İslam dininde namazın, diğer ibadetlerde eşine rastlanmayan müstesna ve hayati bir yeri bulunmaktadır. Namaz, dinin direğidir; O olmadan din binasının ayakta kalması mümkün değildir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), namazın dinin özü ve temeli olduğunu çeşitli hadis-i şeriflerinde ümmetine önemle beyan buyurmuştur:
Dinin Direği: “İşin başı İslam, İslam’ın direği namaz, en zirvesi ise Allah yolunda cihaddır.”
Bedenin Başı Mesafesinde: “İslam’da namaz, vücutta baş gibidir. Namazı olmayanın dini yoktur.”
Hesabın İlk Adımı: “Kıyamet günü kulun ilk hesaba çekileceği şey onun namazıdır. Namazı iyi ise diğer amelleri de iyi olur. Namazı bozuk ise diğer amelleri de bozuk olur.” (Taberânî)
Peygamberimizin Son Vasiyeti: Efendimiz (s.a.v.) dünyadan irtihal edeceği son anlarında ümmetine şu vasiyette bulunmuştur: “Namaz! Namaz! Bir de emriniz altındaki kimselerin hakları… Dinden en son kaybolacak ibadet namazdır. Namaz zayi oldu mu bütün din zayi olmuş demektir.”
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de namazın insanı kötülüklerden alıkoyan manevi gücünü şöyle haber verir:
“(Resulüm) Sana vahyedilen Kitab’ı (Kur’an’ı) oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz, hayasızlıktan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı anmak ibadetlerin en büyüğüdür.” (Ankebût Suresi, 29/45)
Hz. Cabir (r.a.) rivayetine göre Peygamberimiz (s.a.v.) namazın günahları temizleme gücünü bir temsil ile anlatmıştır:
“Sizden birinizin kapısının önünden bir nehir aksa ve orada günde beş defa yıkansa, o kimsede kirden bir şey kalır mı? İşte beş vakit namaz kılan kimse de bunun gibidir; Allah bu namazlarla onun hatalarını ve günahlarını siler.” (Müslim)
Enes b. Malik (r.a.) rivayetine göre namaz, Mirac Gecesi’nde ilk olarak elli vakit olarak farz kılınmış, ardından beş vakte indirilmiştir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
“Yâ Muhammed! Benim katımda söz değiştirilmez. Onun için bu beş vakte, elli vakit sevabı yazılır.” (Buhârî, Tirmizî)
Namazın hiçbir şartta terki uygun görülmemiştir. Yolculukta, korku anında veya hastalıkta mutlaka kılınması gerekir.
İnsanın hastalık durumunda dahi şartlarına göre namazı eda etme sorumluluğu devam eder:
Ayakta duramayan oturarak,
Oturmaya gücü yetmeyen uzanarak (ima ile),
Daha ağır bir durumda olan ise kalben Allah’ı anarak bu ilahi görevi yerine getirir.
Kul hakkı dışındaki diğer günahlar için tövbe edildiğinde affolunma ümidi var iken, namaz borcu tamamen terke terk edilecek veya göz ardı edilecek bir yükümlülük değildir.