Hüseyin Nihâl Atsız’ın tarihî romanlarından biri olan Deli Kurt, Osmanlı Devleti’nin Fetret Dönemi sonrasındaki taht mücadelelerini ve bu mücadelelerin gölgesinde yeşeren trajik bir aşk hikâyesini konu alır. Eser; sadakat, kader, gizlenen kimlik ve tasavvufi/mistik ögeleri bir araya getirir.
Gizlenen Şehzade: Yıldırım Bayezid’in oğlu İsa Bey, taht kavgasında öldürüleceğini anlayınca sadık adamı Çakır Bey’e hamile eşini ve doğacak çocuğunu emanet eder. Doğan çocuk Deli Kurt (Murat), şehzade olduğunu bilmeden bir sipahi olarak büyütülür.
Gökçen Kız ve Mistik Aşk: Deli Kurt, Satı Kadın’ın köyünde yaşayan, gözlerinin yeşil ışığıyla etrafındakileri büyüleyen ve bakabilenlerin heyecandan öldüğüne inanılan Gökçen adındaki Türkmen kızına tutkuyla âşık olur.
Savaşlar ve Acı Gerçek: Osmanlı ordusunda savaştan savaşa koşan Deli Kurt, Varna Savaşı ve İzladı Geçidi savaşlarına katılır. İzladı’da ölen Çakır Bey’in bıraktığı mektuplarla kendisinin öz Osmanlı Şehzadesi olduğunu öğrenir.
Kaderin Ağları: Şehzade soyunun devam etmesi durumunda öldürüleceğinden korkan Deli Kurt, doğan oğluna İsa adını verir ancak bunun sevincini bile tam yaşayamaz.
Büyük Trajedi: Savaş dönüşü köyüne gelen Deli Kurt, yaşanan büyük bir sel felaketi sonucu aşkı Gökçen’i, eşini, yeni doğan oğlunu ve tüm ailesini kaybettiğini öğrenir. Yaşama amacını yitirerek atını bilinmezliğe doğru sürer.
Kader ve Mistik Ögeler: Gökçen karakteri üzerinden romana eklenen efsanevi unsurlar, tarihî gerçeklikle mistik havayı başarılı bir şekilde harmanlar.
Kimlik ve Sorumluluk: Deli Kurt’un şehzade olduğunu öğrendiği halde taht hırsına kapılmaması ve bunu gizlemesi, karakterin olgunluğunu ve trajik duruşunu gösterir.
Tarihi Arka Plan: Fetret Dönemi’nin yarattığı güvensizlik ortamı ve Osmanlı’nın Balkanlar’daki amansız fetih mücadeleleri gerçekçi biçimde yansıtılır.