İBRAHİM FAİK BAYAV
Rahman Suresi’nin 43’ncü ayeti şu: ”Hazihi cehennemü, elleti yükezzibü biha el-mücrimün”.
Mealciler bu ayet ifadesini, işte bu, suçluların yalan saydıkları cehennemdir” şeklinde Türkçeye çeviriyorlar. Halbuki ‘mücrim’ sözcüğünün anlamı, (önceki yazıda) 41’nci ayet tevilinde 42’nci ayet ifadesine uygun şekilde belirtildi. Mücrimün tanımı yapılan kişiler, kazanç meşguiyeti için ‘kesme’ işlemi yapan kişilerdir. Artık neyi kesebiliyorlarsa… Bu surede ‘mücrimun’, Kapadokya’da hava balonlarınıın yer ile bağlantısını kesen kimseler oluyorlar.
”Hazihi cehennemü…” هذِه جَهَنَّمُ kelimesi, ”işte bu, cehennemdir” demektir… Ayet kelimesi nereyi işaret ediyor? Asırlar sonrasında, kapodokya adlı yerin cehennemden işaret taşıdığı fark edilecek midir acaba?
Cehennem nedir?.. Nasıl bir görüntüsü vardır?
‘Cehennem’ terimi, günah işleyenlerin öldükten sonra gidecekleri yer anlamında, Türkçeye geçmiş. Büyükten küçüğe tüm müslümanlar böyle bilirler. Lakin, ‘cehennem’ sözcüğü, yeri geldiğinde başka anlamlarda da kullanılır. Mesela ”Cehennem kütüğü” gibi… ”Cehennem olası…” ”Cehennem suratlı” gibi.
Arapça-Türkçe lügatte ‘cehennem’ teriminin geliş yeri İbranice olarak gösteriliyor. Bu ayette kullanılmasının hedefi de herhalde İsrailoğulları’na dönük olmalıdır. Biz ayet ifadesini günümüze bakacak şekilde irdeleyelim.
‘Mücrim’ اَلْمُجْرِمُ terimi, önceki ayet açıklamasında belirtildiği gibi, hava balonlarının havalanması için yerle bağlantısını kesen kişi şeklinde belirttik. Hava balonlarının işletildiği Kapadokya, cehennem görüntüsü veren oluşumlarla doludur. Ama insanlar ”görülecek yer” anlayışıyla geziyorlar oraları.
Balonların icat edildiği 18’ncü yüzyıla kadar, hava balonlarının icadı ve onlarla haada gezinti yapılacağı söylenmiş ya da ima edilmişse tekziple karşılanmıştır. Önceki ayetlerde okunan ”aktarı’s-semavat” ve ”tenfizü” ifadesini o zamanın insanları duyduklarında, ne demişlerdi acaba? Müminlerin dışındaki insanların tekzip etmişliği… belki Hazreti Muhammed’le alay etmişliği, Müslümanların gözlerinin önüne gelebiliyor mu? ‘Cehennem’ tanımı, bu babda anlatıldığında, ‘mücrimun’ kelimesinin bu zamana ait tanımı da tekzip edilip yalanlanacaktı.
Rahman Suresi 44: ”Yetufüne beyneha ve beyne hamimin an”.
Bu ayet ifadesi de Türkçeye ”Onlar cehennem ateşiyle kaynar su arasında dolaşır dururlar” şeklinde çevriliyor, Ve bu çeviri tüm Kur’an meallerinde aynı şekilde yer alıyor. Halbuki bu ayette ‘cehennem’ sözcüğü geçmiyor. Kullanılan sözcük ‘hamim’ sözcüğüdür. ‘Hamim’ ne demektir?
‘Hamim‘ حَميمٍ terimi, kızdırılan fırının oluşturduğu sıcaklığı tanımlar. Ya da herhangi bir ateşin yaydığı sıcaklığı…
‘Beyneha’ بَيْنَهَا kelimesi ”onun arasında” anlamındadır. ‘Onun arasında’ demek, mesela muhafazalı bir kabinin korunakları arasında anlamında olabilir.
‘Beyne hamimin’ بَيْنَ حَميمٍ kelimesi ise, ”sıcaklığın arasında” anlamını veriyor. O sıcaklık fırının kızdırılmasıya, suyun kaynatılmasıyla oluyor. Mesela hamamlardaki sıcaklık gibi.
Hava balonlarının yükselmesi, balonlara alttan ateş verilmesiyle, helyom gazının yakılmasıyla mümkün oluyor. İnsanlar alonla yükseldiklerinde, içinde bulundukları şey ile yakılan ateşin arasında kalmış oluyorlar. ‘Mücrim’, balonu yer ile bağlantısını kesen, havada rüzgar öncülüğünde sevk ve idare eden kişidir. Bolondan aağıya bakıldığında, cehennemin dış görüntüsü denebilecek peri bacaları, -eğlence niyetine izlenir.
‘Yetufune‘ يَطُوفُونَ fiili, lügatte dolaşma olayı şeklinde gösteriliyor. Demek ki, Rahman Suresi içinde ‘cin ve ins’ şeklinde tanımlanan yerli ve yapancı insanlar, kabin ve sıcaklık arasında, cehennem görüntüsü veren beldede, belirlenen süre içinde, dolaşır dururlar.
Rahman Suresi 45: ”Fe bi eyyi alai rabbiküma tükezziban”. Yani, Rabbinizin İlginç nimetlerinin hangisini yalan sayabileceksiniz?
İbrahim Faik Bayav
(29.09.2025 09:50)