İSMAİL KÜÇÜKÖZEN
Bir ülkenin geleceği, eğitim sisteminin adaletine ve şeffaflığına bağlıdır. Ancak son günlerde gündeme oturan diploma skandalları, bu temel taşın ne denli çatırdadığını gözler önüne seriyor. Sahte diplomalar, usulsüz geçişler, torpille alınan belgeler… Peki biz neyi ölçüyoruz? Bilgiyi mi, bağlantıyı mı?
Değerli takipçilerim, tam 45 gündür sağlık sorunlarımla uğraştım ve siz değerli okurlarımdan bu konumumdan dolayı uzak kalmak zorunda kaldım. Şimdi ise artık inşallah sahalardayım ve doğru dürüst ve mertçe köşe yazılarımla siz değerli takipçilerimin huzurundayım.
Gün geçmiyor ki Ülkemizde sıkandalar bitmiyor. Vay efendim şunun sahtesi, vay efendim şu sınavda sorular çalındı, vay efendim şurada sorular çuvallarda bulundu, mühürsüz oy pusulaları falan ilçenin deresinde çuvallarla bulundu.
Vay vaylar ile 25 sene geldi geçti. Şimdi de Makedonya’da adam üniversite açmış patlamış darı satar gibi diploma üretip satıyor. Kıbrıs’ta üniversite açmış akşam git sabah diplomanı al misali. Ver parayı çal düdüğü derler ya, ver parayı hangi branştan diploma istiyorsan al diplomanı.
Diploma, bir bireyin bilgi birikiminin ve emeğinin resmi bir belgesi olmalı. Ancak bazı çevrelerde bu belge, sadece bir “etiket” haline gelmiş durumda. Gerçekten o eğitimi almış mı? Sınavlara girmiş mi? Yoksa sadece bir imza ve mühürle “hak sahibi” mi olmuş?
Bu sorular, sadece bireyleri değil, tüm sistemi sorgulamamıza neden oluyor. Çünkü sahte diplomayla makam sahibi olan biri, sadece kendi ahlaki çizgisini değil, o makamın saygınlığını da yerle bir ediyor.
Şimdi sorsan bu iki tane Üniversite açmış ve işleten kişiler Vatan Millet Sakarya da vallahi mangalda kül bırakmazlar ve sorduğunuzda Vatan Millet Milliyetçisiyiz derler. Hâlbuki milyonlarca vatan evladı 75 puanlarda, 80 puanlarda atanayım diye ümitleniyor. Bu gariban vatan evlatları bilmiyorlar ki siyasiler önce o meşhur yeminlerini MECLİS kürsüsünden ederler ve sonrasında meclis koridorlarında yanlarında KPS sınavlarında başarısız olmuş torpilli evlatlar meclis kontenjanından bir bakmışsınız filan bakanlıkta iş başı yapmış hem de ballı maaş ile.
Öte yandan garibin çocuğu ehliyet almak için çırpınsın dursun her sınavda 1500 TL ödeme yapsın, diğer tarafta torpilli çocuklara ise ehliyet ayaklarına gelsin. Hani rahmetli Turgut Özal memur ve asgari ücretliler için bir benzetme yapmıştı, “ORTA DİREK” diye, sağolsunlar bu iktidar 25 senede bu deyişi de ortadan kaldırdı.
Bu skandalların ortaya çıkmasında gazetecilerin ve bağımsız araştırmacıların emeği büyük. Ancak asıl görev, denetim mekanizmalarında. YÖK, üniversiteler, kamu kurumları… Her biri bu belgelerin doğruluğunu teyit etmekle yükümlü. Peki neden bu kadar çok sahte diploma “gözden kaçıyor”?
Göz yummak, görmezden gelmek, sessiz kalmak… Bunlar da bir tür suç ortaklığı değil mi?
Bilgiye Saygı, Topluma Saygıdır
Diploma skandalı, sadece bir belge sahteciliği değil; aynı zamanda bilgiye, emeğe ve topluma yapılan bir saygısızlıktır. Gerçekten çalışan, okuyan, sınavlara giren gençlerin hakkını gasp etmektir. Bu yüzden bu mesele, sadece bireysel değil, toplumsal bir yara.
Diploma, bir kağıt parçası değil; bir emeğin, bir yolculuğun, bir hakikatin belgesidir. Onu sahteyle kirletmek, sadece o belgeyi değil, bir toplumun vicdanını da lekelemektir.
Bu skandalların üstü örtülmemeli. Aksine, her biri titizlikle incelenmeli, sorumlular hesap vermeli. Çünkü adalet, ancak hak edenin hak ettiği yerde olmasıyla mümkündür.
Şimdi bu işin sonu siyasi olarak ne olur derseniz, Bu konu Mecliste kurulmuş olan komisyonu falan geride bırakır ve mecliste diploma skandalı her yeri bürokratları vekilleri her kesimi sallar. Bence zaten bu konu Meclise de sıçrar ve duyumlarımız Mecliste en az 40 üzerinde bu tip diploma olduğu gelen duyumlar arasında ne olur derseniz, bunların vekilliği düşerde Alın size sözün özü ufukta değil valla da kapının ağzında ERKEN SEÇİM.