OKTAY EROL
Seçilmiş Başkan Karalar’ın dile getirdiği “Türkiye başka bir yere evriliyor” saptaması, aslında paneldeki tüm konuşmacıların ortak kaygısıydı. Gelecek kaygısı, sanat kaygısı, gençlik kaygısı, geçim kaygısı, özgürlük kaygısı… Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu rejimin geleceğine yönelik bu kuşkular, Karalar’ın saptamasından öte, sorumluluk taşıyan her yurttaşın yüreğinde bir yumruydu aslında… Belediye başkanlarının başarılı işler yapmasının, halkla kurulan güven bağının birilerini rahatsız etmesi, aslında aydınlanma yürüyüşünün önündeki en büyük engellerden biri.
Mehmet Aslantuğ; sinema oyuncu olduğunca, çeşitli sosyal platformlarda adından söz ettiren, sistem yanlılarına karşı tepkisini göstermekten uzak durmayan, iş bulup/ bulmama zorluklarına boyun eğmeyen bir sanatçı. Panelin ilk konuşmacısı… Adana’nın ekinsel birikimine vurgu yaparak, “dokunarak yaşayan” kent tanımını yaptı. Adana ile Yaşar Kemal’in/ Orhan Kemal’in yapıtları arasında kurduğu bağın ekinsel önemini belirtti.
***
Aslantuğ’un bundan sonra dedikleri oturup üzerinde konulacak konular… Panelin konusu hem “cumhuriyet”, hem de “aydın sorumluluğu” olunca, ne anlam çıkarılmasını şöyle anlattı; “Cumhuriyet yalnız bir yönetim biçimi değil, kuşaktan kuşağa aktarılan bir bilinçtir, bu bilincin korunması da herkese düşer, herkes nöbetini tutar…”
“Cumhuriyet” ile birlikte bir ulus durağanlıktan kurtulmuştur… İçe kapanmaktan/ yöneteme kul olma baskısından/ anlamadığı dile hapsolmaktan/ hakları gasledilmekten kurtulmuş; birey olmuştur, kadınların seçim hakkı olmuştur, geçmiş kuşaktan öğrendikleri/ gelecek kuşağa bırakacakları olmuştur. Onun için de “cumhuriyet bir bilinçtir, korumak için nöbet tutmak zorunludur!”
Ya “aydın sorumluluğu…” Aslantuğ’a göre “aydın”; başta bedel ödemeyi göze almaktı… Yalnız “bilmek/ düşünce üretmek” ile sınırlandırılması doğru değildi, yitirme pahasına karşı durmaydı/ uğraş vermeydi… Sanatın estetik anlamının dışında toplumsal olayların tanıklığı ödevini de yerine getirmesi gerektiğine vurgu yaparken “sanatçı topluma birebir ayna tutmaz, kırık ayna gibi gerçekleri yansıtır” dedi. Aslantuğ, konuşmasının sonunda, yeni bir dille yeni bir anlayışın zorunluluğuna değindi.
***
Cumhuriyetin kazandırdığı ‘birey olma’ hakkının meclis çatısı altında yer yer dile getiren Gamze Taşçıer, panelin diğer konuşmacısı… Bir politikacıdan “aydın” tanımını duymak/ beklemek o denli kolay değil! “Aydın” denildiği zaman ötelenen, önü kesmeye çalışılan, konuşturulmayan, gerekirse sorgulama odalarında gündüzleri gecelerine karışan kaç örnek versek azdır! Taşçıer, “Aydın” kimliğini anlatırken; “bedel ödemeyi göze alan” saptamasına yer verip, tarafsız olamayacağını, adalet/ özgürlük/ demokrasi anlayışıyla iç içe olduğunu dile getirdi. Cumhuriyet’in kuruluşunda “taraflar” oldukları bilinen, bedel ödemeyi göze alanların verdikleri uğraş sonucunda kazanımlar elde edildiğine vurgu yaptı. “Aydın” olmak “taraf” olmaktı; haksızlığa, açlığa, hukuksuzluğa ödün vermemekti…
“Kadın devrimidir,” dedi Taşçıer, Cumhuriyet’in özünü tanımlarken. Kadının varlığını evden çıkarıp kamusal alana taşıyan, ona seçme, seçilme hakkı tanıyan bu büyük dönüşümün, bugün neden karşı duruş sergilendiğini sarsıcı bir biçimde sergiledi. Bir politikacı olarak, yaşanan sorunların temelinde bu tarihsel kazanımların aşındırılmak istenmesinin yattığını dile getirirken, cumhuriyetin kadınlara sunduğu özgürlük alanının daraltılmasının, aslında toplumun tamamını soluksuz bırakılması anlamına geldiğini belirtti.
İşte Taşçıer’in “kadın devrimi” olarak nitelediği Cumhuriyet kazanımlarına sahip çıkmak, Karalar’ın en başta işaret ettiği o “evrilme” kaygısına karşı en güçlü duruştur. Aydın sorumluluğu; baskıyla daraltılmak istenen bu özgürlük alanını genişletmek, birey olmanın onurunu her şeyin üzerinde tutmaktır. Birileri hep bedel öderken, “iktidarlara” yakın olanlar hep üst basamaklara tırmanıyor, haksızlıklara boyun eğiliyordu. Onun için; yaşanan tüm tıkanmışlıkların aşılması, ancak aydının bu tarihsel süreçte korkusuzca “taraf” olmasıyla olanaklıydı. Bu dik duruş, Karalar’ın dile getirdiği o toplumsal endişeyi umuda dönüştürecek tek yoldur.
Sürecek…