıyla tıbbi kaynaklar doğrultusunda hazırlanmıştır. Bebeğinizin bacaklarında boğum eşitsizliği veya hareket kısıtlılığı fark ederseniz, vakit kaybetmeden uzman bir çocuk ortopedisi hekimine başvurunuz.