İrfan, edebiyat ve din dilinde “kalp” denildiğinde, çoğumuzun aklına sol göğsümüzde kan pompalayan o et parçası gelmez. Kur’an-ı Kerim’de zikredilen kalp; aklı, duyguları, sevgiyi ve ilahi vahyi içine alan muazzam bir manevi merkezdir. Peki, İslam düşüncesinde ve Kur’an’a göre kalp ne anlama gelir? Bu yüce hakikatin özellikleri nelerdir?
İnsanın özü; düşünceler, dilekler, korkular, ümitler ve sevgilerden oluşan bir bütündür. Bu duyguların hepsi bir noktada birleşen nehirler gibidir. İşte bu nehirlerin döküldüğü birleşim noktasının kendisi, engin bir deniz olan kalptir. Temiz ruh dediğimiz her bağ ve hatta akıl bile bu denize bağlanan birer ırmaktır.
Vahiy ve Kalp İlişkisi: Kur’an-ı Kerim, vahiyden söz ettiği zaman aklıyla değil, doğrudan Resulullah’ın kalbiyle ilgilenmiştir (Necm 1-11, Tekvir 19-24). Peygamber Efendimiz, Kur’an’ı akıl gücüyle veya felsefi delillerle elde etmemiştir. İlahi gerçekleri idrak eden, O’nun pak kalbidir.
Kur’an-ı Kerim’e göre kalp, en büyük idrak vesilesidir. İlahi sözlerin asıl muhatabı insanın kalp kulağıdır. Bu sebeple İslam, bu idrak aracının temiz tutulmasına büyük önem verir.
Kalp Temizliği (Tezkiye): “Kim nefsi ve kalbini tezkiye edip temizlemişse, kurtulmuştur.” (Şems 9)
Kalbin Pas Tutması: Kötü ameller kalbin üzerinde birikir. “Kazandıkları şeyler, üst üste kalplerine yığılmıştır da kalpleri pas tutmuştur.” (Mutaffifin 14)
Kalp Aydınlığı (Furkan): Allah’tan sakınanlara hayırla şerri ayırt etme kabiliyeti verilir (Enfal 29).
Kalbin Mühürlenmesi: Israrla batıla meyledenlerin zamanla kalpleri katılaşır, kilitlenir ve mühürlenir (Bakara 7, Araf 101, Hadid 16).
Tarih boyunca toplumları sömürmek isteyen güçler, önce insanların kalbini fesada uğratmayı hedeflemiştir. Bunun en ibretlik örneği Müslüman İspanya, yani Endülüs’tür.
Hıristiyan krallıklar, Endülüs’ü Müslümanların elinden almak için önce gençlerin ahlakını bozmaya çalıştı. Fuhuş, laubalilik ve içkiyi yayarak Müslümanlardaki azim, irade, şecaat ve ruh temizliğini zayıflattılar. Ruhu ve kalbi hasta olan bu toplum, zayıf iradeleri yüzünden büyük bir yenilgiye uğradı. Günümüzde de emperyalist güçler, okullardan veya üniversitelerden korkmazlar; aksine oralardaki gençlerin ruh ve kalp dünyasını ifsat etmeye çalışırlar. Çünkü kalbi bozulan bir insanın aklı, kendi eline ayağına zincir olur.
Resul-i Ekrem (s.a.v) ve Ehlibeyt imamları, kalbin bu fıtri temizliğine sıkça dikkat çekmişlerdir. Sahabeden biri iyilik ve kötülüğün ne olduğunu sorduğunda, Allah Resulü üç parmağını o kişinin göğsüne vurarak şöyle buyurmuştur:
“Bunu sen kendi kalbine sorsana. İnsanoğlundaki bu kalp, yaratılışı gereğince iyiliklerle aşinadır; onlarla huzur bulur, mütmain olur.”
Ünlü mutasavvıf Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî de Mesnevi’sinde bu hadise atıfta bulunarak, dışarıdaki müftüler ne derse desin insanın asıl fetvayı kendi kalbinden alması gerektiğini şiirleştirmiştir. Eğer bir insan hakikat yolunda halis bir niyetle hareket ederse, kalbi onu asla yanıltmaz.