Toplumda meme kanseri bilincinin giderek artması sevindirici bir gelişmedir. Ancak Acıbadem Maslak Hastanesi Meme Kliniği’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ertuğrul Gazioğlu, hala çok ciddi yanlış inanışlara rastladıklarını belirtmektedir.
İşte tıp dünyasındaki modern gelişmeler ışığında, meme kanseri hakkında doğru bilinen 10 büyük yanlış ve gerçekler:
Toplumda cerrahi müdahalenin tümörü azdırdığına dair çok yaygın fakat tamamen yanlış bir inanış vardır. Çünkü erken dönemde yakalanan meme kanserinde en önemli tedavi seçeneği cerrahi müdahaledir.
Tümörün ameliyatla vücuttan uzaklaştırılması tam tedavi başarısının temel şartıdır. Nitekim kemoterapi ve radyoterapi gibi diğer yöntemler, cerrahiye yardımcı olan destekleyici tedavilerdir.
Birçok kadın ailesinde kanser öyküsü olmasına rağmen doktora gitmek için eline bir sertlik gelmesini beklemektedir. Bu durum sinsi ilerleyen hastalık için çok büyük bir hatadır.
Meme kanserinde genetik miras çok büyük bir önem taşımaktadır. Bu nedenle ailesinde meme kanserli akrabaları olan kadınların, diğer kadınlara göre çok daha erken yaşlarda ve sık aralıklarla kontrollere gitmesi gerekir.
Hastalara aile öyküsü sorulduğunda genellikle sadece anne tarafındaki kadın akrabalar hesaba katılmaktadır. Oysa meme kanserinin genetik riskini anne ve baba tarafı tamamen eşit oranda artırır.
Nitekim bir hastanın halasında meme kanseri olması ile teyzesinde olması genetik açıdan aynı risk değerine sahiptir. Ayrıca ailedeki erkeklerin meme kanseri geçmişi de mutlaka hesaba katılmalıdır.
Modern cerrahi yöntemler sayesinde artık meme kanseri ameliyatlarının çoğunda memenin tamamının alınması gerekmiyor. Gelişmiş tıp merkezlerinde “Parsiyel Mastektomi” yani sadece tümörlü bölümün alınması standart bir uygulamadır.
Günümüzde hastaların dörtte üçünde memenin sadece tümörlü kısmı başarıyla alınmaktadır. Böylece ameliyatlar vücutta hiçbir kozmetik kusur yaratılmadan gerçekleştirilebilmektedir.
Eski yöntemlerde meme kanseri ameliyatı sırasında koltukaltı lenf bezleri tamamen temizlenmekteydi. Ancak bu durum hastalarda kol şişmesi (kol ödemi), kolda güç ve his kaybı gibi ciddi komplikasyonlara yol açıyordu.
Günümüzde ise “Sentinel Lenf Nodülü Biyopsisi” yöntemiyle koltukaltından sadece özel işaretlerle örnekleme yapılmaktadır. Eğer örnek alınan lenf bezlerinde tümör hücresi yoksa, diğer lenf bezlerine kesinlikle dokunulmamaktadır.
BRCA1 ve BRCA2 adı verilen genetik testler, sadece yüksek risk grubundaki küçük bir hasta grubuna uygulanmaktadır. Bu testler hem pahalıdır hem de sonuçları ile her hastanın psikolojik olarak başa çıkması kolay değildir.
Çünkü bu testlerin pozitif çıkması, kişinin hayatının bir döneminde %85 oranında meme, %40 oranında ise yumurtalık kanserine yakalanabileceğini gösterir. Bu nedenle testi yaptıracak kişilerin, henüz kanser oluşmadan iki memesinin de alınıp yerine protez konulması gibi radikal seçeneklere psikolojik olarak hazır olması gerekir.
Erkekler memelerinde bir kitle gördüklerinde meme kanserini kendilerine yakıştırmadıkları için hekime başvurmayı çok geciktirirler. Bu gecikme yüzünden hastalık vücuda yayılır ve tedavi başarısı düşer.
Bu durum erkeklerde hastalığın daha öldürücü olduğu izlenimini doğurmaktadır. Oysa erkeklerdeki meme kanserinin biyolojik olarak daha kötü seyrettiğine dair hiçbir bilimsel bilgi yoktur; erken teşhis edildiğinde erkeklerde de tam iyileşme sağlanır.
Hem yumurtalık hem de meme kanserinin gelişiminde kadınlık hormonu olan östrojenin etkileri çok büyüktür. Bu nedenle ailede yumurtalık kanseri öyküsünün çok olması, meme kanserine yakalanma riskini de doğrudan artırır.
Nitekim BRCA1 veya BRCA2 geni pozitif çıkan riskli hastalarda, meme dokusunun yanı sıra bazı durumlarda yumurtalıkların da cerrahiyle çıkarılması önerilmektedir.
Hiç çocuk doğurmamış olmak, geç yaşta doğum yapmak veya emzirmemek meme kanseri riskini istatistiksel olarak bir miktar artırır. Ancak meme kanserine yakalanan kadınların üçte ikisi bilinen hiçbir risk faktörünü taşımayan kişilerden oluşmaktadır.
Hayati Kural: Kendisinde risk faktörü olmadığını düşünerek kontrolleri aksatmak en büyük tehlikedir. Hiçbir risk faktörü olmasa bile bütün kadınların 40 yaşından itibaren yılda bir kez genel cerraha muayene olması ve tarama mamografisi çektirmesi şarttır.
Meme ameliyatlarında öncelik hastayı kanserden kurtarmaktır ancak estetik görünüm de kadının ruh sağlığı için hayati bir yere sahiptir. Ameliyat sonrasında yaşanan uzuv kaybı hissi, kalıcı ruhsal sorunlara ve beden algısıyla ilgili ağır depresyonlara yol açabilmektedir.
Bu nedenle modern ameliyatlarda plastik cerrahlarla işbirliği yapılarak cildin korunması ve doku onarımı hedeflenmektedir. Memesinin tamamı alınmış hastalarda bile silikon implantlar veya hastanın kendi dokuları kullanılarak yeni meme oluşturulması tamamen mümkündür.
Sağlıklı günler dileriz.
1
KAYD Yönetim Kurulu Başkanı Kaymaz Kanserle mücadelede en önemli artımız doğru tıbbi beslenme
2
Türk bilim insanının icadı dünyada ses getirdi… Meme kanserini erken teşhis edebilecek
3
Tiroid nodüllerinde kanser riskine dikkat!
4
Virüslerle Bulaşan Bir Hastalık: Serviks Kanseri
5
Kolon Kanseri Nedir? Nelere Dikkat Edilmeli?