Kur’an-ı Kerim, insanoğluna doğru yolu gösteren hidayet rehberidir. Ancak bazı insanlar kendi iradeleriyle sapıklığı ve inkarı tercih ederler.
Âl-i İmrân, Nisâ, En’âm ve diğer surelerde geçen ayetler, hak yoldan sapanların durumunu açıkça bildirir. Ayrıca onların dünyadaki hallerini ve ahiretteki akıbetlerini gözler önüne serer.
İman ettikten sonra inkarda ileri gitmek insanı derin bir sapıklığa sürükler. Yüce Allah bu kimselerin durumunu şöyle açıklar:
“Şüphesiz iman ettikten sonra inkar eden, sonra da inkarda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.” (Âl-i İmrân Suresi, 90)
Münafıklar ise küfür ile iman arasında gidip gelirler. İbadetlerinde samimi değildirler:
“Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiretti inkar ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.” (Nisâ Suresi, 136)
“Münafıklar namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar.” (Nisâ Suresi, 142)
“Onlar küfür ile iman arasında bocalayıp dururlar. Ne müminlere ne de kafirlere bağlanırlar.” (Nisâ Suresi, 143)
Doğru yoldan sapmanın en büyük nedenlerinden biri şeytanın peşinden gitmektir. Bilgisizce hareket etmek insanı ziyana uğratır:
“Beyinsizlikleri yüzünden bilgisizce çocuklarını öldürenler, Allah’ın verdiği rızkı haram sayanlar mutlaka ziyan etmişlerdir. Gerçekten onlar sapmışlardır.” (En’âm Suresi, 140)
“Allah bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık layık oldu. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi.” (A’râf Suresi, 30)
“Şeytan hakkında, ‘Her kim onu dost edinirse mutlaka o kimseyi saptırır ve onu cehennem azabına sürükler’ diye yazılmıştır.” (Hac Suresi, 4)
İnsan hiçbir bilgisi olmadan Allah hakkında tartışmaya girdiğinde azgın şeytanların ardına düşmüş olur.
Allah, insanlara doğru yolu gösterir. Ancak kendi istekleriyle batılı seçenlerin kalplerini daraltır:
“Allah her kimi doğruya erdirmek isterse onun göğsünü İslâm’a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun da göğsünü göğe çıkıyormuşçasına daraltır.” (En’âm Suresi, 125)
“Allah kimi doğru yola iletirse, odur doğru yolu bulan. Kimleri de saptırırsa, işte onlar, ziyana uğrayanların ta kendileridir.” (A’râf Suresi, 178)
“Doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine apaçık bildirmedikçe, Allah bir toplumu saptıracak değildir.” (Tevbe Suresi, 115)
Yüce Allah hiç kimseye haksız yere sapıklık yüklemez. İnsanlar kendi tercihlerinin sonucunu yaşarlar.
Sapıklığa düşenlerin belirgin özelliklerinden biri de Allah’ın rahmetinden ümit kesmeleridir:
“Dedi ki: Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?” (Hicr Suresi, 56)
Mümin daima ümitvar olur. Sadece haktan sapanlar ilahi merhametten ümidi keser.
Ahiret günü geldiğinde hakikatten sapanlar büyük bir pişmanlık yaşayacaklardır:
“Onları kıyamet günü körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüzüstü haşredeceğiz. Varacakları yer cehennemdir.” (İsrâ Suresi, 97)
“Ateş yüzlerini yalar ve onlar orada sırıtır kalırlar. Onlar şöyle derler: Ey Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düşüp sapık bir toplum olduk.” (Mü’minûn Suresi, 104, 106)
Peygamberimiz ve Kur’an, insanları bu kötü akıbetten korumak için uyarıda bulunur. Her insan kendi hidayetinden doğrudan sorumludur.