Hüseyin Nihâl Atsız’ın son eseri olan Ruh Adam, Türk edebiyatının en özgün psikolojik ve sembolik romanlarından biridir. Eser, ordudan ihraç edilen eski bir subayın içsel çöküşünü, yasak bir aşkın sürüklediği ruhsal bunalımları ve metafizik hesaplaşmaları konu alır.
Ordudan İhraç ve İzolasyon: Eski Yüzbaşı Selim Pusat, siyasi fikirleri nedeniyle ordudan atılmıştır. Hayatının tek anlamı olan askerlikten kopunca topluma ve eşi Ayşe’ye karşı tamamen yabancılaşır.
Mistik Karşılaşmalar: Pusat, Çamlı Koru gezilerinde gizemli olaylar yaşar. Kendisini Osmanlı prensesi olarak tanıtan Leyla Mutlak ve sürekli karşısına çıkan uğursuz “Yek” ile tanışır.
Güntülü ve Yasak Aşk: Eşi Ayşe’nin liseden öğrencisi olan Güntülü, derin edebiyat bilgisi ve gizemli tavırlarıyla Pusat’ı büyüler. Güntülü, kendilerinin 2000 yıl önceki Mete Han döneminden beri tanıştıklarını iddia eder.
Vicdan Azabı ve İntihar Eden Arkadaş: Pusat, Güntülü’ye tutkuyla bağlanır. Bu süreçte ordudan birlikte atıldığı ve intihar eden arkadaşı Şeref’in ruhuyla konuşmaya başlar. Vicdanı ve tutkusu arasında sıkışır.
Büyük Mahkeme: Ağır bir içki ve ruhsal çöküntü gecesinde Yek, Pusat’a bir mahkeme çağrısı getirir. Öte dünyada kurulan bu ilahi mahkemede Pusat, “aşk suçu” ve sadakatsizlik üzerinden yargılanır.
Sonsuz Belirsizlik: Mahkeme kararıyla bir Türk bahadırıyla dövüşüp yenilen Pusat, hastanede uyanır. İyileştikten sonra her şeyi geride bırakarak bilinmeze doğru evi terk eder.
Otobiyografik Ögeler: Selim Pusat’ın askerlik tutkusu ve tavizsiz kişiliği, Atsız’ın kendi hayatından ve mizaç yapısından izler taşır.
Psikanalitik ve Sembolik Yapı: Eser, geleneksel tarihi romanlardan farklı olarak bilinçaltı, reenkarnasyon ve ilahi adalet gibi metafizik temaları yoğun biçimde işler.
Çifte Gerçeklik: Romandaki olayların hangisinin gerçek, hangisinin Pusat’ın hezeyanları olduğu belirsiz bırakılarak okuyucuda güçlü bir tekinsizlik hissi yaratılır.