İBRAHİM FAİK BAYAV
Rahman Suresi’nin 39’ncu ayeti şu: ”Fe yevmeizin la yüs-elü an zenbihi insün ve la can”. Bu ayet Türkçeye, ”işte o gün ins ve cin, günahından sorulmaz” şeklinde çevriliyor.
Akla şu soru gelir: O gün, günah mı işlenmez?.. Yoksa işlenen günah mı görülmez?
Şu da sorulur: ‘Zenb’ sözcüğü ‘günah’ demek midir? Kelimeleri irdeleyelim:
‘Yevmeizin’: يَوْمَئِذٍ Bu kelime, önceki ayette anlatılan semanın inşikakı gününü işaret eder. Yani ‘dehşet’ diye tanımlanan, şaşkınlık veren bir olayın vuku bulduğu zamanı… O gün ‘verdeten ke’l-dihan’ kelimesinin işaret ettiği bir olay meydana gelecektir.
‘insün’ اِنْسٌ ve ‘cannün’: جَانٌّ Bu iki sözcük, oluşumun görüldüğü bölgede ‘yerli’ ve ‘yabancı’… ya da yerşelik ve misafir iki çeşit insan grubunu tanımlar. Türkçeye ”Günahından sorulmaz” şeklinde çeviri yapıldığında, kimlerin nasıl bir günah işlediği sorulur. Türkçeye ‘günah’ olarak çevrilen ‘zenb’ kelimesi zihnimize yerleşmi olan günah anlamında değildir. ‘Zenb’ sözcüğünün anlamı, sonraki ayetteki ”alai rabbiküma” ifadesine uygun olmalıdır. Kelimeyi irdeleyelim:
‘Zenb’: ذَنْبِ Kur’an’ın çeşitli ayetlerinde görülen bu sözcük, genellikle ‘günah’ anlamında kullanılmış. Mealciler de her gördüklerinde ‘günah’ karşılığı olarak Türkçeye çeviriyorlar.
Müslümanlar, ilmihal bilgisi dışında başka şey öğrenmeye fırsat bulaadıklarından, affa uğrasın dileğinde bulundukları ‘günah’ teriminin ne olduğunu da bilmiyorlar. ‘Günah’ sözcüğününün anlamını bulmak için Kur’an’daki bir ayete bakalım:
Mesela Nisa Suresi’nin 23’ncü ayetindeki şu ifade: فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْۘ ”Fe la cünaha aleyküm”.
Bu ifadedeki ‘cünah/günah’ sözcüğü, Diyanet’in iki çeşit mealinde ‘sakınca’ şeklinde gösteriliyor.
Bayraktar Bayraklı ve Mustafa İslamoğlu’nun mealinde ‘mahzur’ şeklinde gösteriliyor.
Eski mealcilerden Hamdi Yazır ve H. Basri Çantay’ın meallerinde ise ‘beis’ şeklinde gösterilmiş.
Bu açıklamaya göre Rahman 39’daki ‘an zenbihi’ عَن ذَنْبِهِ kelimesi, ‘mahzurundan’ veya ‘sakıncasından’ şeklinde anlam içerir. ”la yüs-elü an zenbihi insün ve la can” ifadesi, önceki ayetlerde işaret edilen hava balonları hakkında, yerli ve yabancılar için mahzurunu veya sakıncasını sormaya gerek olmadığını işaret eder. İnsanlar korkmuyorsa balonun sepetine binerler ve yükselirller ve hava denizinden gezinirler.
Rahman Suresi 40: ”Fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban”.Rabbinizin görüntüsü hoş hangi nimetini yalan sayabileceksiniz?
Rahman Suresi 41: ”Yüarefü el-mücrimüne bi simahüm. fe yüehazü bi en-nevasi ve’l-akdam”. Bu ayet Türkçeye ”Suçlular simalarından tanınır, alınlarından ve ayaklarından tutulur” şeklinde çevriliyor.
Şu sorulur: Kimler nasıl bir suç işlemişlerdir?.. Mealcilerimiz ‘el-mücrimün’ kelimesini niçin ‘suçlular şeklinde Tütkçeye çeviriyorlar?.. Bizim bugün bildiğimiz polisiye suçlardan biri midir işlenen suç? Yoksa ‘el-mücrimün’ kelimesiyle işaret edilen şey başka bir şey midir?.. Hadi, İrdeleyip anlamaya çalışalım:
‘Cereme’ fiili bir kişiye herhangi bir şey için ‘kesme’ hareketin yaptırıyor. Ayette mücrimun’ olarak tanımlanan kişiler, neyi kesecektir? Mesela koyunun üstündeki yünü kesecektir. Mesela, Hurmayı kazanç için dalından kesecektir. Yani, bir şeyleri ddiğer şeylerden ayıracaktır. Hukuk literatürüne geçen ‘cürmümeşhut’ terimi, bir insanın diğer insanı hayattan ayırdığını anlatır.
Konu, Kapadokya balonlarıyla ilgili olduğundan, ‘İcram’ fiil masdarından türetilen ‘mücrimun’, balonların yer ile bağlantısını kesen kişiler demek oluyor. ”Simalarından tanınırlar” dendiğinde, o kişilerin tecrübeli ve ehil oldukları kariyerleinden ve davranışlarından bellidir, denmiş olur.
Rahman Suresi 42: ”Fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban”.Rabbinizin size lütfettiği hangi hoş ve eğlenceli nimetini yalan sayabileceksiniz?
İbrahim Faik Bayav
(23.09.2025 10:10)