14 Mayıs 2026 Perşembe
Vertiv, Acciona’nın Madrid Veri Merkezinde Soğutma Enerjisi Tüketimini Yüzde 70 Azalttı
KOZAN'IN KURTULUŞU VE MİLLİ RUH
Sevgi, takvimde işaretli günlere sığdırılacak bir duygu değildir
Çok Sert Ergenlik İsyanı mı Ya da Kontrol Edilebilen Dengeli Bir Ergen mi?
GENÇLİK GELECEĞİN TOHUMUDUR
İRAN SAVAŞI DÜNYA İÇİN BİR FIRSATA DÖNER Mİ?
ALİ KILINÇ
Çocukluk yıllarımızda haziran ayı girince babam rahmetli, ambarlarımızı kontrol ederdi. Biz de çocuk merakı ile bakar neyin nesidir diye sorardık. “Bir yıl boyunca uğraştık didindik, yakında buğdayları hasat edeceğiz. Ambarı kontrol edip delikleri kapatmazsak fare buğdayları taşır ambar boşalır. Ambara farelerin dadanmasını mutlaka önlemek gerek, yoksa aç kalma tehlikesi ortaya çıkacaktır.” derdi.
Bizler de bir ramazan boyunca gayret ettik. Oruçlarımızla, teravihlerimizle, iftarlarımızla, sahurlarımızla, zekât, fitre ve sadakalarımızla sevap ambarımızda seviye baya yükseldi, Rabbim kabul eylesin. Sevap ambarlarımıza dadanan farelere karşı sevaplarımızı muhafaza etmeliyiz. Bu farelerin cinslerini haset, gıybet, kin, nefret ve iftira olarak saymak mümkündür.
Evet, bunlar sevap ambarımızı delip boşaltan ve sosyal ilişkilerimizi zehirleyen farelerdir. Çoğumuz bunun farkında değiliz. Buğdayları götüren fareleri yok etmek kolaydır. Delikleri kapatırız ve eve bir de kedi alırsak meseleyi büyük oranda çözeriz. Ama sevap ambarımızı delen farelerle mücadele çok daha zordur. Çünkü bunlar gözle görünmez, bizlerin üzerinde gezer ve hatta bizdenmiş gibi görünür, ama hep başımızı belaya sokar. Bunun için bu farelere karşı daha dikkatli ve daha ciddi mücadele şarttır. Daha hassas gözlerle durumu takip etmek gerekir.
İnsan vücudunda iki türlü hastalık vardır, fiziksel hastalık, ruhsal hastalık. Fiziksel hastalıkların temelinde genellikle yanlış ve yetersiz beslenme yatar, buna bir de özellikle kış aylarında soğuk hava koşullarını da eklemek mümkündür. Ruhi hastalıklarımızın çoğunun temelinde de haset yatmakla beraber, küçük çeşitlerini de dile getirmek söz konusudur. Haset duygusu tam olarak kontrol altına alınmazsa, yerine, zamanına ve kişisine göre bunun gıybet, kin, nefret, iftira, riya, kul hakkı ve haksızlık karşısında susmak olarak kendini göstermesi mümkündür. Haset öyle bir ateştir ki haset edeni de karşısındaki kişiyi de yakar. Bazen de haset edene daha çok zarar verir. Peygamber efendimiz (a.s) hadisi şeriflerinde “Hasetten sakının, çünkü haset ateşin odunu yakıp yok ettiği gibi, haset de iyi amelleri yer bitirir.” buyurmaktadır.
Ramazan ayı boyunca geceleri sahura kalkarak, gündüzleri yeme-içmeyi terk ederek bir takım tatlı sıkıntılara katlandık. Bir bakıma maddi ve manevi yönden test edildik. Bu kazanımlarımızı kolayca heba etmeyelim, haset ve türevlerine karşı tedbirli olalım. Az da olsa ibadetlerimize devam edelim.
Hak vaki olup bu dünyadan göçtüğümüzde, vardığımız yerde, bizden mal, mülk, şan, şöhret, makam mevki değil, temiz bir kalp ve salih ameller istenecektir. Yüce rabbimiz de “O gün ki ne mal fayda verir, ne oğullar. Ancak Allaha selim bir kalp ile varandan başka.(Şuarâ Sûresi 88,89).
Bağdatlı Rûhî de aşağıdaki mısraları ile “temiz kalp” hususuna dikkat çekmektedir.
“Sanma ey hâce ki senden zer ü sîm isterler
Yevme lâ-yenfeu”da kalb-i selîm isterler.”
(Ey hoca, senden altın ve gümüş isteyeceklerini sanma. “Mal ve evladın fayda vermediği günde” temiz bir kalp isterler.)
Temiz bir kalbin isteneceği o günde Rabbim bizleri mahcup etmesin.