Kâinattaki canlı-cansız, büyük-küçük bütün varlıklar Yaratıcının azameti karşısında hürmetle eğilmekte ve O’na teslim olmaktadır. Baktığımız her tarafta, Yaratıcının hükmüne boyun eğmiş ve adeta rükû eden bir varlık alemi görülür.
Tüm yaratılmışlar hal diliyle insana çağrıda bulunur: “Gel sen de bize katıl! Eğil, senin ve bütün varlıkların sahibine! Yoktan var edene eğil. Eğil ki, O senin başını eğdirmesin, seni kimseye zelil etmesin…”
Cenâb-ı Hak öyle muhteşem bir nizam kurmuştur ki her zerreye Kendi damgasını vurmuştur. Görmek isteyen gözler için bu işaretler tecelli eder; duymak isteyen gönüller için kâinat adeta haykırır.
Bulutların ve Suyun İtaati: Denizlerden yükselen bulutlar göğe heybetle tırmanır. Ancak başıboş değillerdir; yolları çizilmiştir. Mağrur başlarını itaatle eğip damla damla yere kapanırlar. Bir araya gelip derelere, ırmaklara dönüşürler; tekrar bulut olup Yaratıcının huzurunda eğilmek üzere aşla çırpınırlar.
Toprağın ve Ekinlerin Boyun Eğişi: Yere düşen damlalar ölü toprağa can verir. O canla dirilen ekinler, başaklar ve ağaçlar olgunlaştıkça başlarını hürmetle bükerler.
Gökcisimlerinin Tesbihatı: Yıldızlar ve gezegenler İlahi nura pervane olur; bir an olsun aksatmadan dönerek Yaratanı tesbih eder ve O’na rükû ederler.
Zerrelerden kürelere, insanlardan meleklere kadar bütün varlık alemi bir an bile durmaksızın Yüce Yaratıcının huzurunda rükû halindedir.
Bütün kâinat Allah’ın huzurunda eğilirken, Yaratıcı insanı da bu muhteşem ahenge bilinçli ve iradeli bir şekilde katılmaya davet etmektedir.
Ayet-i kerimelerde şöyle buyurulmaktadır:
“Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin ve rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin!” (Bakara Suresi, 43)
“Ey iman edenler! Rükû edin, secdeye kapanın. Rabbinize ibadet edin. Hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.” (Hacc Suresi, 77)
İnsana düşen görev; bu ilahi buyruğa işitip itaat ederek rükûya varmak, Yaratıcıdan başka hiçbir gücün karşısında başını eğmemek ve kâinatın bu ortak tesbihatına gönülden katılmaktır.